21 Aralık 2014 Pazar

Vaveyla

Nâmık Kemal
(21 Aralık 1840 - 2 Aralık 1888)
Bu güzellikte hiç bu çağında
Yakışır mıydı boynuna o kefen?
Cisminin her mesamı yare iken
Tuttun evladını kucağında
Sen gider isen bizi kalır sanma
Şühedan oldu mevt ile handan
Sağ kalanlar durur mu hiç giryan?
Tende yaştan ziyadedir al kan
Söyleyen söylesin sen aldanma!
Sen gidersen bütün helak oluruz
Koynuna can atar da hak oluruz

Nâmık Kemal, Nefta 2

Mehmet Âkif ve milliyet

Mehmet Âkif Ersoy
(20 Aralık 1873 - 27 Aralık 1936)
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz.
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz.

19 Aralık 2014 Cuma

TYB İstanbul'dan: Savaş ve Edebiyat







Güzel Âşık Cevrimizi



Güzel aşık cevrimizi
Çekemezsin demedim mi
Bu bir rızâ lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi

Yemeyenler kalır naçar
Gözlerinden kanlar saçar
Bu bir demdir gelir geçer
Duyamazsın demedim mi

Bu dervişlik bir dilektir
Bilene büyük devlettir
Yensiz yakasız gömlektir
Giyemezsin demedim mi

Çıkalım meydan yerine
Erelim Ali sırrına
Can ü başı Hak yoluna
Koyamazsın demedim mi

Âşıklar kara baht(ı) olur
Hakk'ın katında kutl'olur
Muhabbet baldan tatl'olur
Yiyemezsin demedim mi

Pir Sultan Abdal Şahımız
Hakk'a ulaşır rahımız
On'ki imam katarımız
Uyamazsın demedim mi

Güfte: Pir Sultan Abdal
Beste: Hâfız Sebilci Hüseyin
Makam: Nihâvend
Tanbur, Solist: Özer Özel
Ney: Ercan Irmak
Klavye: Gökhan Kırdar

18 Aralık 2014 Perşembe

Mısır'daki Türk Milliyetçisi Asmaî ve Yazımız


Osmanlıca, Osmanlı Türkçesi, Osmanlı alfabesi, Osmanlı harfleri gibi bir takım şeylerin sıkça konuşulduğu günlerdeyiz. Osmanlıca, Osmanlı Türkçesi, Osmanlı alfabesi, Osmanlı harfleri gibi bir takım şeylerin sıkça konuşulduğu günlerdeyiz. Bu incelemede bahse konu edilecek kitapla; Osmanlıca diye bir dilin olmadığını, bu topraklarda bilinmiş, söylenmiş ve yazılmış yegane dilin Lisān-ı Türkī yani Türkçe olduğunu yeniden göstermiş olmak, umarım ki gündemle paralel gitmemek açısından dikkate değer olur. Çünkü kitabın asıl mühim olma vasfı, dilimize ve yazımıza yapılan taarruzları o dönemde tek başına defetme çabası gütmesidir.

Devamını okumak için:
tyb.org.tr/yagiz-gonulerden-misirdaki-turk-milliyetcisi-asmai-ve-yazimiz-18118h.htm

Nerelerde



Ey bâd-ı seher ol gül-ü rânâ nerelerde
Çıkmaz sesi hiç bülbül-ü şeydâ nerelerde

Bir hayli zamandır bizi terk eyledi gitti
Ol yâr-ı vefâ'darımız eyâ nerelerde

Cûlar gibi yüz sürmeye eşkim ki revâdır
Elbet bulur ol kâmet-i zibâ nerelerde

Pervâne gibi cismimi suzâna giderdim
Bilseydim eğer şem-i şebârâ nerelerde

Lûtf'eyle Harabî'ye gel ey bâd-ı seherhiz
Bir bûy getir ol zülf-ü semensâ nerelerde

Güfte: Ahmed Edib Harabî (1853-1917)
Beste: Samet Karadeniz

Türk-i Muhabbet



Çıkarsa âteş-i âhım ocağı dilden ey dilber
Şitâ'nın berd-ü serd'in mahvedip bir anda yaz eyler

- Harabî

Kaynak kişi: Ali Ufkî Bey (17.yy)

Bursa Kız Muallim Mektebinin Talebe Orkestrası (1927)

15 Aralık 2014 Pazartesi

Osmanlı Doğu Vilâyetleri


Ali Emirî Efendi’nin Birinci Dünya Savaşı sırasında kaleme almış olduğu bu eser, Doğu Vilâyetlerini, özellikle Diyarbakır şehrini yakından ilgilendirmektedir.

Eserde genel hatlarıyla doğu vilâyetlerimizin zengin kültür ve tarihinin anlatılmasının yanında, bölgenin nasıl Türk hâkimiyetine geçtiği, demografik yapı, Ermeni Meselesi ve eğitimin ve vatan sevgisinin önemi üzerinde durulmuştur. Yazar, son devir Osmanlı aydını ve şark bilimleri alanında devrinin önde gelen isimlerinden birisi olması sebebiyle, meselelere Osmanlı Devleti’nin birlik ve bütünlüğü açısından bakmaktadır. Şark Meselesi’nin fiilî olarak gerçekleştirilmesi için Ermenileri piyon olarak seçen Batılı devletlerin tutumuna karşı, Ali Emirî yörede alınması gereken tedbirler üzerinde durmakta ve bazı teklifler yapmaktadır. Özellikle Taşnakyan ve Hınçakyan gibi Ermeni komitecilerinin olayların dışında kalmak isteyen Ermeniler üzerinde uyguladıkları baskılara eserinde geniş yer vermektedir.
***
Ali Emirî’nin ilme ve kültüre verdiği önemin en güzel göstergesi, başta Türk dili ve kültürünün temel eseri durumunda olan Divân-ı Lügati’t-Türk olmak üzere, pek çok yazma eseri kaybolmaktan ve yurt dışına kaçırılmaktan kurtarmış ve ömrü boyunca topladığı bu kitapları da çok sevdiği milletine hediye etmiş olmasıdır. Bir ömrü dolduracak kadar güçlü olan bu kitap sevgisi Ali Emirî Efendi’ye maddî olarak çok şey kaybettirmiş, fakat milletimize çok zengin bir kütüphane, İstanbul Fatih’teki Millet Kütüphanesini kazandırmıştır.
Ali Emirî’nin milletine vakfettiği kitaplarını Fransızlar satın almak için 30.000 Türk lirası teklif etmişlerdir. Fransızların bu teklifine Ali Emirî’nin verdiği cevap, herkese ders olacak millî bir cevaptır: “Ben kitapları devletimin bana ödediği maaşla topladım. Öldüğüm zaman milletime kalması için! Bir daha böyle bir teklifle gelirseniz sizi buradan kovarım.”

Yedikıta, Mehmetçiğin esir kamplarındaki dramını yazdı


Yedikıta dergisi, Birinci Dünya Savaşı’nda dört bir cephede çok ağır şartlar altında savaşan ve esir düşen yüzbinlerce Mehmetçiğin götürüldükleri, ölümün kol gezdiği, esir kamplarındaki dramını yazdı.

Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi aralık sayısında Birinci Dünya Savaşı’nda esir edilen yüzbinlerce Mehmetçik için dünyanın dört bir yanında kurulan kamplar hakkında dikkat çekici dosya yayınladı. Tarihçi yazar Dr. Ahmet Uçar’ın kaleme aldığı “Savaş’tan Ağır Olanı Esaret” başlıklı yazıda Mehmetçik için kurulan ölüm kampları, çekilen çileler, askerlerimizin hayatta kalma mücadeleleri, daha da acısı Mısır’daki İngiliz kamplarında kör edilmeleri gibi dehşet dolu bilgilere yer veriliyor.

Dr. Ahmet Uçar makalesinde esaret ve ölümün Birinci Cihan Harbi'nin en önemli iki kavramı olduğunu belirterek, “Çoğu 15 ila 25 yaşları arasında 2 milyona yakın insan hayatlarını, vatanları ve kendilerini yönetenlerin idealleri uğruna feda etmiş, 1 milyon kadarı da esaret kamplarında çile çekmişti.” diyor.

202 Bin Mehmetçiğin Esaret Trajedisi

“Esaret tarihi sadece genç Mehmetçiklerin ve onları yöneten yiğit subayların Mısır çöllerinde, Hindistan’ın bunaltıcı ikliminde, Burma bataklıklarında, Sibirya’nın buz kaplı dağlarında, Korsika ve Guyan zindanlarında çektikleri çileden ibaret değildir.” diye yazan tarihçi yazar Dr. Ahmet Uçar, esaret tarihinin bize anlattıklarını makalesinde şöyle özetliyor:

“Bu tarih bizlere, esirlerimizin gittikleri bölgelerde elle yazıp, karbon kağıdı ile teksir ettikleri gazeteleri, hayatını kaybedenlerin medfun olduğu şehitlikleri, kaldıkları bölgelerdeki Müslümanların her yolu kullanarak onlara yaptıkları maddi yardımları, hatta hayatlarını tehlikeye atarak onların vatanlarına dönebilmeleri için hazırladıkları sahte pasaportları, esir Mehmetçiklerin dönüşlerinde Türkiye’ye getirdikleri malullükleri ve şehit olduğuna inanıp arkasından dua eden anasının karşısına bir anda çıkıp onu hıçkırıkla karışık sevince boğan vuslat sahnelerini, kısacası destansı bir yaşanmışlığı, benzeri tarihte çok az görünen en az 202 bin 152 kişinin rol aldığı bir trajediyi de anlatmaktadır.”

İşte Mehmetçiğin Esaret Yaşadığı Kamplar

Yedikıta dergisinde yer alan makalede ayrıca 202 bin 152 Osmanlı askerinin esir tutuldukları kamplar hakkında da bilgi veriyor. İşte Mehmetçiğimizin esir tutulduğu kamplar:


Mısır Kampı: İngilizlerin Çanakkale, Süveyş Kanalı, Filistin, Irak, Yemen cephelerinde esir aldıkları askerlerimizi Mısır’da kurulan Kahire, Heliopolis, Maadi, Billbeis, Seydibeşir, İskenderiye, Ra Et-Tin, Zekazik, Tora, Talil Bekir, Kui Sina kamplarında tutmuşlardır. 100 binden fazla askerimizin bulunduğu kapta 5 bin 839 subay ve ast subay kalıyordu. Bu kamptaki en büyük trajedi askerlerimizin katran kazanlarına zorla sokularak ilaçlı sularla kör edilmeleri dahası yüzlercesinin gözlerinin oyularak çıkarılmasıdır.

Fransa: Çanakkale Savaşı’nda esir edilen 2 bin 500 Mehmetçik Korsika Adası, Marsilya, Montpellier, Beziers, De Lounge, Pontmain, La Chartrouse ve Garaison olmak üzere 9 kampta tutuldular.

Kıbrıs: Irak cephesinde esir edilen 15-20 bin askerimiz Mağusa kampında konuldular.

Hindistan/Burma: Irak Cephesi’nde esir edilen 25-30 bin Mehmetçik İngiliz kontrolündeki Nagar, Sümerpur, Belgaum, Bellary, Kalküta, Kataphar, Tognung, Schwebo, Meiktila, Thatmyo ve Rangoon olmak üzere 11 kampta esaret acısı yaşadılar.

Rusya: Sarıkamış, Doğu Cephesi, Galiçya ve Romanya’da esir edilen 60-70 bin askerimiz Kazan, Samara, Simbirsk, Kostroma Vetluga, Tobol’sk, Krasnoyarsk, Moskova Kozohova, Varnavin, Vetluga, Nikolenski Arhanjelsk, Kaluga, Irkutsk, İrbit, Barnaul, Troyskosavsk, Tataristan, Kazan, Simbirsk, Ufa, Nikolsk ve Vladivostok gibi 50’den fazla kampta tutuldular.

Azerbaycan: Sarıkamış ve Doğu Cephesi’nde esir edilen 3–6 bin Mehmetçik Nargin Adası’nda çile çektiler.

Önemli Esirler Malta’da Tutuldu.

İngiltere’de Man Adası, Irak’ta Bağdat, Basra, Yunanistan’da Selanik ile Malta Adası, San Salvator, Vardela, Baraks, Polverista kamplarında binlerce Mehmetçik esareti bütün acılarıyla yaşadılar.

İngilizler Malta adasında çok önemli gördükleri esirleri toplamışlardı. Bunlar arasında Kutü’l- Amâre’de İngiliz ordusunu perişan eden Ali İhsan (Sabis) Paşa, Teşkilat-ı Mahsusa liderlerinden Eşref Sencer (Kuşçubaşı), Hicaz’ı kahramanca müdafaa eden Fahreddin Paşa ve kurmay heyeti de vardı. Ayrıca 1915 Ermeni Tehciri’ne adı karıştırılan tüm Osmanlı hükümet üyeleri, milletvekilleri, ordu komutanları ve aydınlar da vardı.

Derin Tarih'ten özel sayı: Osmanlı'nın Cihan Harbi
Casuslar Savaşı ve Teşkilat-ı Mahsusa


Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na girişinin 100. Yılında Derin Tarih’ten tarih meraklılarına özel bir sayı! Sonuçları günümüze kadar ulaşan kanlı savaşın perde arkasını alanında uzman isimler masaya yatırdı.

· Şükrü Hanioğlu’ndan İttihad ve Terakki’nin dış siyasetine dair ipuçları
· Mustafa Aksakal’ın kaleminden Alman-Osmanlı ittifakının perde arkası
· Herkesin bildiği sır: Yavuz ve Midilli bahaneydi. Necmettin Alkan’ın üslubundan okumaya ne dersiniz?
· Halifenin Cihad çağrısı İslam dünyasında nasıl karşılandı? Ali Satan cevaplıyor.
· Mustafa Armağan’ın yakın tarihe ışık tutacak hesaplaşması: Mustafa Kemal Paşa’nın zoraki savaşı
· Silah arkadaşlığı mı menfaat ortaklığı mı? Gültekin Yıldız’dan Türk-Alman ittifakının bilinmeyenleri
· Norman Stone Batı Cephesi’nin ölüm teknisyenlerini mercek altına aldı.
· Teknolojik gelişmeler savaşın seyrini nasıl etkiledi? Ölüm kusan makineleri Doruk Akyüz Derin Tarih okurları için yazdı.
· Savaşı omuzlayan isimsiz kahramanların hazin hikâyelerini Tuncay Öğün anlattı.
· Nejat Çuhadaroğlu 1. Dünya Savaşı’ndaki asker kıyafetlerini müzesinde sergilediği maketler üzerinden tanıttı.
· ABD’li Osmanlı askeri tarihi uzmanı Prof. Edward J. Erickson: “Osmanlı tarafsız kalsa daha makul sonuçlar elde edebilirdi”
· Beşir Ayvazoğlu’ndan edebi bir nostalji: Savaş zamanında bir şehir ve bir şair
· Gelibolu Cephesi nasıl filme alındı? Mustafa Selçuk’tan Osmanlı’nın propaganda taktikleri
· Karikatürler üzerinden çizgilerin savaşı… Ali Şükrü Çoruk’un kaleminden
· Teşkilat-ı Mahsusa nedir, ne değildir? Polat Safi tarih meraklılarını aydınlatıyor
· Casuslar Savaşı’nda ilk raunt. Savaşın gizemli askerlerinin üzerine çekilen perdeyi Mustafa Yeni aralıyor.
· Osmanlı ordusundaki Arap subayları saf değiştirdi mi? Mesut Uyar’ın yazısıyla Arap isyanı hakkında bildiklerinizi gözden geçirme vakti · Osmanlı ordu imamlarını biliyor musunuz? Mehmet Beşikçi’nin yazısı sizi bekliyor.
· Lokman Erdemir’den cephe cephe Osmanlı esirlerinin serencamını öğrenmek ister misiniz?

Tarih Metafiziği ya da Kendilk Bilinci


Tarih Metafiziği, insanın evrendeki konumunu felsefi bir temelde incelemektir. Bu bağlamda insan olmayı gerçekleştiren yeteneklerin neler oldukları, bu yeteneklerin tarihî süreci nasıl oluşturdukları ve yönettikleri, insanlığın bir gayesinin olup olmadığının araştırılması tarih metafiziğinin omurgasını oluşturmaktadır. Sıralanan bu sorunlar köken, süreç ve gaye bağlamları altında tartışılmaktadır.

Tarih Metafiziği adlı bu çalışmada modern döneme kadar genel olarak insanların tarihe bakış açılarını yansıtan “tarih düşüncesi”nin yapısı sergilenmektedir. Modern dönem tarih düşüncesini temsil eden “tarih metafiziği”nin özellikleri ve tarih düşüncesinden farklılaşma nedenleri üze- rinde durulmaktadır.

Günümüzde tarihin nasıl yorumlanması gerektiğinin bir örneğini sunan tarihin yapısı, yeni felsefi yaklaşım olarak denenmiştir. Tarihte ilerleme olduğuna ilişkin görüşler “tarihin yönü” bağlamında değerlendirilmektedir. Tarihsel bütünlüğü ve amacı sorunları “tarihte anlam” başlığı altında yorumlanmaktadır.