TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

23 Mart 2009 Pazartesi

GATA’da yaşar Abdülhamid

Yıllardan 1898’dir. Bonn Üniversitesi’nden bir grup namlı doktor İstanbul’a çağırılmış ve ülkedeki tıp okullarının Avrupa ülkelerinin (”muasır medeniyet”) seviyesine çıkartılmasıyla görevlendirilmişlerdi. Bu arada beklenmeyen bir gelişme olmuş, o zamanlar İstanbul’daki tıp eğitimini tekellerine almış bulunan Fransız hocalar Almanlarla çalışamayacaklarını bildirip tepki göstermişlerdir. Bunun üzerine Alman doktorlara ayrı bir hastane açılmasına karar verilmiş ve en uygun yer olarak Sarayburnu’ndaki Gülhane Rüşdiyesi binası seçilmiştir. Bina kısa zamanda 150 yataklı bir hastaneye dönüştürülmüş ve Almanya’dan getirilen son sistem araç ve gereçlerle donatılmıştır.
Başlangıçta sivil bir hastane olarak açılan “Gülhane Tatbikat Mektebi”nde zamanın en ileri klinik ve laboratuvar çalışmalarının gerçekleştirildiğini Nuran Yıldırım’ın “İstanbul Ansiklopedisi”ne yazdığı maddeden öğrenmekteyiz (cilt 3, s. 440). Aynı yazıda, o zamana kadar Avrupa’dan paketler halinde ithal edilmekte olan sargı bezleri yerine hastanenin bahçesinde ufak bir fabrika kurularak yerli imalata başlandığı da bildiriliyor. Sarayburnu’ndaki hastane yeterli gelmediği için yine Abdülhamid zamanında bu defa Haydarpaşa’da askerî ve sivil okulları birleştirecek büyük bir tıp okulu kompleksinin yapımına girişilmiş, 1909’daki taşınmanın ardından Balkan ve Dünya savaşları sırasında tamamen askerî bir hastane haline getirilmiştir. Hastane Cumhuriyet döneminde Topkapı Sarayı’nın gölgesinde başladığı hayatında yeni bir kavşağa girmiş, 1941’de Ankara’ya taşınmış, 1947’de ise ismi GATA’ya çevrilmiştir. (Ufak bir not: İstanbul’daki Haydarpaşa Askerî Hastanesi de, 1980’de çıkartılan bir kanunla GATA’ya dahil edilmiştir.) Böylece Abdülhamid’in temellerini attığı kurumlardan biri daha Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine kurulduğu sağlam birikimin öncüsü oluyordu...

Bir iyi, bir kötü örnek. Gül bahçelerinden çöplüğe ve Gülhane Tatbikat Mektebi’nden GATA’ya. Bu size neyi hatırlatıyor bilmiyorum; ama bana bir tek şeyi hatırlatıyor: Geçmişin bugünde nefes alıp verdiğini. Kâh çöplük olarak, kâh en modern bir kurum olarak. Seçin, alın...

Mustafa Armağan
(Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı - Sayfa 178)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder