27 Temmuz 2009 Pazartesi

İşte yeni tartışma: Osmanlı İmparatorluğu nerede ve ne zaman kuruldu?

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlının devlet niteliğini 1302 yılında Yalova'da yapılan Bafeus Zaferi sonrası kazandığını söyledi.

Yalova ve Bilkent üniversitelerince düzenlenen Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Tarihi Sempozyumu, Yalova'nın Termal ilçesinde bir otelde yapıldı.

Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği'nin devlet statüsünü 1302 yılında Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Bafeus Savaşı'yla kazandığını öne sürerek, 70 yıldır bu konudaki gerçekleri dünyaya anlatmak için uğraştığını söyledi.

Türk devletlerinde hanedanın kurulması için hutbe okunması ve sikke bastırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. İnalcık, ''Osmanlı, Karacahisar'da payitahtını kurduğu zaman, çoğu Müslüman olan halk, kadı tayin edilmesini ve hutbe okutulmasını istemişti. Bunun üzerine camilerde hutbe okutulup kadı tayin edildi. Bunun olduğu tarihi tarihçiler iki asır sonra 1299 olarak kabul etmişlerdir ve öyle süregelmiştir. Bu zamanlarda sikke basımı da söz konusu değildir. Bunların çoğu hurafeden ibarettir'' diye konuştu.
İnalcık, Osmanlının Oğuzların Kayı boyundan geldiği konusunun da hurafeden ibaret olduğunu iddia ederek, şunları kaydetti:

''Türk ananelerinde hakanlığa namzet olanlardan birisinin zafer kazanması gerekiyor. Bu, tanrının ona bir kut vermesi şeklinde tasvir edilir. O halde araştırmalarımızda bu konuları ön plana çıkaracağız. Osman Gazi, sınırda kendi dönemindeki alplerle mücadele ediyor. Burada tarihçi hangi eseriyle öteki alpleri gölgede bıraktığına bakmalı. İşte bu hadise Bafeus Savaşı'yla gerçekleşmiştir. Yani kendisinden sonra oğlunun hiç itirazsız beylik tahtına oturması yani hanedanın kurulmuş olması tarihçinin tespit edeceği en önemli şeydir. Orta Çağ'da hanedan demek devlet demektir. İşte bunu temin eden, Osmanlının büyük Bafeus Zaferi'dir.''

Bafeus Savaşı'nın Bizans kuvvetleriyle Osman Gazi komutasındaki ordu arasında geçtiğini kaydeden İnalcık, bu tarihin Bizans kaynaklarında da geçtiğini belirtti.

İnalcık, bu çok önemli savaş konusunda Türk kaynaklarında hemen hiçbir şey bulunmadığını söyleyerek, şöyle konuştu:

''Bu savaşın neticesinde Osman'ın şöhreti yayılmıştır. Her taraftan onun emri altına Türkler gelmeye başladı. Demek ki bir ordu sahibidir. Demek ki bu zafer Türk ananesine göre kut sahibi olduğu zaferdir. Kendisinden sonra Orhan hiç itirazsız tahta geçmiştir. İşte bu sebeple bu tarihte bir hanedan olarak kurulduğunu söylüyorum. Bu zamana kadar 1299 olarak kabul ettik. Şimdi 'Bu nereden çıktı' diyorlar. Delillerimle, kaynaklarımla ispat ediyorum. Lütfen okuyun.''

Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Niyazi Eruslu da Yalova'nın tarihte sadece kuruluş yeri olarak değil ilk gümüş sikkenin basıldığı ve ilk matbaanın geldiği yer olarak da önemli olduğunu söyledi.

Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Doğramacı ise elindeki tarih kitabını göstererek, ''İçinde kuruluş tarihi olarak Osman Bey'in 1299'da bağımsızlığını ilan ettiği yazıyor. Ancak artık yeni bulgular var ve bu kez Yalova'da bilimsel deprem yaşanıyor. Bu, tarihi bir andır'' dedi.

Kaynak: Zaman

10 yorum:

  1. Tarihimiz biraz fazla özensiz kaleme alınmış. Araştırdıkça, belgelere, dönem tarihçilerinin anlatımlarına ulaşıldıkça doğru bildiğini sandığımız çok şey değişebilir. Nihayetinde her millet, her ulus gibi biz de tarihimizi biraz hatta birazdan fazla çarpıtıp efsaneleştirmişiz. şaşmamak lazım yeni bulgulara. Sonuçta yaşananlar bir kez ve olduğu gibi yaşanmıştır. Değişen sadece o gerçeklerin doğruluktan uzak olarak günümüzde tarih diye okutuluyor olması. Tarih bir bilimdir ve bilimsel kanıtlara dayanan tarih gerçek tarihtir. Resmi tarihten bir an önce kurtulmamız dileğiyle.

    YanıtlaSil
  2. bunu açıklayan Halil İnalcık hoca olunca insan 2 kere fazla düşünüyor, tartıyor ve doğru olma ihtimaline daha yakın oluyor.

    YanıtlaSil
  3. @koskorcuk

    tarihimiz hiçbir zaman efsaneleştirilmedi, aksine saklandı, gizlendi. osmanlıca yok edildi kaynaklara inilmesin diye, acep niye?..

    YanıtlaSil
  4. @Vincenzo

    tarihimiz oyle buyuk efsanelestirilmis olaylarla doludur ki bunu "tarihimiz hic efsanelestirilmedi" seklinde yorumlamak, bazı kaynaklara ulasilmasin diye Osmanlica yok edildi iddasina siginmak "senaryo yazmak" , gerceklere dayanmadan suphe birakmak yontemidir. Ve bir takim "supheci yaklasim" yontemleri bunu kullanip "Osmanli tarihi yok edilyor" yaygarasi koparirlar. Ulasilmak istenen ama ulasilamayan osmanlica belge ve bulgu neredeyse yoktur. ancak bir cogu zaman gercekleri ile uyusmamakta ve asıl zamanindan yuz-yuzelli yil sonra osmanli arsivlerine konulmustur. burada tek tek yazmama gerek yok ama ozellikle Osmanli'nin kazandigi bazi savas ve kaybettigi bir kac savas sonradan eklenen hayali kahramanlik oykuleri, uydurma kahramanlar ile doludur. tum uluslarin ve milletlerin tarihi boyle masalimsi destanlarla ve masalimsi kahramanlarla doludur. oysa oldugu gibi anlatmak en azindan Osmanli'nin cihan imparatorlugu oldugu gercegini degistirmez. deniz savaslari, kara savaslari donem anlatimlari, donemsel askeri kaynaklar, osmanli arsivleri karsilastirildiginde aslinda su an anlatilan Resmi tarihimizin onemli bir kisminda "biz cok kahraman bir milletiz, yenilsekde yensekde her savasda isimsiz kahramanlarımız vardir ve bunlar tek baslarina ordumuz kadar etkili olmuslardir" durumunu goruruz. Aynen Superman, He-man benzeri kahramanlari yoktan cikarmisiz ki gercek tarihte bunlarin yeri yoktur. Ancak donemsel bazda bakinca normaldir. Efsanevi olaylar, masalimsi olaylar moral motivasyonu arttirir, kazanilan zafer sonrasi coskuyu ve gururu sonraki nesillere tasir. Kurtulus savasi ve Canakkale'de benzeri anlatimlarla suslenmistir. Ama bu tarih degildir. Ki bu blog da konu Osmanli oldugu icin yazdim. Roma, Germen, İngiliz, Rus farketmez hepsinde durum aynı. Gelelim Osmanlıca yok edildi seklinde iddianıza. Tarihte Osmanlıca diye bir dil var da biz mi bilmiyoruz. Osmanlıca ile Türkçe konuşma dili arasında ne fark var? Yazım dili derseniz evet eski Türkçe (osmanlıca) kademeli olarak kaldırılabilirdi, bundan bende rahatsızım. Birden kaldırıp ertesi gün dogrudan latin alfabesine geçmek tartışılabilir ama bugünün şartlarında tartışılır. O gün için gerekli olduğuna karar verilmişse tartışmak sadece tarihsel açıdan önemlidir. Aynen efsaneleştirilmiş tarih, destansı kahramanlık öyküleri o zaman için gerekli görülmüş bir resmi olmayan devlet politikasıdır ve ancak biz bugün "saf, gerçek tarih" açısından tartışıp eleştirebiliriz. Ve her geçen gün "belgelere" dayalı yeni yeni bilgiler gün ışığına çıkar ve "aaa okulda yanlış anlatmışlar" deriz. Ama bu 600 senelik imparatorluk halkının duygu ve düşüncelerini değiştirmeyeceği için sadece ama sadece bilimsel açıdan önemlidir. Türk-İslam tarihi ne yazık ki gerçek tarihine tam olarak kavuşamadığı için ortalıkta bir dolu şüpheci yaklaşımdan beslenen siyasi ve dini oluşum olmuştur ve olacaktır. Bu bir cihan imparatorluğundan geldiğimiz şu günün bir acı özetidir bence. Osmanlı ulus devlet değildi ve hiç bir zaman olmadı. Oysa kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti resmi bir ulus devlettir. Her ne kadar şu an "aslında hepimiz kardeşiz ama biz bilmem şuyuz, buyuz" palavrası altında ırk, dil ayrımı peşinde koşuluyor olsa bile. Son Türk devletinin kuruluşundan itibaren yaptığı her değişim Ulus devlet fikri dahilinde eleştirilebilir. Cihan İmparatorlugumuz tarihe gömüleli ne yazık ki çok oldu. Ve bir üzüntüm de "hadis" lerin bile gerçekliği yüzyıllardır tartışılır iken koskoca bir imparatorluğun tartışılmasına "Osmanlı tarihten silinmek isteniyor" yaygarası koparılmasıdır. Tartışarak tarihten silinmiş hiç bir inanç ya da devlet olmamıştır. Onlar kendileri tarihe gömülmüştür. Tartışmalarla değil.

    YanıtlaSil
  5. Tekrar ediyorum; efsaneleştirilen hadiseler var ise de, saklanan gizlenen tonlarca hakikat var. İlber Ortaylı çıkmış "osmanlı arşivlerinin sadece bir kısmı açık, hepsi açılmalı" diyor, sen ulaşılmadık kaynak yok diyorsun. O yüzdenki 1299 "hurafesi" daha yeni ortaya çıktı?

    Evet malesef bazı kesim -Özellikle Doğan grubuyla chp başı çekiyor- Osmanlı'yı karalamak için elinden geleni yapıyor. O kadar sağlam tarihçilerimiz var ki, çok şükür bekir coşkun, oktay ekşi gibi adamlara kalmıyor osmanlı tarihi.

    YanıtlaSil
  6. Minik bir misal:
    http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1218

    YanıtlaSil
  7. İnalcık yukarıda da anlaşıldığı gibi, Osmanlı'yı devlet yapan savaşın 1302 yılında Hammer'in dediği gibi Bilecik-Bursa arasındaki Koyunhisar'da değil İzmit Körfezi'ne yakın olan Çobankale tarafında geçtiğini söylemektedir. Tarih 27 Temmuz 1302'dir. Osmanlı bu savaşla "devlet" unvanını kazanmış ama yerleşik olarak Söğüt bölgesinde kalmaya devam etmiştir. Sonuç olarak, tarih olarak 1299 yılı yerine 1302 tarihi yıllardır söylendiği gibi değişebilirken, devlet Yalova'da kuruldu tezi savaşın geçtiği bölgenin Bizans kaynaklarına göre bilindiği gibi Bilecik tarafında değil, Yalova'da olduğu üzerinedir.

    YanıtlaSil
  8. Sanırım İlber hocanın bahsettikleri Topkapı Sarayı arşivi. Oysa Osmanlı hakkında en önemli kaynaklar saray arşivleri kadar dönemin coğrafyasında yaşamış milletlerin tarihçileri ile yakın coğrafyadaki ülkelerin tarihi ve askeri arşivleridir. Bugün Rus, Fransız, İngiliz, İtalyan, İran, Mısır ve hatta balkan ülkeleri arşivlerinde Osmanlı'nın gerçek tarihine ait binlerce belge vardır. Normaldir çünkü Osmanlı buyruğu altında yaşamış onlarca ırk, devlet söz konusudur. Ben İlber Ortaylı ve Murat Bardakçı ile birebir konuşma fırsatı buldum bir kaç kez. Ve onlarda genel anlamda "koskorcuk" gibi düşünüyorlar. Oktay Ekşi ve Bekir Çoşkun için kimse tarihçidir falan demez zaten, boş birer örnekler, bugün arapça öğrenen herkes kendini ilahiyat uzmanı diye lansederken, biraz eski Türkçe okuyanda tarih çok popüler olduğu için son dönemde başımıza tarihçi kesildi. 1299-1302 söğüt yalova olayı ise sırf belgelere değil yorumlara da dayanan bir bilgi yenilemesidir ve yeni değildir. 20 yılı aşkın süredir akademik ortamda konuşulur. Bu konuda hem fikir olan tarihçi sayısı az değildir. Doğan grubu - CHP eleştirinde kısmen haklı olabilir "vincenzo" ama unutmayalım ki islami ve milliyetçi medya ile MHP- AKP tarafından öne çıkarılan da gerçek Osmanlı değildir, sadece işlerine gelen kısmıyla Osmanlıdır. Osmanlı tarihini tam manasıyla bilebilmek çok kolay değildir. Fransızca, Rusca, İngilizce, Yunanca, İtalyanca, Arapça, Farsca bilmek gerekir. Çünkü Osmanlı yüzyıllarca bu dili konuşan kısımlarla lişki içinde olmuş, hükmetmiş, toprak kaybetmiştir. Ve hepsinde çok değerli belegeler vardır ve "koskorcuk" un dediği gibi herkese açıktır. Osmanlı sarayına ait belgeler ise çoğunlukla bilinmektedir ancak gereken ilgi yeni yeni gösterilmektedir. Ve unutmayalım belgelerin gerçekliği her arşivde tartışılır. Yazan kimdir, ne kadar güvenilir, neye ne kadar şahit olmuştur. Bu yüzden tarih öyle 2-3 kaliteli profesörün araştırmacının özverisiyle yürümektedir. Oysa yüzlerce tarihçi bir araya gelse on yıl uğraşs belki Osmanlı tarihin yarısı net olarak ortaya çıkar. Ne yazık ki Türk İslam tarihi çok zayıftır ve bu zayıflıktan beslenen ideoloji ve dini yapı çok fazladır. Bu da hem tarihin hem inancın yozlaşmasına yol açmaktadır.

    YanıtlaSil
  9. Dün akşam haberlerinde Söğüt belediye başkanı çıkıp "ne olu da hoca dün öyle diyordu, şimdi böyle diyor" dedi. Ve benim için olay bitti. Arkadaş bunu diyen kim seçimde görev almış Belediye Başkanı. Meslegi tarih değil, uzmanlığı tarih değil, tarih konusunda tek araştırması yok. Eee sen gel şimdi bu ülkede bilim adamlarına araştırma yapma ve araştırdıklarının sonucunda bulduklarını açıklama fırsatı ver neye yarar?!?! İşine ters gelene herkes tarihçi, herkes doktor, herkes mühendis. Bizim tarihimize yabancılar bizden daha hakim. Bizim en büyük eksiğimiz hep kendi çıkarımıza çalışmamız. 7 den 70 e eğitimsiziz ve eğitimli olanlarıda bezdirmek için gayret ediyoruz.

    YanıtlaSil
  10. Hocam Romanista Bukowski blogunu da takip ediyorum uzun süredir bu bloguda açmana çok sevindim.

    Geçen gün Ertuğrul Fırkateyn'i ile ilgili bir kitabı bitirdim. Beni oldukça etkiledi hatta ağladım. Bu olayla ilgili detay varsa elinde yayınlar mısınız rica etsem..

    Saygılar,

    Bhut Jolokia

    YanıtlaSil

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.