16 Eylül 2014 Salı

8. Beyoğlu Sahaf Festivali başlıyor


Beyoğlu Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, 17 Eylül-07 Ekim 2014'te Tepebaşı'nda düzenlenecek "8'inci Beyoğlu Sahaf Festivali", kitapların dünyasında yeni bir seyahat vaad ediyor.

Bu yıl İstanbul ve Türkiye'nin değişik illerinden 70 sahafın katılacağı festivalde asırlık kitaplar, tarihe tanıklık eden dergiler, eskiye ait yazılar, eski fotoğraflar, film, tiyatro afişleri, nadide levhalar, mektuplar, kartpostallar ve özel koleksiyonlar, stantlardaki yerini alacak.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan'ın açılışını gerçekleştireceği festivalde mezat da yapılacak. Mezattan elde edilecek gelir, yeni eğitim-öğretim döneminde maddi durumu yetersiz çocuklara bağışlanacak.

Kaynak: TRT Haber


15 Eylül 2014 Pazartesi

Çelimli Çalım 3'ten alıntılar: "Türkiye'nin başına gelecek olan şeyler birilerini ilgilendiriyor."


Latin harflerini kullanmamız icbar edilince birçoğunun söylediği gibi bir gecede cahilleşmedik. Olan şey cahillerin akilleşmesidir.
- Gökhan Göbel

Kemalist Türkiye, Demokratik Türkiye, Özgürlükçü Türkiye, Yeni Türkiye... Anlaşılan birileri yalın Türkiye’den hep rahatsız olmuşlar.
- Yahya Çiftçi

Türkiye, kendisine bigâne olanın bile vazgeçemediği, hakkını teslim etmeye mecbur kaldığı bir ülke, bir kelime.
- Mustafa Deveci

"Yeryüzü bize mescid kılındı" sözü yine dikkatleri Türkiye'den çevirmek için ağızlara sakız edildi. Vatansızlığa açılan kapıların anahtarlarından biri yapıldı.
- Durmuş Küçükşakalak

Türkiye'yi yok etmenin en sinsi yolu "Türkiye'yi büyüteceğiz" vaadidir; Büyük Türkiye. Büyük Türkiye lafı ahaliye nedense cazip geldi. "Evinizi verin, otel yapalım." teklifi bütün mirasyedilerin iştahını kabartıyor.
- Mustafa Deveci

Hayatımızdan iyi olanı, kalitesiyle oynayıp içini boşaltarak, bazen deforme ederek fırsat buldukça yok ederek çıkartıyorlar.
- Sinan Şahin

Mohikanların sonuncusu değiliz. Müslümanların ilki olmaya çalışıyoruz. Bize "El gider Mersin’e, sen gidersin tersine" denilemez.
- Mustafa Tosun

Türk’ü yenmek için Türk’ün attan indirilmesi gerekiyordu.
- Mehmet Ali Yeşil

Paris'te öldürülen üç kadının tabutları üzerine Türk bayrağı konsaydı bütün riski göze alıp cenaze namazlarını kılmaya gidecektim.
- İsmet Özel

Çelimli Çalım'a ulaşmak için:
http://celimlicalim.com/SatisNoktalari


İstiklal Harbi kahramanı Türkiye'nin bir yiğit anası: Kara Fatma





Belgrad'da bir esir: Fuad Bey


Belgrad Kalesi'nde Sırplar tarafından esir alınan Fuad Bey, 1912.


Haksızlık karşısındaki Türk'ün karakteri



Türkler Osmanlı klasik sistemi içerisinde beraya dediğimiz zümre idiler. Reaya Müslim ve gayrimüslim olarak ikiye ayrılıyordu. Biz Türkler Osmanlı’ya haraç vermeyen insanlardık. Diğerleri Osmanlı’ya haraç veriyorlardı. Gençlerin milleti gençliğini, hazine olduğunu ve biraz da cahil olduğunu böylece netleştirmiş oldu. Osmanlı bizden her saniyede istifade etti. Biz de Osmanlı emri altında olmaktan fütur duymadık çünkü bütün Osmanlı tarih boyunca devleti dinle muaheze edebiliyorduk. Osmanlı bir İslâm devleti değildi ama kendini Müslüman olmaktan başka türlü tarif edemiyordu. O yüzden bütün Osmanlı yönetimine bu şeriata uygun mu değil mi diye sorabilirdik. Bu soruyu sorma gücünü gösterenler o gençlerin milleti vasfını koruyan insanlardı.

İsmet Özel, 9 Mart 2014 Yozgat
Konuşmanın tamamı için: İstiklâl Marşı Derneği


Ayasofya Efsaneleri


I.Justinianus (527-565) tarafından Bizans imparatorluk projesinin en önemli simgesi olarak yaptırılan Ayasofya, gerek Bizans gerekse dünya mimarisinin şaheserlerinden biri olarak kültür tarihindeki yerini almıştır. Tarihi ve mimari özellikleri bakımından önemli bir yere sahip olan Ayasofya’ya geçmişten günümüze gelinceye kadar sözlü kültür geleneği de ilgisiz kalmamıştır. Sözlü kültür geleneği içerisinde Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde Ayasofya etrafında pek çok efsane teşekkül etmiştir. İncelenen efsanelerin kapsamı zaman itibarıyla...

Detaylı bilgi ve sipariş için:
istanbulkitapcisi.com/magaza/ayasofya-efsaneleri-ferhat-aslan-p601.html


14 Eylül 2014 Pazar

Türk değilim demek suç mu, günah mı, cürüm mü, kabahat mi? (III)


"He lan bir Türkiye derim başka bir şey söylemem
Haram yemem çocuğuma da ondan lokma yedirtmem."

- İsmet Özel, He Lan


- Elbet Türklüğe liyakat mümkündür. Bu da ancak insanın kendindeki aceleci, cimri, nankör hususiyetleri fark edip ıslah olma istikametinde yön tutuşuyla mümkündür. Tarihin bir çağında bu yön tutma saikiyle Türk olunduğunu anlamak dünyaya zebun olmaktan kurtuluşa, eşyayı süslü ve parlak görmekten vazgeçmeğe methaldir.

- Başarısızların Türk değilim demelerini hayretle karşılamaz oluşumuz bizi ne başarısızlığı mükâfatlandıran aymazlık içine daldıracak, ne de Türk değilim diyenleri mükâfatlandıranların hak ettikleri cezayı geciktirme havalarına sokacaktır. Suyun bulandırılmış olması bizi açlığımızı giderecek balığı avlama amelinden alıkoymayacak.

- Vaziyet ne kadar tuhaf, ne kadar can sıkıcı görünürse görünsün amellerimizin ecrini niyetlerimize göre alacağımıza inanıyorsak ve niyetimiz var olduğunca ömrümüzü emr-i b’il ma’ruf, nehy-i ani’l-münker istikametinde geçirmek ise; mecburuz bulanık suda balık avlamağa.

- Her cismi, her ismi de, cismimizi de ismimizi de yaratan Allah’tır. Hilkatte kusur yoktur. Allah kimsenin sırtına kaldıramayacağı yükü sarmaz.

- Akıl nakle rehberlik edemez. Her ne kadar insan oluşumuzun açıklaması yaratılmışların en şereflisi tarzında yapılsa da yaratılışın ve Yaratıcının sırrını çözmek ne bizim, ne de yaratılmış bir başkasının üzerimize vazifedir. Giderek hilkatte kusur bulmakla şeytanlaşmağa başlanılan yere varmış olacağız. Hilkatte kusur bulduğun an kendini Allah yerine koymuş olursun.

- Vazifemizi yerine getirmekten kaytarmağa bahane uydurmayalım. Kaytarıcı tavrımıza ne avlandığımız suyun bulanıklık derecesi, ne de tutmak istediğimiz balığın cesameti mazeret teşkil edecektir. Bile isteye giriştiğimiz çabada sebat etmeğe, ondan yan çizmemeğe mecburuz.

- Hidayete erdirici de, yoldan saptırıcı da Allah’tır. Kâinata çekilip çevrilme canlılığı veren yalnızca Allah’tır. İnsanın bu hadiseye dahli ise sadece duasıyla olur. Bize mesuliyet yükleyen hayra mı, şerre mi dua ettiğimizdir.

- Kendine hayrı dokunmayanın bir başkasına fayda sağlaması mümkün değil. İslâm, iman, ihsan… Sırayı şaşırmayalım.

İsmet Özel, 14 Eylül 2014
Tamamı için: İstiklâl Marşı Derneği


12 Eylül 2014 Cuma

Sultan II. Abdülhamit'in cuma selamlığı merasimi



Kukla askerler


İngilizler Çanakkale Harbinde, Türk askerlerini kandırmak için siperlere böyle kuklalar koymuşlardı.


11 Eylül 2014 Perşembe

1898'den: Bayburt


Zor durumda kalan Yahudileri kendi topraklarına davet edip kurtaran(?), İrlanda'ya ve hatta Açe'ye bile yardıma koşan "Muhteşem Osmanlı" vardı ya hani. Bu fotoğrafta onu görebilen var mı?


84 yıl sonra ibadete açılan cami


Tek parti döneminde halk evi ve lokale dönüştürülüp uzun yıllar bu şekilde kullanılan Mihrişah Valide Sultan (Küçüksu) Cami, 84 yıl sonra yeniden inşa edilerek ibadete açıldı.

Şurada iki haber mevcut:
- İHA
- Arkitera


10 Eylül 2014 Çarşamba

Ruhumuzu verdik, bedenimizi bize bıraktılar


Türkiye’de kültürel manada bir kimlik inşa edilemedi mi?
Düpedüz bir kültür soykırımı var. Biz soykırım yapmadık ama uğradık, kültür soykırımına uğradık. Bizi belirleyen ne varsa, hangi özellik varsa bunlar yasaklanmıştır. Dilimiz, yazımız, mimarimiz, kılığımız, kıyafetimiz, müziğimiz…1920’lerin ortalarından 1950’lere kadar Türk müziği yasaklandı. Cascavlak kaldık, ne İsa’danız ne Musa’dan. Eskimizi unuttuk. Yeniyi alamazsınız. Avrupalı değiliz, Avrupalı olamayız, olmayacağız da.

Milli Mücadele sonrasında bize bir takas teklif edildiğini belirtiyorsunuz, neyi takas ettik?
“Bedeninizi size bırakalım, ruhunuzu verin” dediler, bütün özelliklerimizden vazgeçtik. En önemli vazgeçişlerimiz, laiklikle dinden vazgeçmemiz, asker millet olma özelliğinden vazgeçmemiz, en hayati öneme sahip olan da dilden, Türkçe’den vazgeçmemiz. Bunu medeniyeti değiştirmemiz için yaptılar. Bütün kültür genetiği dilde saklıdır, kültür genetiğinin DNA’sı dildir. O dil bozulduğu anda geçmişle bütün köprüler atılır. İstediğiniz kadar mimariniz olsun, yemekler kalsın, o dil bitti mi her şey biter. Bizim dille birlikte müziğimiz çok önemli yer tutuyordu.

Ruhumuzu harbiye, mülkiye, tıbbıye ile mi teslim ettik?
Tabii, orada başladı. Sadece onlar değil tabii, kurulan misyon okulları var. Belli bir ihtiyaç maddesi zorunlu tutuluyor. Mesela bugün giydiğimiz ayakkabıları almaya başladık. Kılık kıyafet devrimi oldu, şalvarın, kasketin, fesin vahşet olduğunu, medeni olmak için pantolon, ceket giymemiz gerektiğini söylediler. Niye fes giydiğimde vahşi oluyorum, şapka giydiğimde medeni oluyorum diye kimse sormamış.

Prof. Dr. Teoman Duralı


İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri


İstanbul’da Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları döneminde birçok tarihi yapı inşa edilmiş, İstanbul adeta bir açık hava müzesine dönüştürülmüştür.

İstanbul’un 100 Kaybolan Eseri İstanbul’un, doğal afetler veya bilinçli tahribat ile ortadan kalkmış, kaybolmuş ya da kaybolmaya yüz tutmuş tarihi eserlerinin hatırlanması amacıyla hazırlanmıştır. Bu eserlerin kısa hikâyelerinin arşivlerden çıkarılan eski resimleriyle birlikte okuyucuyla buluşması şehrin geçmişi ve aynı zamanda bugünü adına oldukça...

Detaylı bilgi ve sipariş için:
istanbulkitapcisi.com/magaza/istanbulun-100-kaybolan-eseri-fatih-guldal-p335.html


Şol Cennetin Irmakları



Güfte: Yunus Emre
Beste: Münir Nûreddin Selçuk
Makam: Segâh


8 Eylül 2014 Pazartesi

Kanlıca'dan Boğaz'a bakış (1880'li yıllar)


G. Berggren arşivinden.