3 Temmuz 2009 Cuma

Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa

Bugün 3 Temmuz 1461 yılında Midilli'nin Osmanlı topraklarına Fatih Sultan Mehmed tarafından katılışının yıldönümü. Ben ise konuya farklı bir açıdan bakıp 1478 yılında Midilli'de doğan ve 4 Temmuz 1546'da bir Kadir Gecesi günü İstanbul'da vefat bir efsaneyi sizlere ufak da olsa tanıtmak istiyorum. Konumuz Barbaros Hayreddin Paşa..

***

Barbaros Hayreddin Paşa denildiğinde dünya yüzünde tanımayan yoktur; ancak Barbaros Nasreddin Paşa desek tanıyanımız olur mu acaba?

Asıl adı Hızır olan Barbaros Hayreddin, İshak, İlyas ve Oruç adlı her biri diğerinden cengaver evlatlara sahip gazi ve mücahit bir babanın gazi ve mücahit bir oğludur. Aslen Vardar yenicesinden olan baba Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli'nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile birlikteydi. Barbaros Hayreddin, Osmanlı'nın en büyük denizcisidir. Onun zamanında Osmanlı denizciliği en parlak dönemini yaşamıştır. Akdeniz, Osmanlı Devleti'nin bir iç denizi haline getirilmiştir. Ömrünü denizlerde geçirmiştir. Beş dili (Arapça, Rumca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca) bilmektedir.

Bediüzzaman, ondan "dahi kahraman" (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 59) olarak söz etmektedir. Vefat edince, "Denizlerin reisi öldü" denmiştir. O, Türklüğü, Acemliği, Araplığı geride bırakarak hepsini kendi potasında eriten "İslamiyet milliyeti"ni özümsemiş ve o uğurda kaypak deniz üstünde gazadan gazaya koşmuş Allah rızasını ve Resulü'nün sünnetini hayatına şiar edinmiş sıradışı kıymetli bir insandır. Barbaros lakabı önceleri Avrupalılar tarafından ağabeyi Oruç için kullanılırmış. Oruç, kırmızıya çalan sakal renginden ötürü "Barbarossa" lakabıyla anıldı. Daha sonra bu lakap Hızır Reis için de kullanılmaya başlanır. "Hayreddin" ve "Nasreddin" lakabı ise bizzat cennetmekân Yavuz Sultan Selim tarafından kendisine verilmiştir. Böylece asıl adı olan Hızır kullanılmazken, Barbaros Hayreddin Paşa olarak tanınıp, meşhur olur. Midilli adasında doğdu Midilli, Osmanlı Devleti'nin eline geçtikten sonra Hızır'ın babası Yakub, ailesini alarak buraya yerleşti. Burada Hızır ile birlikte dört oğlu dünyaya geldi. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1478 yılında doğduğu sanılmaktadır. Hızır, önceleri deniz ticareti ile meşgul oldu, gemi işletti. Midilli, Selanik ve Eğriboz arasında ticaret yapmaya çalıştı. Ancak, Akdeniz hemen hemen tamamen korsanların kontrolünde olduğundan, ticareti sürdürmek çok zordu. Bu zorluklar içinde gemi işleten Hızır, Rodos şövalyeleri tarafından esir alındı. Bir fırsatını bulup kaçarak esaretten kurtuldu. Akabinde ağabeyi Oruç ile birlikte Tunus'un Cerbe adasına giderek burayı üs olarak kullanmaya başladı. Hızır ve Oruç, Akdeniz'de faaliyetlerini sürdürerek İtalyan ve İspanyollara karşı çeşitli akınlarda bulundular. 1513 yılında İspanyolların elinde bulunan Cicelli'yi ele geçirdiler. Buradaki halk Oruç'u sultan ilan etti. Bir süre sonra kardeşler Middilli'ye döndüler. Bu tarihte Osmanlı tahtında oturan Yavuz Sultan Selim'e aracı göndererek Osmanlı himayesine girme arzularını ilettiler. Talepleri kabul gördükten sonra, İspanyolların işgali altında bulunan Cezayir'in yardımına koştular. Cezayir'i işgalden kurtardılar. Bir süre sonra (1518) İspanyollarla yaptıkları bir savaşta Oruç Reis şehit oldu. Hızır yalnız kaldıktan sonra bir kez daha İstanbul'a elçi gönderdi. Yavuz Sultan Selim, Hızır'ın himayesini kabul ettiği gibi kendisine; "Nasrüddin, Hayrüddin" diyerek iltifatlarda bulundu, Cezayir hakimi olarak kabul gördüğünü simgeleyen hatt-ı şerif gönderdi. Ayrıca kendisine Anadolu'da gönüllü asker toplama yetkisi de verildi. Hızır, Cezayir'de Osmanlı padişahı adına hutbe okuturken kendisi de Hayreddin Paşa olarak anılmaya başlandı. Hayreddin Paşa'nın maiyeti ve gücü giderek arttı. Özellikle İspanyollarla İtalyanlara karşı çetin mücadelelere girişti. İspanyolların büyük baskısı altında yaşayan Gırnata Müslümanlarının yardımına koştu. Memleketlerini terk etmek zorunda kalan bu insanların Afrika sahillerine gemilerle taşınmasına yardımcı oldu. İspanyollarla yapılan mücadeleler sonunda muhtelif yerler ele geçirildi.Kanuni Sultan Süleyman, Hayreddin Paşa'yı donanma komutanlığına getirmek üzere İstanbul'a davet etti. O da, yerine evlatlığını vekil bırakarak 27 Aralık 1533 tarihinde İstanbul'a vardı. Kaptan-ı Derya'lığa yani Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Preveze Deniz Savaşı İspanya, Papalık, Venedik ve Portekizliler arasında yapılan ittifak anlaşmasını müteakiben Andrea Doria komutasında büyük bir donanma hazırlandı. Bu donanma 246 gemiden müteşekkil olup Korfu adasında toplandı. Buna karşılık Hayreddin Paşa'nın komutasındaki donanmada ise sadece 122 gemi yer almaktaydı. Her iki donanma Preveze açıklarında karşılaştı. 27-28 Eylül 1538 tarihlerinde meydana gelen savaş Osmanlı donanmasının zaferiyle neticelendi. Andrea Doria, sayıca kendilerinden çok daha az olan Osmanlı donanmasının ilk evvel saldırıya geçmesi karşısında büyük bir şaşkınlık geçirdi. Kendini toparlamaya fırsat bulamadan geri çekilmek zorunda kaldı. Çok sayıda esir alındı. Osmanlı donanması çok az kayıp vermesine karşılık Haçlı donanması büyük bir bozguna uğradı. Hayreddin Paşa'nın kazanılmasında büyük hisse sahibi olduğu bu zafer İslam dünyasında büyük bir sevince sebep olurken, Batı'da o oranda üzüntüye sebep oldu. Bu mağlubiyet karşısında Hayreddin Paşa'ya olan hayranlıklarını gizlemediler. Diğer taraftan bu zaferle Barbaros, Kanuni Sultan Süleyman'ın da ilgisine mazhar oldu. Bu zaferden sonra Akdeniz tamamen Osmanlı Devleti'nin kontrolüne geçti. Venedikliler barış yapmak zorunda kaldıkları gibi bundan sonra vergi vermeye başladılar. Fransızların ricasıyla donanma gönderildi Kanuni Sultan Süleyman, Fransızların ricası üzerine, ortak hareket etmek ve Fransızlara yardım etmek maksadıyla Hayreddin Paşa'yı donanmasının başında gönderdi. Fransız donanması ile birlikte 20 Ağustos 1543'te bazı kaleler zapt edildi. Bir süre buralarda kalan donanma geri döndü. Dönüş sırasında Cenova'da esir tutulan Turgut Reis'i esaretten kurtardı. Fransa kralını korumak için yaptığı Nice seferi, en son seferidir. 1544 yılında İstanbul'a dönen Barbaros Hayreddin Paşa, yalnızca Fransa kralını kurtarmakla kalmadı, Fransa'nın elindeki Müslüman esirlere özgürlüklerini kazandırdı ve yüklü bir savaş ganimetiyle yurda döndü. Kabri Beşiktaş'ta Ömrü denizlerde geçen ve çok büyük zaferlerin kazanılmasına ön ayak olan, çok sayıda fetihler gerçekleştiren Hayreddin Paşa, 1546 yılında hastalandı. Hastalığından kısa bir süre sonra da 5 Temmuz 1546 tarihinde vefat etti. Cenazesi, hayatta iken yaptırmış bulunduğu Beşiktaş'taki medresesinin yanına defnedildi. Vefatıyla birlikte "Denizlerin reisi öldü." şeklindeki ifadelere yer verildi.
Hayreddin Paşa, Osmanlı donanmasına en parlak dönemini yaşattı. Avrupalılar çocuklarını "Barbaros geliyor!" diye korkutur hale geldiler. Barbaros Hayreddin Paşa, âlim, veli ve cesur bir komutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Denizlerde Osmanlı donanmasını zirveye taşıdı. Diğer taraftan kendi yetiştirmiş olduğu kaptan ve denizciler de çok büyük zaferlere imza attılar. Oğulları Mehmed Paşa, Hasan Paşa ve Vali Paşa'dır. Barbaros konuşuyor! "Sultan Süleyman Hazretleri bir gün ferman buyurdular ki, "Sen ve karındaşın nasıl ortaya çıkıp cihad meydanına atıldınız? Bunun sebebi ne idi? Kimlerdensiniz? Bu zamana gelinceye kadar ufak büyük karada ve denizde ne gazalar oldu ise, yazıp buraya gönderesin ki, eskiden yazılmış tarihlerin yanında devlet hazinesinde bulunsun." "Bu yüce fermana can baş üstüne deyip, Seyyid Muradi'yi çağırttım. Seyyid Muradi, emrimdeki reislerden, gazalara iştirak eden bir deniz yiğidi idi. Gazalarımızı destan edip söylerdi. Muradi'ye dedim ki: "Bak a Muradî, Bizler için artık dünyada işidilmedik nesne kalmamıştır. Hemen arzumuz bu fani alemde bir eser bırakıp ahfadımızın hayır duasına vesile kılmaktır. Benim dediklerimi nesirle ve nazımla yaz. Gazalarımızdan sonra bir de kitap koyup gidelim."

İlk Tunus'a gidiş "Varır Tunus ocağına gideriz. Orada bir zaman eğleniriz. Hem de bakarız eğer orası kemanımıza gelirse yerleşiriz. Ömrümüzü gaza yolunda sarfederiz. Çünkü işin sonu nasılsa ölümdür. Bari bu yolda, cihad-ı fisebilillah, canımızı Cenab-ı Hakk'a teslim kılarız." diyerek Oruç Reisle bu karar üzere olduk ve bu şekli en güzel bulduk."

Barbaros'un en sevdiği beyit: Kişinin yardımcısı Allah ola, Var kıyas eyle ki ol ne şâh ola! Ak sakallı zât ve rüyalar Barbaros'un hatıralarında rüya konusunun önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Ağabeyleri Oruç ve İlyas için de geçerli olan bu harikulade hal, ömürleri boyunca onların hayat çizgilerini baştan sona belirlemiş. Kendisinin Hızır Aleyhisselam olarak tanımladığı Ak Sakallı Zât, sürekli rüyalarına giriyor ve düştükleri kumpaslardan, tuzaklardan izn-i ilahi ile kurtulmalarına vesile oluyor.

Mesela denizden bir çaya girip Becaye Kalesi'ni feth için önüne kadar gelirler: "O gece düşünceler içinde uyuyunca düşümde, o ak yüzlü pîri gördüm. Bana: "Tekneleri çaydan çıkarıp limana götüresiniz!" dedi, kayboldu. Uyandım, "Lâ havle velâ kuvvete illâ billahi'l aliyyi'l aziym" dedim. Meğer aynı rüyayı Oruç Reis de görmüş. "Hemen sen yolunda ola gör, erenler meydanı boş komaz!" demişler. Gazileri âgâh edip, metristen çıkıp çayın yanına gittik. Tekneleri çıkarmaya baktık. Meğer o çayın âdeti imiş. Bu mevsimde suyu çekilip, ta gelecek sene o mevsime kadar kuru yatarmış. Düşmanlar çayın öyle olduğunu bilirlermiş, biz bilmezdik. Onlar bizim tekneleri çayın içinde durur görünce sevinmişler. Mayorka'ya nâme uçurmuşlar. Amma gör hikmeti ki "Çayın yakında kurumasını bekliyoruz, adeti böyledir." diye yazacaklarına, Cenab-ı Hak hazretleri basiretlerini bağlayıp, "Çay kurudu, tekneleri de karada kaldı diye yazmışlar." Bu mektubu alan Mayorkalılar ferahlanıp, düğün bayram ederler, 10 koca gemiyi cephane vs ile yükleyip karada kalakalmış olduğunu varsaydıkları mücahitleri kıskıvrak yakalayacaklarını düşünmektedirler. Tabii, işler terse döner ve asıl pusu onları beklemektedir: "Yüklü 10 perkendeyi görünce gemiyi hemen Oruç Reis'in üzerine bocalayıp: "Karındaş! İnşallah bunlar hep bizim kısmetimizdir. Hemen her birimiz birine varalım!" dedim. Karakuş gibi süzülüp üzerlerine gittik. Gördüler ki hâl başka! Varıp yetiştim. Oruç Reis ile peşimden ötekileri dümen suyunda geldiler. Gülbank-i Muhammedi çekip küffarın üzerine hücum kıldık. Kaza-yı âsumâni gibi birer yaylım vurup çata koduk! Elhamdülillah biavn-i Hüda ve mucizat-ı Mustafa 10'u da necat bulmayıp gaziler feth eyleyip aldılar!"
"Bir veli gazinin hatıraları: Barbaros'un hatıraları", bu millete maddi manevi hizmeti gaye edinmiş insanlar başta olmak üzere herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Hak yolda yürümeye niyete etmiş insanların ilahi ikramlarla önünün nasıl açıldığını, tuzakların nasıl dağıtıldığını ap açık görmek mümkün.

Dünyanın bugün bile parmak ısırdığı, manevra ve kararların ardında onun "erenler" dediği, toplumumuzun "3'ler, 7'ler, 40'lar" olarak bildiği ve Allah'ın izniyle iş gören Hızır (as) ve Gayb Erenleri bulunuyordu. Hızır Reis'e Hızır (as) öğüdü Cezayir karışıktır. Fitne vardır: "Yâ Rab, kişi hürmetini kaybetmektense ölmesi yeğdir. Celalin hakkı için, ben aciz kulunun, yüz aklığı ile bu Cezayir ikliminden kısmetini kes." diye dua edip yattım. Rüyamda Hızır Aleyhisselam'ı gördüm: "Ya Hayreddin. Niçin böyle elem çekersin? Yarın Kadıoğlu tarafından gelecek adama kalenin anahtarlarını teslim et. Kendin gün doğusu tarafına git. Aileni Cicel'de muhafaza et. Üç seneye kadar zafer yine senindir." deyip kayboldu. Uyanıp yüzümü yerlere sürüp Cenab-ı Hakk'a hamdettim." Rüya daha sonra aynen çıkar. Ancak Cezayir'de ehl-i kalp 40 kişi vardır, onlar bu ayrılıktan perişan olur. Gitmemesi için ağlayıp, yalvarırlar. Barbaros'un, "Kendi reyimle gitmiyorum." sözü üzerine şöyle konuşurlar: "Madem gitmesi kendi reyiyle değildir. O halde sözünde durur. Çünkü ricâlullah zümresindendir, elbette Cezayir'e gelecektir." deyip teselli bulup üç senenin bitmesi için beklemeye başlarlar. 3 senenin bitimine yakın bu 40 kişinin hepsi bir rüya görüp ertesi gün birbirlerine anlatırlar:

(Hayreddin Paşa'nın İstanbul'un Beşiktaş semtindeki heykeli.
Türbesi ise yine Beşiktaş'ta, Sinan Paşa Camii karşısında bulunur. Türbeyi Mimar Sinan yapmıştır.
Sekiz köşeli, tek kubbeli ve alt üst pencerelidir.
Sandukanın üstüne yukardan asılmış ve üzerinde Zülfikar resmi bulunan
yeşil zemin ipekli kumaştan yapılmış bir sancak
bulunmaktadır.)

"Rüyaları şu idi: Bunlar kendilerini deniz kenarında etrafı gül gülistanlık, akarsuluk, misk ü amber kokar, rayihasından dimağlar bayılır bir yerde buldular. Bir yeşil otağ kurulmuş. İçinde nebiler sultanı, doğrular rehberi, yüce ve temiz Hazreti Muhammed Mustafa (sas) etrafında Ashab (rıdvanullahi tealâ aleyhim ecmain) oturmuşlar. Bu 40 kişi otağın taşrasından bakıp gördüler ki, tahkir edip küçümsenen adam al bir elbise içinde, belinde pırıl pırıl bir kılıç, Resulullah'ın önünde edep ve tazim ile başı önünde diz çöküp oturmuş. Efendimiz buyurmuş: "Ya Hayreddin! Allah'a tevekkül et. Kendi yerine dön. Kâfirlere ve hasmın olan münafıklara karşı zafer kazan!" Rüya burada bitmiş. Uyanıp "Essalatü vesselâmü aleyke Ya Resulallah!" demişler. Sabahleyin bir araya gelip hali öğrenince, bizi bırakmayan 3 kişi: "Gözünüzle gördünüz mü, nede ne varmış! Resul'ün sancağını çekip, ömrünü din-i mübin uğruna harcayan gazileri siz boş mu sanırsınız! Ol gazi size Etrâkliğini de, Müslümanlığını da gösterdi! Siz de ne olduğunuzu şimdi bildiniz mi!" dediler. Aynı gece aynı rüyayı ben dahi gördüm. Uyandığımda henüz misk ü amber kokusu dimağımda idi. (s. 229) Niçin kasvet edip elem çekersin? "Üç ay geçti. Burçların alınmasından bir eser görülmedi. Bir gece sabaha kadar ibadet ü taatte bulunup yalvardım, ağladım: "Ya İlah-e'l âlemiyn! Şüphesiz sen işleri kolaylaştırıcısın. Şu burçların fethini ben zayıf kuluna kolay kıl. Beni din düşmanı önünde hor hakir eyleme. Nusret ve kuvvet verici sensin. Sığındım sana, yârî kıl bana." diye dua ettim. Sonra gaflet bastırdı. Uyukladım. Rüyamda nur yüzlü ihtiyarı gördüm. Bana: "Ey Hayreddin, niçin kasvet edip elem çekersin? Gönlünü halas eyle. Her şeyin bir vakti saati vardır. Saatsiz kuş uçmaz. Uzaktan tak taka etmek de fayda vermez. Filan gece askerini teknelere doldur. Filanca saatte askeri ada üzerine çıkar. Çıktıkları gibi toprağa girsinler. Filan tarafta kalenin kendi lağımları vardır. O lağımları zabt ederseniz burçlar sizindir, Hakk'ın izniyle.." deyip kayboldu. Uyanıp yüzümü yerlere sürdüm. (s.257) Aydın Reis'in rüyası Aydın Reis "ayakdaşlarıyla" birlikte bir adaya gelip konaklar. Sabahleyin Cezayir'e dönülecektir. Ama nedense Aydın Reis'te hiçbir hareket yoktur: Reislere: "Karındaşlar hareketimizi biraz daha geciktirelim. İnşallah hayır olacak." dedikten sonra o gece gördüğü rüyayı anlattı: "Bu gece gazilerin başbuğu Hayreddin Paşa efendimizi gördüm. 'Yarın sen kuşluk namazını eda edip elini yüzüne çaldıkta, şimal tarafından sizin üzerinize doğru on beş pâre yelken gelse gerek. Mahsus sizi aramak için çıkmışlardır. Allah'ın yardımı, Peygamber'in mucizesi ile sakın onlardan zerre kadar kalbinize korku gelmeye. Onlar sizin kısmetinizdir. Sen hemen kaptan sancağı kaldıran mavi kıçlı tekneye aman zaman vermeyip çatasın, nusret kuvvet sizindir.' deyip üç kere arkamı sıvazladı. Sırtıma kırmızı bir kandura giydirdi. Elime bir yalın kılıç verdi. Hoşça kal deyip, deniz üzerinde karada yürür gibi yürüyüp kayboldu." Hadise aynen gerçekleşir. 15 gemi ele geçirilir. Cezayir'e dönülür. Sohbet başlar. Barbaros anlatıyor: "Amma Aydın Reis rüya faslını bana da söylemek istedikçe ben sohbeti başka tarafa çevirdim! Sonunda Dualar edilip, şerbetler, kahveler içildikten sonra Aydın Kaptan gelip elimi öptü. Hoşça kal sultanım deyip de dışarı çıkacağı sırada elinden tutup sıktım. Sonra kulağına: "Oğlum Aydın Kaptan! İç âleminde bazı şeyler görülür. Şaşırma, aksine de iş işleme, teslim ol! Kişi hangi menzile ermek dilerse teslimlik ile erer. Oğlum, cihad yolunda gezenlerde "seyran" eksik olmaz!" dedim. O zaman "Eyvallah sultanım. Keremin var olsun!" diyerek mesrur olup gitti.

Mustafa Aydın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.