TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

16 Mart 2009 Pazartesi

Yavuz’un küpesine ve bıyığına takılmak


1. Yavuz denilince akla ilk gelen bu resim gerçekten de ona mı aittir?
Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki bu yağlıboya resmin saraya nasıl geldiği ve hangi ressamın eseri olduğunu bilmiyoruz. Ancak oldukça yakın bir dönemde, muhtemelen 19. yüzyılda ve bir Avrupalı ressam tarafından yapıldığını söyleyebiliyoruz. Dolayısıyla onu gören birisi tarafından yapılmış değildir.

2. Yavuz’un başka küpeli resimleri var mıdır?
Avrupa’da yapılan tablolarından bazılarında Yavuz nedense ısrarla küpeli olarak resmedilmiştir. Üstelik Topkapı Sarayı’ndaki meşhur tablonun bir öncüsü, 1530’larda bir Macar ressam tarafından ağaç oyma tekniğiyle yapılmıştır ve bu defa küpe, Yavuz’un sol değil, sağ kulağında gösterilmiştir. 1517 tarihli bir madalyonda da küpeyi seçebiliyoruz. Osmanlı ressamlarının tersine Avrupa’daki ressamlar arasında Yavuz’un küpesine gösterilen bu yoğun ilgi yine de dikkat çekicidir.

3. Bu tabloda gördüğümüz, sarığın üzerine konulan mücevherli tac onun Şah İsmail’e aidiyetine delil sayılabilir mi?
Osmanlı padişahları da, Safevi şahları da Batı ülkelerinde kralların başında gördüğümüz türden mücevherli madeni taclar takmamışlardır. İran’da ancak Kaçar hanedanı döneminde bu tür tacların takıldığını görüyoruz resimlerden. Hele hele Şah İsmail’in resimlerinde böyle bir tacın sarığın üzerine takıldığına dair herhangi bir bilgimiz yoktur.

4. Bu tablodaki kırmızı külahın Kızılbaşlığın sembolü olan “kızıl börk”, üzerindeki 12 dilimli tacın ise yine Kızılbaşlığın sembolü olan “Haydarî tacı” olduğu söyleniyor. Doğru mudur?
Kızılbaşlığın sembolü olan bir tac vardır elbette; lakin bu tacın resimde görüldüğü gibi mücevherli altınlı bir tac olduğunu zannetmek feci bir hata olur. Zira “tâc-ı Haydarî”, dövme yünden yapılırdı ve bildiğimiz Mevlevî külahı gibiydi; ama rengi kırmızıdır. Bu kavuğun uç kısmı (kubbe) 12 dilim, bazı tarikatların -ve özellikle Bektaşilerin- mezar taşlarında da gördüğümüz gibi 12 imamı sembolize eder. Tacın başa geçen kısmı (lenger) ise 4 köşelidir ve dört kapıya işaret eder. Yani buradaki tac, bildiğimiz külah veya kavuktur.

5. O zaman neden Osmanlı padişahları için “tâc ü taht sahibi” denilmiştir?
Osmanlı padişahları için kullanıldığında, başlarına Batı’daki krallar gibi tac giydiklerini değil, kavuğun üzerine beyaz tülbent sarıp onun üzerine mücevher, tüy, sorguç vs. süsler taktıklarını anlatır.

6. Bu resimde Yavuz, diğer Osmanlı padişahlarından farklı olarak bıyıklı görünüyor. Üstelik de pos bıyıklı. Oysa bizim sanatçılarımızın yaptığı minyatürlerde Yavuz’un asla böyle görülmediği söyleniyor. Doğrusu nedir?
Tam tersine, Şükrî’nin “Selimnâme”si haricinde Yavuz’un Osmanlı ressamları onu hep sakal tıraşını olmuş ve bıyıklı, hem de pos bıyıklı göstermişlerdir. Bunlar arasında Nakkaş Osman’ın “Şemâilnâme”deki yan tarafa aldığımız minyatürü, Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde 1263 numarada kayıtlı bulunan “Terceme-i Şakâyık-ı Nu’mâniyye”yi resimleyen Nakşî Ahmed’in Yavuz’u elinde ok ve yayıyla gösteren minyatürü ile “Hünernâme”de Yavuz’u cülus töreninde ve İran seferinden dönerken gösteren minyatürleri açıkça bıyıklıdır. Şükrî’nin Yavuz’u ölüm döşeğinde yatarken gösteren sakallı minyatürüne gelince, bu resim, muhtemelen ıstıraplı geçen son hastalık aylarında Yavuz’un artık sakal bıraktığına bir işaret sayılabilir.

7. Yavuz’un bu resimde küpeli olarak resmedilmesi gerçeklere uygun mudur?
Osmanlı minyatürlerinde Yavuz’un küpeli resmedilmediği bir gerçek. Zaten süse püse meraklı olmayan, son derece sade yaşamasıyla tanınan mütevazı bir padişahtır kendisi. Ancak bazı yerlerde kulağına bu resimde görüldüğü gibi küpe değil de, “mengûş” taktığına dair bazı rivayetler var. “Mengûş” ne midir? Eh, artık bir zahmet onu da siz buluverin!

8. Yavuz hakkında yazılanlar orijinal kaynaklara dayanmıyor mu?
Maalesef, hakkında Hasan Can’ın oğlu Hoca Sa’deddin Efendi gibi onu yakından tanıyanların yazdıklarına itibar edilmiyor da, genellikle kulaktan duyma bilgilere başvuruluyor. Yahut da eski tarih dergilerinde yazılanlar aslı araştırılıp soruşturulmadan birkaç çekiç darbesinden sonra okurlara servis ediliyor. Ne demek istediğimi merak edenler şu iki yazıyı bulup okusunlar: Midhat Sertoğlu, “Kılıcımızın ağzı kestikçe düşmanın gözü bizi görmez…”, Yıllarboyu Tarih, Sayı: 2, Ocak 1979, s. 75 ve Ayten Dirier, “Yavuz Selim’in tek küpesi”, Yıllarboyu Tarih, Sayı: 9, Eylül 1979, s. 64-65.

Mustafa Armağan

4 yorum:

  1. Küpe hadisesi ile alakalı İbrahim Refik'in efsane soluklar kitabında şöyle bir anektd geçer.. mISIR'DA eşrafıyla gezen Y.Sultan Selim az ileride bir grup memlük'ün-köle- geçtiğini görür ve kulaklarındaki küpe diyelim- cisim aklına takılır. Sorar Sultan Selim, bre bu ne iştir? Yanındakiler ceavaben, "efendim buralarda köleler ile hürleri ayırt etmek için köle olanlara küpe takılır efendim.. Bundu duyan Y.Selim derhal bir küpede kendisine isteyip, Bende Hz. Allah'ın ve hizmetinin kölesiyim diyerek kulağına takar.. Bu Osmanlıya aşina çok kişi için şaşırtıcı değil ve hatta Y.S.Selim'in ve diğer Osmanlı padişahlarını dini hassasiyeti ehline malum ki bu sebeple en gerçeğe yakın vakıa budur.. Kolay gelsin...

    YanıtlaSil
  2. osmanli tarihi ile cok ilgilenen bir abla dan duymustum...

    "Kulagina küpe olsun" atasözü, Yavuz Sultan Selim'e ait oldugu icin bunu göstermek / sembolize etmek adina ressamlarin Yavuz un kulagina küpe yaptigi rivayet edilirmis... :)

    YanıtlaSil
  3. Zaten yukarıdaki resim hiçbir görsel öğeye ve insana dayanmadan yapılmıştır. Yavuz ile ilgisi yoktur.

    YanıtlaSil
  4. Evet resim tartışılır. Ama gercekten de küpe takmış bile olsa o şekilde küpe takacagını sanmıyorum Rivayetler cok belki. Ama memlüklülerin öyle süslü küpe takacagını düşünmüyorum acıkcası.Halka küpe takabilir belki memluklüler . Yavuz Sultan Selim Han da küpe takabilir. Fakat O şekilde süslü ve o şekilde kıyafeti boncuklu olacagını düşünmüyorum.
    Tarih kitaplarımızda gördügümüz resim yanlış ve şah ismaile ait.
    Yazık bu kadar sene bize bunu söylemeyen tarihcilere...
    Boşa okumuşlar.

    YanıtlaSil