06 Temmuz 2009

Parasızlık, Kanuni ve Abdülhamid türbelerinin kapılarına kilit vurdurdu


(Kanuni Sultan Süleyman; İstanbul'un Fatih ilçesindeki Süleymaniye semtinde,
Süleymaniye Camii bahçesindeki 7 sandukalı türbedir.)

Kanuni Sultan Süleyman'a yahut Sultan Abdülhamid'e muhabbet duyuyor ve türbelerini ziyaret edip sandukalarının başında bir fatiha okumak istiyorsanız hiç heveslenmeyin.

Gidemezsiniz, göremezsiniz, zira İstanbul'da bugün üç padişahın, Fatih'in, oğlu İkinci Bayezid'in ve Sultan Ahmed'in haricinde bütün hükümdar türbeleri artık kapalı. Sadece hükümdarları değil, yakınlarını, meselâ Kanunî'nin büyük aşkı Hürrem Sultan'ı ve mimarı Sinan'ı da ziyaret edemez, mermer taşları birer işçilik şaheseri, kitabeleri de edebî metin olan eski devlet büyüklerinin yahut âlimlerin türbelerini göremezsiniz. Zira, şimdi çoğu kilit altında, kapanmalarının gerekçesinin de "parasızlık" olduğu söyleniyor. Cumhuriyet tarihi boyunca idelolojinin yumuşayıp siyasetin değişmesinden en fazla etkilenen mekânların başında, türbeler gelirdi. Ama, sosyolojik bir inceleme olabilecek öneme sahip bulunan bu konu üzerinde, şimdiye kadar hiç durulmadı. "Türbe" derken padişahların, hanedan mensuplarının, eski devlet adamlarının ve halk tarafından çoğu "evliya" kabul edilen din büyüklerinin ufak bir bina şeklinde olan ve sandukanın bulunduğu yere bir kapıdan girilen mezarlarını kastediyorum. Bu türbeler, Cumhuriyet'in ilk yıllarında kanunla kapatıldılar, sonra yine kanunla açıldılar, derken ardarda yayınlanan yönetmeliklerin konusu oldular.

Kanunî, "help me" dedi!
1925'te çıkartılan 677 sayılı "Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun" ile, türbelerin tamamı kapatıldı. Ziyaretçiler içeriye giremiyor, dualarını "şebeke" denilen pencere parmaklıklarının önünde etmek zorunda kalıyorlardı. Derken, aradan 25 sene geçti, İsmet Paşa'nın cumhurbaşkanlığının ve Tek Parti döneminin sona ermesinden iki ay önce, 1 Mart 1950'de çıkartılan 5566 sayılı kanunla bazı türbelerin tekrar açılmalarına izin verildi. 1990'a gelindiğinde kanunda teknik bazı değişiklikler yapılınca, türbelerin yönetimiyle bakımı konusu, sonraki senelerde Kültür Bakanlığı, Vakıflar ve belediyeler arasında yetki kullanımı bakımından tam bir arapsaçına döndü. Bütün bunların üzerine, bir de parasızlığı ve ihmali ilâve edin! 1996 yazında, o zaman açık olan padişah türbelerinin girişine tuhaf bir İngilizceyle "Donation is needed to restore the tomb. Please Help us! Thank you" yani "Bu mezarı restore etmek için bağışa ihtiyaç var. Lütfen bize yardım edin! Teşekkürler" sözlerinin yazılı olduğu, içeride yatan hükümdarın ruhunu dilenci seviyesine indiren kâğıtlar asılmıştı. Ortalığı velveleye vermem üzerine, zamanın Kültür Bakanı kâğıtları kaldırtmış ve şortlu turistlerin ceplerindeki bozukluklar yerlerinde kalmıştı.

(II.Abdülhamid Han; İstanbul'un Eminönü ilçesindeki
Çemberlitaş semtindeki 11 sandukalı II.Mahmud türbesindedir.)

Bu vakıflara ne oldu?
Ama, ilerleyen senelerde, mesele daha da karıştı. Kadro yokluğundan türbedar, bekçi ve koruma görevlisi alınamadı, zamanın getirdiği tahribata karşı gereken restorasyonlar yapılamadı, türbelerdeki eski Kur'an, sanduka örtüsü ve şamdan gibi eski eserlerin muhafazası dert oldu, hattâ elektrik ve su faturaları bile ödenemez hâle geldi. Ve, netice: İstanbul'da 300'den fazla türbe var, "sanat değeri taşıdıkları için ziyarete lâyık bulunanların" sayısı 117, bu 117 türbe için bugün on özel güvenlikçi ve beş bekçi bulunuyor. Dolayısıyla Kanunî Süleyman'ın, Sultan Abdülhamid'in, Yavuz Selim'in, İkinci Mahmud'un ve daha birçok hükümdarla eski devirlerin devlet büyüklerinin ve âlimlerinin türbeleri kilit altında. Şimdi sadece 19 türbe açık; hükümdarlardan yalnızca Fatih Sultan Mehmed, İkinci Bayezid ve Sultan Ahmed ziyaret edilebiliyor. Eyüpsultan, Aziz Mahmud Hüdâi, Mustafa Devatî, Sünbül ve Merkez Efendiler ise, halktan gördükleri saygıya hürmeten ve bir yerde de ziyaretçi sayısının fazla olması sayesinde açık tutuluyorlar. Unutmadan sorayım: Türbelerinin kapılarına "parasızlık" bahanesiyle kilit vurulanların hemen hepsinin çok zengin vakıfları vardı ve vakfiyelerinde türbelerinin bakımı konusu da geniş şekilde yeralırdı. Bu vakıflara ne oldu?

Murat Bardakçı
(Habertürk, 04.07.2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.