25 Mart 2009 Çarşamba

Demirel "İnebahtı Şarabı"yla ağırlanmıştı!

Sarkozy, İngiltere Parlamentosu’nda bir konuşma yapacaktı. Şu İngilizlerin tilkiliğine bakın ki, Fransa Devlet Başkanını Trafalgar Savaşı’nı anlatan bir tablonun önünde konuşturacaklarmış. Vay ki vay!

Trafalgar savaşı bize bir şey söylemiyor olabilir; lakin Napolyon’un defterinin dürülüp dünyada İngiliz hakimiyetinin başlangıcı oluşu Avrupalılar için hayatî önemdedir.

Fransız diplomatları da kül yutar mı? İngiltere’nin Fransa’yı mağlup ettiği bu deniz savaşını tasvir eden tablonun önünde devlet başkanlarını konuşturup cümle âleme rezil olmamak uğruna neredeyse bir meydan savaşı verdiler ve sonunda kuralcı İngilizlere, kameraların kadrajlarını ayarlatma mecburiyeti getirdiler; işi, malum tablodan tek bir kare dahi almadan çekim yapma şartına bağladılar. Şöyle anlaştılar: Sarkozy’nin konuşması İngilizlerin dediği yerde yapılacaktı ancak o ‘uğursuz’ tablonun mevcudiyeti zinhar TV ekranlarına yansımayacaktı.

Böylece Fransızlar diplomatik bir skandalı engellenmişlerdi. Ne var ki, ilginç olan nokta, her iki tarafın da karşı cepheye tarih üzerinden mesaj vermek, daha açık söylemek gerekirse, ‘gol atmak’ istemesiydi.

Avrupa’da tarih bilinci dediniz mi, biraz durun. Bizimkiyle kıyas kabul etmez bir üstünlüğe sahip oldukları açık. Trafalgar’ı Napolyon’a dar eden Amiral Nelson’un bir İngiliz tarihçi, Robert Southey tarafından güncel yorumlanışına dikkat isterim:

“Nelson, bugün binlerce İngiliz gencine ilham kaynağı olan bir isim ve bir örnek bıraktı: İftihar ettiğimiz bir isim ile bize bir kalkan ve kuvvet olmakta devam edecek bir örnek.”

Neymiş? Nelson’un ismiyle iftihar ediyorlar ve ondan ilham alıyorlarmış, bir; Nelson İngiliz gençlerine bir “kalkan” ve “kuvvet” oluyormuş, iki.

Yahu bu İngilizler modernleşmemiş miydi? Modernleşmek de geçmişe sünger çekmek ve sadece bugüne ve ileriye bakmak diye belletilmemiş miydi biz Türklere? Geçmişlerine bu denli tapmaları, İngiltere’nin en yüksek heykelini Nelson’a layık görmeleri, Sarkozy’yi Napolyon’un torunu olarak görüp tarih üzerinden Fransa’ya gol atmaya kalkmaları da neyin nesi? Yoksa dünyanın tek akıllı milleti biziz de haberimiz mi yok? Baksanıza, tarihini unutmayı, aşağılamayı, atalarının mezarlarını tekmelemeyi marifet olarak öğretmişiz çocuklarımıza. Ve bunu modernliğin bir şartı olarak sunmuşuz. Tevfik Fikret’in o zehirli diliyle tısladığı gibi, “Âti ortaya çıkınca mâzi silinmeli” demişiz.

O zaman şöyle bir çatala takılıyoruz: Ya onlar modern değil ya biz fena halde oyuna gelmişiz. Peki biz de Ziya Paşa gibi “Eyvah bu bâziçede bizler yine yandık/Zira ki ziyan ortada, bilmem ne kazandık” mı diyeceğiz? (’Bâziçe’, oyun demektir.) Biraz öyle. Hatta çokça öyle. Nereden mi çıkarıyorum bunu? Bundan tam 10 yıl önce devrin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İspanya’ya yaptığı ziyaret geldi de aklıma, oradan.

Hiç unutmuyorum, 5 Mart 1998 günü “Hürriyet” gazetesini okurken gözlerimin ıslanmasına mani olamamıştım. Bir haberde aynen şunlar yazılıydı:

“Kral Juan Carlos’un Cumhurbaşkanı Demirel’in onuruna verdiği akşam yemeğinde ilginç bir olay yaşandı. Yemekte, Osmanlı donanmasının yakıldığı, Sokullu Mehmet Paşa’ya ‘Biz sizden Kıbrıs’ı alarak kolunuzu kestik, siz bizim donanmamızı yenerek sakalımızı ‘traş ettiniz’ dedirten İnebahtı’nın adını taşıyan şarap ikram edildi. Turizm Bakanı İbrahim Gürdal şarabı Cumhurbaşkanına gösterdi. Cumhurbaşkanı gülümsemekle yetinirken, Gürdal, ‘Ama turizm için iyi bir şey. Bu Türkiye’yi hatırlatacaktır’ dedi. Bu sırada Kral Carlos’un da bu diyaloğu izlediği ve gülümsediği gözlendi.”

Bu iyi bir şey diyen bir kültür bakanı ve bizimkilerin hal-i pür-melaline gülümseyen İspanya Kralı. Bir şu hazin manzarayı gözünüzün önüne getirin, bir de Sarkozy’nin adamlarının tarihleri uğruna verdikleri cansiperane mücadeleyi. Ve karar verin: Bir tarih bilincimiz var mı? Olanı da, Bakan Gürdal gibi turizmin tapınağına kurban etmiyor muyuz?
Durun. Daha bitmedi anlatacaklarım.

Hulusi Turgut, yaklaşık 4,5 yıl sonra “Sabah” gazetesinde, onuruna verilen yemekte Demirel’in arkasında bir tablo asılı olduğundan söz ediyordu (10 Ağustos 2002). Bu tablo besbelli kanlı bir savaşı tasvir ediyordu. Peki hangi savaşı?

Elin İspanyolu, misafirinin arkasına, Barbaros’un Haçlı donanmasını yenilgiye uğrattığı Preveze Deniz Savaşı’nın tablosunu koyup şirinlik gösterisi yapacak kadar enayi değil ya, tabii ki, İspanyolların Osmanlı’yı ilk büyük yenilgiye uğrattıkları İnebahtı deniz savaşı tablosunun önüne oturtmuşlardı Cumhurbaşkanımızı.

Hulusi Turgut, tabloyu Demirel’e gösterdiğini ve bunun üzerine yemeğin ‘boğazına düğümlendiği’ni yazıyor. Bence çarpıtıyor. Çünkü fotoğraflarda hiç de öyle tepkili bir hali yok Demirel’in. Oysa bu tam bir skandaldır ve gereken cevabı anında vermek yakışırdı Barbaros’un torunlarına. Hani şu kol-sakal cevabı en azından… Ama nerede? Bu vahim skandal üzerine fakirden başkası tek satır yazmadığı gibi hiç unutmuyorum, o günün gazeteleri Nazmiye Demirel’in arabanın kapısına sıkışan parmağını dillerine dolamışlardı.

Ben şimdiden geçtiğimiz mart ayında Başbakan Erdoğan’ın Kral Carlos’la birlikte önünde basın açıklaması yaptıkları Zarzuela Sarayı’ndaki tablonun şifresini çözmeye koyuldum bile. Size tavsiyem, bundan sonra tablolara dikkat edin. Şifre oralarda gizli çünkü. Adamlar Da Vinci Şifresi’ni boşuna mı yazdılar sanıyorsunuz?

Mustafa Armağan


3 yorum:

  1. Yıllarca 27 Mayısı kullanıp halktan oy toplayıp daha sonra çıkıpta '27 Mayıs darbesi haklı bir darbedir' deme cüretini gösteren bi adamdan daha onurlu bi duruş beklemek saflık olurdu zaten...

    Demirel Türk Siyasi Tarihine sürülmüş kara bir lekeden başka birşey değildir...

    YanıtlaSil
  2. ne yazikki bu bilinc atatürk ile gene kazanildiydi ondan sonrada unutturulmaya calisiliyor

    YanıtlaSil
  3. sakin olun arkadaşlar, demireli neden kınıyosunuz? davranışı gayet normal, yanındaki turizm bakanı ibrahim gürdalın hareketleride.onlar kendi özlerine ve efendilerine göre hareket ediyorlar. biz neden kendi özümüze göre harekat etmiyoruz??

    YanıtlaSil