16 Mart 2009 Pazartesi

Mustafa Kemal, Vahdeddin konusunda nasıl yanıltıldı?

Bugün üzerinde duracağımız örnek ise bildik bir konuda: Vahdeddin hain miydi? Bu soru son yıllarda artık eski enteresanlığını yitirmişse de, yine de taraftar buluyor. Vatan hainliği ithamına net ve tarafsız bir tanım getirmedikçe galiba ilgi çekmeye devam edecek.

Nedir vatana ihanet ve kimin hain olduğuna son tahlilde hangi merci karar verecektir?
Mesela bundan 50 yıl önce Nazım Hikmet vatan hainiydi devlete göre. Bugün ise böyle düşünenlerin sayısı azınlıktadır. Peki ne değişmiştir aradan geçen sürede? Nazım, bir mahkemede aklanmıştır da onun için kitapları serbestçe basılabilmekte, şiirleri kapış kapış kasetlerde yerini almaktadır? Hayır. Herhangi bir hukukî beraati olmadı; ama Nazım’a 1950 şartlarında vurulan hain damgasının esasa değil, devrin şartlarına dayandığı, dolayısıyla o şartlar ortadan kalktığı (komünizm çöktüğü) için suçlamanın gereksizliği anlaşıldı.

Ancak Vahdeddin'in ihaneti hakkındaki tartışmalar kolay son bulacağa benzemiyor. Çünkü Vahdeddin'in hainliği iddiasının da hukukî olmadığı, tıpkı Nazım’da olduğu gibi siyasî ve konjonktürel sebeplerden kaynaklandığı anlaşılırsa onun üzerine bina edilen bütün iddialar, mesela Osmanlı tarihinin son dönemi hakkındaki yorumlar çökme tehlikesi geçirecektir. Bu yüzden, 2005 Temmuz’unda Süleyman Demirel’in isabetle (!) teşhis ettiği gibi, Vahdeddin'in hain olduğunun bilinmesinde daha bir süre yarar vardır!

Şimdi TBMM’ye uzanalım ve Gizli Zabıtları karıştıralım. 1921 yılını içeren cildi elimize alalım ve başlayalım karıştırmaya. Tam da bu yazıyı yazdığım 8 Şubat gününe gelelim. Biraz önce Mehmed Âkif, Meclis kürsüsünden ilk ve son defa konuşmuş, sonra bazı milletvekilleri Âkif’in Padişah’a yazılacak mektubun taslağı üzerinde görüşlerini belirtmişlerdir. Nihayet kürsüye Mustafa Kemal Paşa çıkmış ve Milli Şairimizin Sevr konusunda işgal kuvvetlerinin süngüsü altındaki Halife-Sultan Vahdeddin'in meşruiyetini kaybettiği için TBMM’yi tasdik ve kararlarını kabul etmesini isteyen ifadelerini eleştirmiştir. Ona göre Meclis’in, meşruiyetini başka hiçbir merciye tasdik ettirmeye ihtiyacı yoktur. Kaldı ki, der, Mustafa Kemal, Hilafet makamı aslında “mühmel”dir, yani boştur.

Neden peki? Çünkü, bu “çünkü” çok önemli, Mustafa Kemal’e göre Sultan Vahdeddin, antlaşmanın imzası öncesinde, 22 Temmuz 1920’de toplanan Saltanat Şûrası’nda “Sevr muahedesini... bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir.” Dolayısıyla TBMM’nin, İngiliz süngüsü altındaki “esir padişah”ın onayına ihtiyacı yoktur.

Peki olay hakikaten Mustafa Kemal’in açıkladığı gibi mi cereyan etmiştir? Yani Saltanat Şûrası’nda ‘Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın’ denilmiştir de, Vahdeddin de ayağa kalkmak suretiyle onu kabul mü etmiştir? Yoksa...

Vahdeddin'in Saray Başmabeyncisi, yani özel sekreteri Lütfi Simavi’nin “Osmanlı Sarayının Son Günleri(Pegasus Yayınları, 2006, s. 328) adlı hatıralarında anlattıkları gerçekten de şaşırtıcıdır. Simavi’ye göre Vahdettin, bırakın oylamada ayağa kalkmayı, açılış nutkunu okuduktan sonra salonda bile durmamış, çıkıp gitmiştir.

Siz gözlerinizi ovuşturmaya devam ederken ben Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’ndaki silah arkadaşlarından ve aynı zamanda Vahdeddin'in damadı olan, yani iki tarafa da eşit mesafede duran birinin, İsmail Hakkı Okday’ın “Yanya’dan Ankara’ya(Sebil Yayınları, 1994, s. 385-386) adlı hatıralarını masama getirip okuyayım da dikkatle dinleyin:

“Nihayet ‘Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın’ denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi. Vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâr’a bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi. Hatta Ayan’dan Topçu Feriki Rıza Paşa, ‘Biz Padişah’a hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak Damat Ferid’in oyununu açıkça protesto dahi etti.”

Şimdi o ayağa kalkma meselesi anlaşıldı mı acaba? Özetleyelim o halde:

1- Bir kere bu tür şûralarda padişahın oy hakkı yoktur ki! O, konuşulanları dinler, kararın kendisine bildirilmesini ister ve sonuçta onaylar veya onaylamaz.

2- Ayağa kalkarak oylama yapılması çağrısı yapılınca padişah, konumu gereği dışarı çıkmış ve o çıkarken şûra üyelerinin hepsi saygılarından ayaklanmış, bu da Damat Ferid tarafından Sevr’in onaylandığı şeklinde yorumlanmış, yani oylama tam anlamıyla bir oldubittiye getirilmiştir.

3- Rıza Paşa ise oyuna geldiğini anlayınca oylamayı protesto maksadıyla yerine oturmuş ve bu yüzden de aleyhte çıkan tek oy onunki sayılmıştır.

4-Kuşkusuz 1921 Yazı gibi feslerin bir baştan öbürüne uçuştuğu bir ortamda meselenin içyüzünü bilebilecek durumda olmayan Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir gibi Milli Mücadele önderleri, ayağa kalkıp Sevr’in imzalanmasını onayladığı sonucunu çıkararak Vahdettin’in hainliğine hükmetmişler, bu da onun ihanetine yeterli delillerden biri sayılmıştır.

Fazla söze ne hacet! İşte tarihte yanlış anlamaların nereden kaynaklandığına yakıcı bir misal.

Mustafa Armağan

18 yorum:

  1. en büyük hatasının tevfik paşa ve damat ferit'i sadrazam olark görevlendirmek olduğunu kabul etmiş biri. damat ferit'in kirli oyunları yüzünden hain olarak damga yemiştir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah rahmet eylesin yoksulluk ve hastalık içinde Rahmeti Rahmana ulaştı. Yanılarak veya kandırılarak bu ne yedüğü bilinmez şahsiyetsizleri safrazam yapılırsa saltanat felakete sürüklenir

      Sil
  2. işin kötüsü tüm mal varlığını Mustafa Kemal'in bizzat eline vermiş ve aradan birkaç gün sonra memleketi terk etmesi istenmiştir..

    YanıtlaSil
  3. Ama damat feridi neden 5 kez ardarda sadrazamliga getirmistir, ben bunu anlayamiyorum. 1 kez, 2 kez anlasilir. Ama bunun hata oldugunu bilip neden surekli Damat feridi sadrazam yapmistir?

    YanıtlaSil
  4. II.Meşrutiyet'ten sonra Padişahların kudretli otoritesi son buldu. Artık atamalarda veya anlaşmalarda söz hakkına sahip olmadılar. Sürekli tehdit ve sürekli zorlamalarla bakanlıklarını kurdular. İttihat ve Terakki cemiyetinin, hatta sonrasının oluşumları nasıl Sultan Mehmed Reşad'ı padişah yaptıysa, Damat Ferid'i de sadrazam yapmıştır. Ayrıca Damat Ferid'in arkasında çok büyük mason localarının ve ingiliz hükümetinin de desteği vardır. Sultan Vahdeddin şahsi keyfiyeti için böyle bir haini sadrazam yapmamış, buna zorlanmıştır. Masonlar öyle komplolar kurmuşlardır ki, Damat Ferid'in padişah olmamasına şaşmak lazımdır. Örneğin
    Sultan Vahdeddin'in kızkardeşi Mediha Sultan ile Damat Ferid'i evlendirmişler sonrasında da Vahdeddin'in hanımına yakınlaştırmışlardır.

    Sayın Murat Bardakçı ise, Damat Ferid'in hain olmadığını söyler. Açıklaması ise gayet kısa ve nettir. "Çünkü aptaldır o, hain olamayacak kadar aptal..." der onun için. Bizim görüşümüz ise hem aptal hem de hain olduğudur.

    İngilizlerin gözüne girebilmek ve yalakalık yapmak için 90 tona yakın Osmanlı cephanesi ve yine tonlarca kurtuluş savaşının cephanesini boğaza döktürdüğü raporlarda yazılıdır..

    YanıtlaSil
  5. 1. maddede "padisahin oy hakki yoktur, o en sonunda kendisine getirilen karari onaylar yada onaylamaz" demissiniz. Peki sevr in karari, Damat Ferit tarafindan oyuna getirilse bile, neden Padisah onaylamamaya gitmemis?

    YanıtlaSil
  6. Sorunuzun cevabı 2.maddede ve gayet açık:

    "Ayağa kalkarak oylama yapılması çağrısı yapılınca padişah, konumu gereği dışarı çıkmış ve o çıkarken şûra üyelerinin hepsi saygılarından ayaklanmış, bu da Damat Ferid tarafından Sevr’in onaylandığı şeklinde yorumlanmış, yani oylama tam anlamıyla bir oldubittiye getirilmiştir."

    YanıtlaSil
  7. Anladim.
    Yeni okumaya basladigim Turgut Ozakman'in "Su Cilgin Turkler" adli kitabinda da Vahidettin hakkinda agir yorumlar var, ki bir kismi hakkinda yazar kaynak da vermis. Mesela sayfa 17 de:
    "Vahidettin 30 Mart 1919 da, Damat Ferit araciligiyla, bizzat kendi eliyle hazirladigi tasariyi Ingiliz Yuksek komiseri Amiral Chorpe a ulastiracaktir. Tasarinin ozeti sudur: Osmanli Imparatorlugunun 15 yil sureyle Ingiliz somurgesi olmasi."
    Buna kaynak olarak da Sina Aksin, Istanbul Hukumetleri, sayfa 234, verir ve bircok kaynakta da ayni buna yer verildigini soyler.

    Sahsen Istanbul hukumetlerini okumadim. Bu tasari konusunda bilginiz var mi?

    YanıtlaSil
  8. Direkt Vahdettin eliyle böyle bir tasarı hazırlanmamıştır. Hiçbir okuduğum kitapta da böyle birşey duymadım. Ayrıca şunu biliniz ki Şevket Süreyya Aydemir nasıl Abdülhamid düşmanıysa, Turgut Özakman'da Vahdettin ve Enver Paşa düşmanıdır. Sebebi belli değil..

    İlgili tasarıyı hazırlayan kişi Damat Ferid bile değil ingiliz hükümetidir. İmzalatacak olan maşa görevini gören isim Damat Ferid'dir.

    YanıtlaSil
  9. Bunu Ingiliz hukumetinin hazirladigini soyleyen kaynaklar nelerdir?

    YanıtlaSil
  10. Hakikat Kitabevi (İngiliz casusunun itirafları)

    Mustafa Armağan - Küller altında yakın tarih serisi

    YanıtlaSil
  11. yine Turgut Ozakman'in "Su Cilgin Turkler" kitabinin sayfa 243-244 de Vahidettin ve Ingiliz yuksek komiseri Horace Rumbold arasinda gecen bir konusma var.
    Buna gore Vahidettin: " Ingiltere bu savasi (milli mucadele ve Yunan isgali savasi) neden durdurmuyor, anlamiyorum. Birkac savas gemisini Izmire, bir-ikisini de Karadeniz'e yollamaniz iki tarafi da mantikli davranmaya zorlar"
    Ozakman bunu soyle bitirmis: "Konusma Vahidettinin sizlanmalari ve Yuksek komiserin avutucu cevaplariyla sona erdi".
    Ve konusmanin tutanagi Ingiliz Belgelerinde III. sayfa 593-594 yeraldigi yaziyor.
    Ozakman in Vahidettin dusmani oldugunu soylemistiniz ama bu konusma aynen bu sekilde cereyan ettiyse bu Vahidettinin milli mucadeleye karsi oldugunu gostermez mi?

    YanıtlaSil
  12. 1- İngiliz tutanakları özellikle Osmanlı tarihinde direkt kaynak sayılmaz, sayılmamalı. Nedeninin anlatmaya gerek görmüyorum bile.

    2- Neden bu ülkede en iyi tarihçiler söylenirken Turgut Özakman sayılmaz? İşte yukarıda yazdığınız saçmalıklardan -sizi tenzih ediyorum- ötürü. Vahdeddin'in milli mücadeleye karşı olmadığından tüm tarihçilerimiz hemfikir. Hatta rahmetli Bülent Ecevit bile.

    3- Bütün mirasını kurtuluş savaşı için harcayan, Mustafa Kemal Samsun'a giderken dönemin en iyi gemisini veren -tarih kitaplarında harap gemi olarak geçer!- bir padişah'a hain diyen tarih cahili, dedirten de bir haindir.

    YanıtlaSil
  13. Vahidettin in bir osmanlı padişahına hiç ama hiç yakışmayacak davranışlarda bulunduğu kesin olan birşey belgelerle de açık açık kanıtlanır.ingiliz belgelerini kastemiyorum.bizim arşivlerimizde de var. Bütün tarihçilerimizin hemfikir olduğunu arkadas nerden çıkartmış merak ettim.ayrıca dönemin en iyi gemisi dediği geminin ne perişan bir halde olduğunu bilmek için birazcık tarih bilgisine sahip olmak yeter.

    Ama ben de Vahidettin e hain demiyicem sonuçta 1918 yılında tahta çıkmış hem de tahta hiç hazırlanmamış.

    YanıtlaSil
  14. "Belgelerle açık açık kanıtlanılır. Bütün tarihçiler hemfikirdir."

    Hangi tarihçiler? Neye dayanarak bunu "sallıyorsunuz"? İlber Ortaylı, "son padişah asla hain değildir" der. Buna katılan halil inalcık, ahmet akgündüz, yılmaz öztuna, ismail hami danişmend, ismail hakkı uzunçarşılı gibi tarihçilerimiz var. Başka kim kalıyor geriye? O geminin perişan halde olmadığını artık 10 yaşındaki çocuklar biliyor ancak siz hala öğrenememişsiniz. Müzesine gidin gerçeği görün. Üzülüyorum sizin gibi sığ kafalı, araştırma duygusundan uzak ve hala ilkokul seviyesinde kalmış tarih "okuyucu"larına..

    Ayrıca okuyabiliyorsanız şunu da okuyun:
    http://gizlenentarihimiz.blogspot.com/2009/05/gec-gelen-itiraflar-ve-gercekler.html

    Anlayana..

    YanıtlaSil
  15. Vincenzo, 17 Haziran'daki Vahdettin ve Rumbolt arasındaki konuşmanın olduğu İngiliz kayıtlarının Osmanlı'yla ilgili doğrudan kaynak sayılmaması gerektiğini savunmuşsunuz. Bu bence yanlış. Çünkü Osmanlı'yı anlamak için yalnız bizim değil; Doğu Roma'nın, Vatikan'ın, İtalya'nın, Rusya'nın, Fransa'nın, İran'ın, Macaristan'ın, Yunanistan'ın, İspanya'nın, Avusturya'nın vb. arşivlerinin de kullanılması gerekir. Çünkü Osmanlı'nın bu devletlerle değişik zaman ve düzeylerde ilişkileri oldu. Bu ilişkilerin onlarca nasıl görüldüğü bilmek te önemlidir. Aksi halde doğru hüküm veremeyiz.

    YanıtlaSil
  16. Selam Cem. Yazı bana değil Mustafa Armağan'a ait. Yazıların sonuna mutlaka bakalım lütfen. Biz burada genel olarak "katıldıklarımızı" paylaşıyoruz.

    Kaynak meselesine gelince, batının kaynakları incelenmeden elbette Osmanlı Tarihi tam anlamıyla değerlendirilemez. O konuda herkes hemfikir.

    YanıtlaSil
  17. yahu benim anlamadığım bir insanın hele hele bu OSMANLI'da paşa olmuş sadrazamlık makamında oturmuş bir insan nasıl olurda vatanına bu kadar düşman olur. hilafeti ve saltanatı ayaklar altına alır

    YanıtlaSil

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.