12 Temmuz 2009

Talat Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi ya da Kara Bahtlı (!) Defteri

Gazeteci Murat Bardakçı'nın, Talat Paşa'nın özel arşivinde bulunan Kara Kaplı Defteri'ndeki belgeler arasından seçerek hazırladığı "Talat Paşa'nın Evrak-ı Metrûkesi" adlı eser, çıktığı günden beri bazı yazarlar tarafından tehcir sonrası Ermenilerin akıbetini açıklamak için kullanılmaktadır.

New York Times gazetesine, kitap ile ilgili bir haber yapan muhabir Sabrina Tavernise söz konusu kitabın Türkiye'de akademik çevreleri sessizliğe boğduğunu iddia etti. Aynı muhabire bir açıklama yapan Alman soykırım tarihçisi Dr. Hilmar Keiser de bu kitabın Türk tarihçilerin başına sopa gibi düştüğünü iddia etti.

Türkiye'de ise Halil Berktay, Oral Çalışlar gibi bazı tarihçi ve yazarlar, eserin Ermeni sorunu konusundaki resmi tezleri temelinden yıktığını ve son 15 yılda yazılmış en önemli kitap olduğunu iddia ettiler. Amerika ve Avrupa'da Ermenilere yakın çevreler, Bardakçı'nın kitabında 77. sayfada yer alan ve tehcir esnasında sevk olunan Ermeni sayısına dair belgeye atıf yaparak Ermeni kayıplarının en az 972.246 olduğunu belirlediler (!)

YANLIŞ HESAP HALEP'TEN (!) DÖNER...
Bu iddiaya kaynak da Bardakçı'nın 109. sayfada yayınladığı "Ermeni nüfusunun tehcir sonrasındaki genel hesabı" başlıklı tablodur. Bu tabloya göre tehcir sonrasında Anadolu'da kalan Ermeni nüfusu 284.157 (belgenin altındaki notta, resmi belgelerde hiç de alışık olmadığımız şekilde, nüfus tamamen yazılmadığından verilen sayıya % 30 kadar ilave etmek gerektiği belirtilmekte, bu durumda yerinde kalanların 350.000 ile 400.000 arasında olacağı kaydedilmektedir) kişidir. Bu zorlama bir çıkarımdır; çünkü bu sayı, ilginç bir rastlantı değilse, pek çok yerli ve yabancı kaynakta tehcirden muaf olan Ermeni sayısı olarak geçmektedir.

Aynı şekilde bu rakam tahmini olarak eklenen % 30 hariç tutulursa, Lozan'a sunulan ve Anadolu Ermeni nüfusunu (281.000) gösteren nüfus ile de aynıdır. Dolayısıyla, bu belgeyi tehcirden sonra [hayatta] kalan nüfus şeklinde değil, muaf ya da yerinde bırakılan Ermeniler listesi olarak değerlendirmek daha mantıklıdır. Bunun sebeplerini aşağıda belirteceğim. Bununla birlikte listede Halep, Zor ve Musul gibi iskan bölgelerinin de yer alması ve burada çok az sayıda Ermeni kaydedilmesi göç ettirilen Ermenilerin öldürüldüğü şeklinde spekülasyon konusu yapılmaktadır. Konunun sözde uzmanı bazı yazarlar, bu listedeki bilmeceyi çözmek yerine sayının azlığını hiçbir kanıt göstermeden katliamların sonucu olarak açıklamaktadırlar.

Belgeler ezber bozucu mu?

Bardakçı tarafından yayınlanan bu iki belgenin analizine geçmeden önce bu belgelerin abartılan önemine dair (daha önce aynı kitap hakkında 13 Mart 2009 tarihli Radikal gazetesindeki yazımda değinilmeyen) birkaç tespit ve itirazımı okuyucu ile paylaşmak istiyorum: Öncelikle dikkatle incelendiğinde bu belgelerin tehcir çalışmalarıyla doğrudan ilgilenmeyen fakat Ermeni sorunu konusunda uzman olduğunu iddia eden bazı yazarların ileri sürdüğü gibi tehcir araştırmalarındaki bilgileri değiştirecek, var olduğu iddia edilen resmî tezi kökünden sarsacak ya da ezber bozacak nitelikte olmadığı açıktır. Neden?

Birincisi, "sevk olunan Ermeni" miktarını gösteren belge (s. 77) eşsiz bir belge değildir. Nitekim belgeyi kaleme alan kâtibe ait muhtemelen daha önceki bir tarihte kaleme alınmış benzeri bir belge, ATASE tarafından yaklaşık 3 yıl önce ("Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, 1914–1918", cilt I, s. 444–445) yayınlanmıştır. Nedense bu belge hiç ezber bozmamış ya da Türk tarihçilerinin başına sopa gibi inmemiştir. Halbuki iki belge arasındaki fark son derece azdır.
İkincisi, Bardakçı'nın yayınladığı her iki belge de, herhangi bir Osmanlı dairesinde kayda girip, tarih ve sayı verilmediği için resmî değildir. Özellikle hayatta kalan Ermeni sayısını gösterdiği iddia edilen 109. sayfadaki belgeyi tarihlendirmek eldeki bilgiler ışığında imkânsızdır. Belgenin Kara Kaplı Defter'in içinden olmaması mümkündür ve galiba Bardakçı da bir TV programında bu yönde bir ifadede bulunmuştur. Her ne kadar Bardakçı belge için "1915-1916 olabilir" şeklinde bir kayıt düşmüş ise de, buna dair bir delil sunmamaktadır. Tarih metodolojisinde tarihçiler tarafından itibar edilmeyen bu tür belgeler, ancak ihtiyatla kullanılabilir. Elimizde tehcir edilen Ermenilerin toplam sayısını gösteren bir başka belge olmadığı için bu belgeye de ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Ayrıca bu belgelerin tarihsiz ve Talat Paşa için hazırlanmış eksik bir bilgi notu olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Bu bakımdan söz konusu belgelerin analizini doğru yapmak ve Ermeni tehcirini açıklamak için kullanmak çok daha büyük önem arz etmektedir. Bu noktayı gözden kaçırmadan sevk olunan Ermeni miktarını gösteren (s.77) belge analiz edildiğinde, ATASE ve Bardakçı tarafından yayınlanan ve aynı kalemden çıkan iki belgenin birbirine çok benzer olduğu bir kere daha vurgulanmalıdır. Şöyle ki ATASE tarafından yayınlanan belgedeki sevk olunmasına karar verilen nüfus ile Bardakçı tarafından yayınlanan ve sevk olunan nüfusu gösteren liste arasında hemen hemen hiçbir fark yoktur. Bardakçı'nın yayınladığı tabloda sevk olunanlar toplamı 924.158 iken, ATASE belgesinde sevkine karar verilmiş nüfusu 987.568'dir. İki belgenin arasındaki fark, ATASE belgesinde Van vilayetinden sevk edilecek 67.792 kişi kayıtlı iken, Bardakçı'nın yayınladığı belgede Van'ın olmamasıdır. Buna karşılık ATASE belgesinde de Konya vilayetinden sevk edilecek 4.381 kişi eksiktir. Buradan çıkan sonuç, her iki belgedeki tabloların vilayet ve livalardan sevk olunması öngörülen Ermenilerin deftere kaydından ibare olduğudur.

Görüldüğü gibi burada asıl şaşırtıcı ve düşündürücü olan, Bardakçı tarafından yayınlanan belgedeki sevk olunan nüfus ile ATASE tarafından yayınlanan sevki kararlaştırılmış nüfus arasında hiçbir fark olmamasıdır. Bardakçı, bu duruma bir açıklama getirmemekte ve yorumlamayı okuyucuya bırakmaktadır
.
KARA KAPLI DEFTERİ DOĞRU OKUMAK
Hâlbuki tarihçinin görevi, okuyucuyu analizler yaparak aydınlatmaktır. Çünkü "yorumlama" okuyucuya bırakıldığında, konunun uzmanı olmayan kişiler, doğal olarak listede sıralanan vilayetlerdeki bütün Ermenilerin sevk olunduğunu varsaymaktadır. Hâlbuki durum hiç de böyle değildir. Bu yargımızın nedenleri şunlardır:

Öncelikle Bardakçı'nın yayınladığı belgede (s.109) savaş öncesi Osmanlı Ermeni nüfusunun azami 1.500.000 olduğu kaydedilmektedir. Bu nüfus yine derkenar kaydına dayanan bir tahmindir. Çünkü Ortodoks nüfus 1.187.818 olup buna Katolik olan 63.967 kişinin eklenmesiyle 1.256.403 rakamına ulaşılmaktadır. Ancak yaşayan nüfusun tam olarak yazılmadığı kabul edilerek gerçek rakamın 1,5 milyona ulaşabileceği belirtilmektedir. Burada Protestan nüfusun da eksik olduğu düşünülürse rakam makul bulunabilir.

Bu belgenin ikinci ve bana göre açıklanması çok daha zor bir başka yanı ise sevk olunan Ermenileri gösteren listede "0" Ermeni kaldığı belirtilen yerlerde, 284.157 (ya da eksikler ilave edildiğinde 350.000) kişinin yaşadığını göstermesidir. Bu belge gerçekten 1916 sonlarında hazırlandı ise nüfusunun tamamının sürgün edildiği ifade edilen vilayetlerdeki tahmini 350.000 kişinin varlığı nasıl açıklanacaktır? Özele indiğimizde ise gerçekten Trabzon gibi Şubat 1916'da binlerce Ermeni'nin yardımıyla Rus işgaline uğrayan bazı yerlerdeki Ermeni varlığı nasıl açıklanacaktır? Tüm konsolos ve misyoner raporlarına karşılık Elazığ'da hiçbir Ermeni kalmadığı nasıl kabul edilebilir?

Diğer taraftan örneğin Ankara, Erzurum, vs. gibi vilayetlerde sevk olunacak nüfus ile sevk olunan nüfus aynıdır, yani bu şehirlerde tek bir Ermeni bile bırakılmamış gibi görünmektedir. Hâlbuki 109. sayfada aynı vilayetlerde yerinde kalan Ermeni sayıları verilmektedir. Bu durumda s.77'deki listede naklolunan nüfustan kastın sadece Ortodoks Ermeniler olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Dolayısıyla sayfa 109'daki 350.000 kişi de olsa olsa tehcirden sonra hayatta kalanlar değil, muaf tutulan ve sevk edilmeyen Ermeniler olarak okunmalıdır.
TEHCİR HAKKINDA GERÇEKLER
Görüldüğü gibi Bardakçı ve ATASE tarafından yayınlanan belgeler birbiriyle karşılaştırılarak okunduğunda, şaşırtıcı, ezber bozucu, ya da TTK'nın yapmış olduğu araştırmaların sonuçlarının tersyüz edildiği gibi aceleci sonuçlar çıkartmak imkânsızdır. Aksine TTK'nın tehcir üzerinde yaptığı kapsamlı çalışmaların ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymaktadır. Şöyle ki:

1. Bardakçı tarafından yayınlanan s.77'deki liste "sevk olunan" Ermeni sayısını 924.158 olarak göstermekle birlikte, bu sayı tehcir bölgesine yapılan sevkıyatı göstermemektedir. Bu sayı, şehirlerden çıkarılan nüfusu ifade etmekte, fakat tehcir edilen Ermenilerin nereye gittiklerini ortaya koymamaktadır. Başka bir ifadeyle bütün sevk edilenleri Suriye ve Musul civarında aramak yanlıştır.

2. Her ne kadar bugün tehcir denildiği zaman Suriye ve Musul civarına sevk edilen Ermeniler anlaşılmaktaysa da, Bardakçı'nın ifadesiyle "tehcirin geniş çaplı bir yer değiştirme olduğu" şüphesizdir. Anadolu içlerinde de iller arasında sevkıyat yapılmıştır. İzmit'ten Kütahya'ya, buradan Afyonkarahisar'a, Amasya'dan Ankara'ya, buradan da Konya'ya sevk edilen Ermeniler olduğu belgelerle sabittir. Dolayısıyla bir şehirden çıkarılmış olan Ermenileri izlemek olanaksızdır.

3. Bazı Ermeniler sevk esnasında firar ederek gizlenmişler, çetelere katılmışlar ya da Kafkasya'ya gitmişlerdir. Özellikle Erzurum, Bitlis, Van, Muş, Harput ve hatta Trabzon vilayetinden sevk edilen Ermenilerden büyük bir kısmı yolda firar etmişlerdir. Amerikan yardım kuruluşu Near East Relief'in (NER) iaşe sağlanan Ermenilere dair verdiği raporlarda Anadolu'dan Kafkasya'ya kaçan Ermeni sayısı en az 325.000 olarak verilmektedir. Yine İran'a firar eden Ermeni sayısı da Tahran Amerikan büyükelçisinin verdiği bilgilere göre en az 40.000 kişidir. Bu insanları da sevk olunan Ermeni rakamlarının içinde değerlendirmek gerekir.

4. Suriye ve Musul civarına sevk olunan Ermeni sayısını 500-600.000 olarak tahmin etmek mümkündür. Nitekim Amerika'nın Halep konsolosu J.B. Jackson'ın 8 Şubat 1916 tarihli belgesine göre bölgedeki kamplarda yaşayan Ermeni mülteci sayısı 486.000 kişidir. Konya ve civarında sevk edilmeyi bekleyenler bu sayıya dahil değildir. Nitekim Ermeni Milli Delegasyonu başkanı olarak Paris Konferansı'na katılan Bogos Nubar Paşa da Fransa dışişleri bakanına gönderdiği 1918 tarihli bir mektupta, bu bölgeye sevk olunan Ermeni sayısını 600-700 bin olarak vermiştir. Buna göre Kafkasya'ya gidenlerle Suriye'ye ulaşanlar toplandığında sevk olunan Ermeniler 925.000 civarındadır. Bu, aynı zamanda bu kadar Ermeni'nin akıbetinin bilindiğini ortaya çıkarmaktadır.

5. TTK tarafından yayımlanan "Ermeniler: Sürgün ve Göç" adlı eserde yer verilen kaynak ve bilgilere göre; ayrıca Suriye, Musul ve Kafkasya'ya ek olarak 1915 yılında Anadolu'dan Mısır'daki Port Said'e 4.500, Amerika'ya 1915-1917 yılları arasında 7.346 Ermeni göç etmiştir.

6. Yine TTK'nın yapmış olduğu çalışmalara göre karşılıklı çatışmalar, baskınlar, katliamlar ve salgın hastalıklar gibi sebeplerle hayatını kaybeden ya da akıbeti kesin olarak tespit edilemeyen Ermeni sayısı (eğer nüfus 1,5 milyon ise) 200.000'i geçmemektedir.

Bu durumda sevk ve iskân sonrasında 972.000 kişinin hayatını kaybettiğini iddia etmek, günümüze ulaşan tarihî belgelere göre tamamen dayanaksızdır. Nitekim I. Dünya Savaşı sonrasında Ermeni Patrikhanesi tarafından hazırlanan ve savaş sonrasında Anadolu'da yaşayan Ermenilerin nüfusunu bildiren bir belge halen Kafkasya ve dünyanın pek çok yerine dağılmış Ermeniler dışında Anadolu'da 644.900 Ermeni yaşadığını il il ortaya koymaktadır (NARA 860J.01/395). Karadeniz Ordusu İstihbarat Birimi'nin 1919 yılında İngiliz Savaş Kabinesi'ne sunduğu bir belgede bu sayı 575.100 olarak verilmekte ve Patrikhane teyit edilmektedir (UK Archives WO 158/933 No: 5796).

Yine NER tarafından temin edilen ve Milletler Cemiyeti'ne sunulan (NARA 867.4016/867) Kasım 1922 tarihini taşıyan bir başka belgeye göre, dünya Emeni nüfusu 3.004.000 olup bu nüfusun, 817.873'ü mülteci statüsündeki Osmanlı Ermeni'sidir. Bu sayıya, Türkiye'de İslamiyet'i kabul etmiş 95.000 kadın ve çocuk ile İstanbul ve Anadolu'da yaşayan 281.000 Ermeni'nin dahil olmadığı bu belgede açıkça kaydedilmektedir. Bu durumda toplam 1.193.873 Osmanlı Ermeni'sinin 1922 itibarıyla hayatta olduğu ortaya çıkmaktadır.

Görüldüğü gibi belgeleri yorumlamak hassas konularda peşin hükme varmamak açısından çok önemlidir. Ne yazık ki Talat Paşa gibi Ermeni terörüne kurban gitmiş bir devlet adamımızın geride bıraktığı belgeler, onu haksız yere mahkûm etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bu açıdan üzülerek ifade etmek gerekir ki, Talat Paşa'nın Kara Kaplı Defteri, tarihi amatör olarak yazanların elinde "Talat Paşa'nın Kara Bahtlı Defteri" olarak anılma tehlikesi ile karşı karşıyadır

Prof. Dr. Kemal Çiçek
(Türk Tarih Kurumu / Ermeni Araştırmaları Masası Başkanı)

1 yorum:

  1. Çok güzel, bunun bazi hisselerini ruscaya çevirip kendi sitemde koyacam. Size teşekkürler!

    YanıtlaSil

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.