31 Mart 2015 Salı

Bir zamanlar Kâbe



Bir zamanlar Medine-i Münevvere



Bir zamanlar Sultanahmet



Kimseler gelmez senin feryâd-ı âteş-bârına



Makam: Uşşak
Güfte: Ahmet Rasim Bey
Beste: Şevki Bey

Kimseler gelmez senin feryâd-ı âteş-bârına
Yandın ey bîçâre dil yandın melâmet nârına
Ye's-i sevdâ rengi çökmüş gül gibi ruhsârına
Yandın ey bîçâre dil yandın melâmet nârına


Gül hazîn, sümbül perîşan, bâğ-ı zârın şevki yok

 ;

Makam: Bayâtî
Güfte: Recâîzâde Mahmut Ekrem
Beste: Rahmi Bey

Gül hazîn, sümbül perîşan, bâğ-ı zârın şevki yok
Dertnâk olmuş hezârın nağmenkârın şevki yok
Başka bir hâletle çağ?lar cûy-i bârın şevki yok
Âh eder inler nesîm-i bî-karârın şevki yok
Geldi ammâ neyleyim sensiz bahârın şevki yok


Oğuzhan Bahtiyaroğlu: Nihâvend Ezan



Elektrik kesildiğinde düşlediğim şeylerden biri ezanı mikrofonsuz hoparlörsüz, makam bilen ağızlardan işitmek. Sabâ, bayâtî, rast... Şifa. Eskiden bilhassa perşembeleri ikindi ezanı nihâvend okunurmuş. Oğuzhan Bahtiyaroğlu geleneği sürdürüyor.


30 Mart 2015 Pazartesi

Sultan II. Mahmud'un Dikilitaşı (Acıbadem)

II. Mahmud'un padişahlık dönemi 1808 - 1839 tarihleri arasına tekabül eder. Tanzimat Fermanı'na giden yolun mimarı olduğu şüphe götürmeyen bir gerçek. Günümüzde hâlâ modernleşme süreci tartışılıyor, Tanzimat Fermanı sorgulanıyor. II. Mahmud da zamanında sorgulanmış bir padişah. Kimileri uzun zamandır uyuyan Osmanlı'yı uyandıracağı düşünerek onu mehdi olarak görmüş, kimileri de gâvur padişah sıfatını uygun bulmuş. Mehdi mi gâvur mu onu tarihten önce vicdanlar belirler. Tarihte bir Türk tarafından atının kuyruğu çekilerek "gâvur padişah!" tepkisine maruz kalan padişahlardan sadece biridir II. Mahmud. Konumuza mazhar olacak kendisinin dikilitaşı da, aslında gâvur adeti.

Adlî mahlasıyla şiirler yazmıştır II.Mahmud. Bu onun çok ince, hassasiyetlere sahip biri olduğunu akla getirmesin. Oldukça sert, merhametsiz bir adammış Allahüalem. Hükümdarlık sürecinde şimdiye dek uzanan olaylardan biri Vaka-i Hayriye. Yeniçerilerin epey kanlı biçimde ortadan kaldırılması bu şekilde adlandırılmış, hayırlı olay. Müslümanın Müslümanı öldürmesi ne zamandan beri hayırlı diye sorası geliyor insanın... Bir padişahın kendi askerini topa tutması ise anlaşılacak bir şey değil. Ucunda bucağında ne olursa olsun. Kadir Mısıroğlu, Necip Fazıl'ın tarih yorumları hakkındaki bir eleştirisinde şöyle der: "Yeniçeri kitabını okuyan Yeniçerilere düşman olur!"

Ocak ortadan kalınca ve tepkiler yoğunlaşınca padişah Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adıyla bir ordu kuruyor hemen. Avrupai tarzda eğitim görmüş askerlerden müteşekkil bir ordu. Kendisi de Avrupai tarzı seviyor. Giyim olarak, mimarî olarak, musikî olarak ve eğitim olarak. Bu yüzden Müslümanların nezdinde sıkıntılı bir padişahtır ve pek de hayırla anılmaz. Aldığı beddualardan mı bilinmez vereme yakalanmış. Ömrünün son günlerinde sıkıntı ve acı hiç eksik olmamış. Her fırsatta gittiği Üsküdar'da bir Çamlıca Kasrı yaptırmış. Arada bir gider hava alırım diye. Orada da vefat etmiş. Türbesi Çemberlitaş'ta. Bu büyük kabristanda nice şairler, gazeteciler ve devlet adamları yatıyor, 11 de sanduka bulunuyor: II. Mahmud, II. Mahmud'un ablası Esma Sultan, II. Mahmud'un eşi ve Abdülmecid'in annesi olan Bezmiâlem Valide Sultan, II. Mahmud'un oğlu Abdülaziz, II. Mahmud'un torunu II. Abdülhamid, Abdülaziz'in oğlu Veliaht Yusuf İzzeddin Efendi, Abdülaziz'in oğlu Mehmed Şevket Efendi ve II. Abdülhamit'in kızı olan Şadiye Sultan.


Yazının içindeki üç siyah beyaz fotoğraf da 1938 yılında çekilmiş. Şimdi Acıbadem olarak bilinen semtimizin Küçük Çamlıca taraflarına yakın olan bölgesi. Doğancılar Sokak. II. Mahmud buraya sık sık gelir hatta ailesini de getirirmiş. Yaptırdığı Çamlıca Kasrı'nın açılış merasiminin akabinde erkanıyla birlikte gezintiye çıkmış. Dikilitaşın olduğu yere bir yumurta koydurmuş ve bin adım saydırmış.

Bin adım uzaklıktan tüfeğiyle yumurtayı ilk atışta vurunca tabi erkanı galeyana gelmiş, alkış kıyamet. "Padişahım bu muhteşem atışınızı taçlandıralım ve buraya anı olsun deyu bir daş dikelim" demişler. Padişah da mutlu olmuş ve tiz vakitte yapılmasını emretmiş. 4-5 metre uzunluğunda ve üzerinde Adlî tuğrası bulunan bu dikilitaş hâlâ yaşıyor. Daha doğrusu direniyor. Yüzlerce evin arasında sıkışmış, eskimiş ve üzerine yazılar kararmış bir hâlde.

1812 yılında dikildiği yazıyor kaynaklarda. Dibinde bir badem ağacı varmış o vakitler. Bu bölgeye, birçok badem ağacı olması sebebiyle ve bu bademlerin acımsı tadından dolayı sonradan Acıbadem adı verildiği yazıyor İstanbul'a dair kitaplarda. Doğruluğunu bilemeyiz ama eskiler de Acıbadem'de bademin bol olduğunu belirtiyor. Belki de şimdilerde kiralarının alacağı vaziyet önceden tahmin edilerek başına bir de "acı" eklenmiştir. Kim bilir?

İstanbul'un neler çektiğini hiçbirimiz bilemeyiz. Tanık olduğu şeyler bir yana, üzerinde taşıdığı yük diğer yana. Ölüleri bir yana, dirileri bir yana. Doğal afetleri, trafiği, yangınları ise bambaşka. İstanbul'da yaşayan hayvanların bile akıbeti ortada. İlber Ortaylı bir röportajında, Topkapı Sarayı'nda gördüğü tuhaflıklardan bahsederken şöyle demişti: "Kargaların bazılarının Sultan II. Mahmud devrini gördüğü açık çünkü bilindiği üzere karga takımı iki asrı geçkin bir ömre sahip.". Hatta bu yüzden kargaların saraya zulmediyor olabileceklerini dahi belirtmiş. Abdülaziz suikastı ve nicesini de düşününce...

Dikilitaşın son hali yanda gördüğünüz gibi. Evlerin arasında kalmış. Üzerine tebeşirle yazılar yazılmış, tuğrası ve altındaki tüm yazılar kararmış. Acıbadem'de bilhassa dikilitaşın olduğu Küçük Çamlıca taraflarında oldukça fazla karga var. Şahsen eve girerken, evden çıkarken bazen zorlanıyorum. Kedilerin mamalarını yiyorlar, güzelim çiçekleri telef ediyorlar, köpekleri bile maskara yapıyorlar. Birine taş atsanız beşi saldırıyor. Maazallah adamın gözünü oyarlar. Çok netameli hayvanlar bu kargalar. Sapandan çok korkarlarmış. Çünkü kendilerine bir şey atmak zor, el gücüyle de canları çok acımıyormuş. Sapandan gelecek taşın acısını çok iyi bilirlermiş. Yine konuyu acıya bağladık.

Acıbadem, dikilitaş, II. Mahmud ve kargalar ilginç bir mevzu. Bu yazı vesile olur da üzerine bir şeyler yazılır belki.

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler


27 Mart 2015 Cuma

Ömer Seyfettin’in hazin ölüm hikayesi


Ömer Seyfettin 23 Şubat 1920’de şeker hastalığından ötürü son durağı olacak Haydarpaşa Hastanesi’ne kaldırılmış, 6 Mart 1920’de ise bu hastanede son nefesini vermişti. Bayazoğlu ünlü yazar Ömer Seyfettin’in hazin ölüm hikayesini şöyle anlatıyor:

Şeker hastası olmuştu ve daha kötüsü bu maraz hızla ilerliyordu. Fakat bundan ne kendisinin ne de o devir doktorlarının haberi vardı.

Olamazdı da zira o zamanlar diyabet ve insülin dünyada bile bilinmiyordu. Her doktora gittiğinde şekerin yaptığı eklem ağrıları için romatizma tedavisi uyguluyorlar ve çıkarken sıkı sıkı tembihliyorlardı: “Aman azizim bol bol portakal, madalina ye, üzüm hoşafı iç” diye.

Böyle diye diye 23 Şubat 1920’de yazarı bir daha kalkmamak üzere yatağa düşürdüler. Ve Ömer Seyfettin 6 Mart’ta Haydarpaşa Hastanesi’nde “Ah Selanik!” diye inleye inleye son nefesini verdi. Nümayiş gibi kalabalık ve öfkeli bir cemaatin huzurunda cenaze namazı kılındıktan sonra Kuşdili’nde Mahmud Baba haziresinde toprağa verildi. Cenazesinden bugüne iki hatıra kaldı. Birincisi, Mahmud Baba haziresinin üzerinden yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle mezarı kaldırılacak ve 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na nakledilecekti. Vefatından 19 yıl sonra kemikleri Asya’dan Avrupa’ya nakledildi.

İkinci ve en acısı, vefatından sonra cenazesi kimsesizlerin cenazeleri gibi Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne kaldırılmış ve orada görevli Sivaslı bir hademe tarafından karnı yarılarak otopsisi yapılmıştı. Kadavrasının fotoğrafını ise kütüphane memuru çekmiş, etrafında toplananlar ilgisiz nazarlarla fotoğrafçıya bakmışlardı. Halbuki önlerinde yatan edebiyatımızın usta kalemlerinden birinin cenazesiydi. Bu ayıp bize yeterdi.

Bir ikincisini yetiştiremediğimiz Ömer Seyfettin sahipsiz ve yapayalnız ölmüş, cenazesi hastanede kesilip biçilmiş ve arkadaşları bundan çok sonra haberdar olabilmişlerdi.

Yusuf Ziya Ortaç, Bir Varmış Bir Yokmuş: Portreler


Konferans: Müslüman Gencin Modern Dünya İle İmtihanı


Prof. Dr. Bedri Gencer
28 Mart 2015 Cumartesi - 17:00
Taya kadın Mahallesi, Haşim İşcan Caddesi,
Ördekli Kültür Merkezi, Osmangazi / Bursa


Ali Reşat Çavuş


Çanakkale Muharebeleri'nde Türk ordusunda gönüllü bombacı olan 15 yaşındaki Ali Reşat Çavuş.


Çanakkale'deki karadenizli askerler (1915)



"AKP pastanın peşindeydi, kaptı"

'İnsanlara konum teklif ediyorlar'
İslami kesimdekiler benim kendilerine benzediğimi sanarak gurur duydular. "Bak, kömünist şair de bizim gibi oldu" dediler. Bu bana bir yıldızlık sağladı. Ama bu aynı zamanda benim ne dediğimi anlamama şartlarını da yarattı. Oysa ben İslamı onların şartlanmalarından bağımsız olarak öğrendiğim için 12'den vuruyordum hep. Ben onların korunma mekanizmalarına ihtiyaç duymadığım için asıl meseleye yöneliyordum. Ben, İslami hareket içinde çok prestijli ama söylediği kulak arkası edilen bir adam olarak yaşadım. İslami kesimde birtakım şeyleri kullanıp sivrilmek soldan çok daha kolaydır. Çünkü Necip Fazıl'dan beri bir tek adamlık, bir üstatlık mertebesi olmuştur bu kesimde. Ve isim sahibi olan insanlar, gizli ve açık olarak buna oynuyorlar. İslami kesimde insanlara asıl meseleden uzaklaşmaları karşılığında birtakım konumlar teklif ediliyor. Ve sonuçta da işte AKP oluyor.


'AKP pastanın peşindeydi, kaptı'
AKP'liler pastayı kapmak isteyen insanlardı. Ve kaptılar da. Kapmak istedikleri şey pasta olduğu için krema da bende olduğu için benim kitaplarımla dolaşmaya başladılar. Bana katılmam için teklifte bulundular mı? Hayır. İsmet Özel'e teklif edilmez çünkü. "Nasıl olsa kabul etmez" diye düşünülür. Ve "Ya, kabul ederse" diye korkulur. Kanal 7'de üç sene program yaptım, bant yayına geçtiler ve "Biz canlı yayında sizden korkuyoruz" dediler. Ben bugün en hafifinden şunu söyleyebilirim ki, AKP'liler içten pazarlıklıdır. Çok daha ağır şeyler söylenebilir tabii. (Bu sırada konuştuğumuz kafenin önünden göbeği açık, derin göğüs dekolteli bir genç kız geçiyor. İsmet Özel, onu işaret ederek sürdürüyor konuşmasını.) Başörtülü kızların bir kısmı bu. Amaçları bu yani. Göbeklerini açan kızlarla aynı amacın peşindeler başlarını örterken.

'İslamcı kesim artık yozlaştı'
Şimdi artık gazetelerde ideolojik yazı yazmayacağım için çok rahatlamış durumdayım. Ben, hayatımı İslami ölçüler içinde düzenlemiş olmaktan pişmanlık duymuyorum. Ama ben bunun bir de yanımda, yöremde benim gibi yaşayan insanlar olması durumunda güzel olacağını düşünerek yaptım. Eğer bende şimdi bir rahatsızlık oluyorsa, bunun nedeni budur. İnsan, kendini biraz soyutlanmış hissediyor. İslami kesim, AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte yozlaştı, kelimenin tam anlamıyla yozlaştı. Artık, İslami kesimde bütün öncelik fakirler için de, zenginler için de çıkar hesabında. Gariptir, nezaket bile kayboldu.

İsmet Özel, 08.10.2003
Tamamı için: Milliyet


Kadir Mısıroğlu'ndan yeni bir kitap:
CHP'nin Günah Galerisinden Sayfalar


Millî hâfızamızı tazeliyoruz!..

Bu eserin (Altı Oku İslâmî İmanın Altı Şartı Yerine Konulmak Üzere İcad Edilmiş Olan: CHP’NİN GÜNAH GALERİSİNDEN SAYFALAR) muhtevası eski ve yeni (günümüz) CHP’sinin bahr-i bi payan (ucu bucağı olmayan) günah galerisini sadece vesika serdederek gözler önğüne sermektir. Tarihî bir arşiv niteliği taşıyan bu eser halkımız ve tarihçilerimiz için tam bir kaynak eser husûsiyeti taşımaktadır.

7 Haziran 2015'e kadar 25 TL yerine 10 TL'dir.

Detaylı bilgi ve sipariş için:
sebilyayinevi.com/index.php?route=product/product&product_id=203


25 Mart 2015 Çarşamba

Kırlar Bahçesi


Hoca bağın-bahçen hayırlı olsun
Yaz gelip geçince içi meyveyle dolsun
Ünlensin, köylerden müşterin gelsin
Arar bulur muyum çiğit yerini

Vardım da tuttum kayısının dalını
Oturdum dibine sordum hâlini
Bölçekamış ettin yolumu
Arar bulur muyum çiğit yerini

Vardım da tarlaya hendeği vurdum
Nettim de felek belimi kırdın
Ektiğim çiğitler çayır mı verdin
Arar bulur muyum çiğit yerini

Muhsin Yazıcıoğlu

* Elmalı köyünde Küçük Muhsin’in en çok sevdiği isimdi Bekir Paşa. Aynı zamanda köy imamı olan Bekir Paşa’nın köy çıkışında bahçeli bir evi vardı. Bir gün hocasını ziyarete gitti. Bahçede yarım metre derinliğinde çukurların olduğunu gördü. Bekir Paşa’ya o çukurları neden kazdığını sorunca ‘Buraya kayısı çekirdeği ekeceğim’ cevabını aldı. ‘Bir çekirdek için bu kadar büyük çukur kazılır mı?’ düşüncesiyle eve döndü ve hocasına atfen ‘Kırlar Bahçesi’ isimli bir şiir yazdı. Kaleme aldığı ilk şiiridir.
[Aktaran: Mehmet Baki]


Muhsin Yazıcıoğlu ve İstiklal Marşı


- Toplumu kendi isteği doğrultusunda değiştirmeye talip olan­lar, önce kendilerini değiştirmekle işe başlamalıdır­lar.

- Millet yanmasın diye kendini ateşe atanların davası olması gereken siyaset, kendisini kurtaranların davası olmuştur.

- Ben siyaseti Allah rızası ve içinden çıkmış olduğum Anadolu insanı için yaptım.

- Ölüm inançsız insanlar için korkunç bir sondur ama inananlar için ne kadar zevkli bir başlangıçtır.

Muhsin Yazıcıoğlu