19 Ekim 2009

Abdülhamid’in albüm diplomasisi

Sultan II. Abdülhamid’in 35 bin kareden oluşan fotoğraf koleksiyonu, bir zamanlar üç kıtaya uzanan varlığımızın belgesi niteliğinde. Sultan, diğer ülkelere yolladığı ‘özel çekim’ albümlerle ise Osmanlı’yı daha güçlü yansıtmış.

Devrini aşan bir şahsiyetti; 34. Osmanlı padişahı, 98. İslam halifesi Sultan II. Abdülhamid Han. İmparatorluğun son döneminde 33 yıl tahtta kaldı. Birçok tarihçiye göre, ileri görüşlülüğü ve siyasi-askerî dehasıyla cihan devletinin çöküşünü geciktirmişti. Onu tahttan indirenler dahi Sultan’ın hakkını ikrar ve iade ettiler yıllar sonra.

Sultan Abdülhamid’in etkisi geçmişte de kalmış değil. 91 yıl önce aramızdan ayrılmasına rağmen (10 Şubat 1918), Sultan’la ilgili yayımlanan her yeni belge dehasına hayranlığımızı bir kat daha artırıyor. O, döneminde olduğu gibi bugün de şaşırtmaya devam ediyor.

Yağlı ve suluboya resimler yaptığını, polisiye romanlara tutkun olduğunu, piyano çaldığını, opera ve varyeteden hoşlandığını öğrenmiştik yakınlarının neşrettiği anılardan. Bir madalyonu ortasından vuracak kadar da nişancıydı. Marangozluktaki mahareti de Han’ın bilinen hususiyetlerindendi. İlber Ortaylı’ya göre, o sultan olmasaydı marangozluktan kazandıklarıyla zengin olabilirdi. Kitap âşığıydı. Dünya başkentlerinde yeni çıkan yabancı eserleri Türkçeye çevirtip okumayı seviyordu. 30 memurun istihdam edildiği kütüphanesinde 100 binden fazla kitap bulunuyordu.
Sultan II. Abdülhamid Han’ın bir diğer merakı da fotoğrafçılık sanatı ve fotoğraf albümleriydi. Osmanlı sultanları nicedir İstanbul’dan ayrılamaz hâle gelmişti. Madem ki o gidemiyordu, o zaman Devlet-i Ali Osmani’nin görüntüsü gelebilirdi saraya. Sultan Abdülhamid, dünya tarihinin o güne kadarki en büyük fotoğraf koleksiyonunu oluşturma işine girişti. Saray, fotoğrafla kendisinden önce tanışmıştı. Kırım Savaşı’nın fotoğrafları amcası Sultan Abdülaziz döneminde Kırım’ı İstanbul’a taşımıştı. Fakat, Osmanlı toprakları başta, tüm dünyayı kapsayan bir arşiv oluşturmak Sultan Abdülhamid’e nasip olacaktı. Abdülhamid’in hobi olarak başlattığı uğraş, zamanla pek çok fotoğrafçının geçim kapısına ve Sultan’ın taşrayı yönetme aygıtına dönüştü. Uzak vilayetlerden her yıl İstanbul’a gönderilen fotoğraflar üzerinden Sultan hükmettiği toprakların gelişimini gözlemleyebiliyor, problemlere müdahale edebiliyordu. Her geçen gün büyüyen albümler Yıldız Saray’ında tutulduğu için ‘Yıldız’ veya ‘II. Abdülhamid Albümleri’ ismiyle tarihe geçti. Döneminde dünyanın en büyük koleksiyonuna dönüşen arşivin hacmi, 962 albüm ve 35 bin 535 fotoğrafa ulaşmıştı.

Üzerinde II. Abdülhamid’in tuğrası bulunan albümlerin ciltleri bile paha biçilmez nitelikte. Özenle hazırlanmış albümlerin büyük kısmı deri ve kadife kumaşlarla kaplı, ön kapaklar altın ve mücevherlerle, iç kısımları atlas ve kumaşla tezyin edilmiş. Albümlerin tek fotoğraflık olanı da var, 300 fotoğraf içereni de. Paspartulu ve süslenmiş fotoğrafları içeren albümlerin bir bölümünde fotoğrafları çeken ve düzenleyenlerin isimleri ile albüme verilen kod numaraları bulunuyor. Albümlerden İstanbul ve Mısır’ı yansıtan üçü renkli.

İlk bakışta Saray’dan pek dışarı çıkmayan II. Abdülhamid’in, Ermeni Abdullah Biraderler, Vichen, Hovsep ve Kevork ile Rum Vasilaki Kargopoula gibi devrin ünlü fotoğrafçılarına sipariş ettiği, kimi zaman da ünlü fotoğrafçılardan satın aldığı bu fotoğraflar sayesinde hem Osmanlıyı hem de dünyayı izlediği anlaşılıyor. Sultan, bu fotoğraflar üzerinden dünya siyasetini takip edip politikalar geliştirmiş. Ama fotoğraf ilgisini sadece devlet yöneticiliğiyle kısıtlı tutmamış. İyi bir fizyonomist (insanların yüz çizgilerinden karakterleri ile ilgili ipuçları çıkaran kimse) olan Sultan, fotoğraflara bakarak insanların karakterlerini anlamaya çalışıyordu. Askerî okullara alınacak talebelerden, affedilmesi öngörülen mahkûmlara kadar çoğu kararını verirken yazılı raporların yanı sıra çektirdiği fotoğrafları kullanıyordu. Sultan’ın karakol açılışlarına bile özel fotoğrafçılarını gönderdiği ve fotoğrafçılarını genelde güvendiği askerlerden seçtiği biliniyor.

Sultan II. Abdülhamid, özenle çektirdiği fotoğraflar üzerinden, dönemin güçlü devletleri İngiltere, Fransa ve ABD’ye yönelik tarihin ilk kamu diplomasisi hamlesini de başlatmış. Sultan, fotoğrafın bu kullanım alanını keşfettiğinde o güne kadar yaygın olan ‘fotoğraf, harici gerçekliğin birebir kaydedilmesidir’ olduğu yönündeki objektif fotoğrafçılık kanısının bir yanılgı olduğunun da farkına varmış. Fotoğrafın pekâlâ manipüle edilebileceğini gören Padişah, Osmanlıları ve devleti güçlü gösteren yüzlerce fotoğraftan oluşturduğu albümleri dönemin ABD başkanına, İngiliz kraliçesine ve Fransız imparatoruna göndermiş. Osmanlı Devleti’nin dimdik ayakta ve hızla kalkınmakta olduğunu gösteren bu fotoğrafların, büyük bir savaşa sürüklenen dünyada Osmanlı’ya yeni dostlar kazandıracağı ve muhtemel düşmanları caydıracağı ümidindeymiş Sultan. Bunun için özellikle devleti kudretli gösteren yer, mekân ve araçların fotoğrafları çekilmiş. Çekimler sırasında fotoğrafın gücünü artıracak yöntemlere başvurulmuş. Askerlerin elindeki silahlar, parlaması için yağlanmış; bahriyelilere en güzel, en beyaz üniformalar giydirilmiş; askerî birlikler her zaman yoğun görünecek ortamlarda fotoğraflanmış. Kadraja girecek askerlerin üniforma, silah ve atları özenle seçilmiş. Sultan, beğenmediği fotoğrafları da yeniden çektirmiş.

II. Abdülhamid’in devlet adamlarına gönderdiği bu albümler zamanla bu ülkelerin millî kütüphanelerinde yerlerini almış. Abdülhamid’in orijinalleri İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan albümlerinin nüshaları British Museum, ABD Kongre Kütüphanesi ve Bibliotheque Nationale gibi kütüphanelerde bulunuyor bugün. Bu albümler İstanbul’daki orijinalleriyle kıyaslandıklarında Sultan’ın her ülkeye farklı albüm hazırlattığı, bunu yaparken de o ülkenin özelliklerini veya o ülke insanının ilgisini neyin çekebileceğini dikkate aldığı görülüyor.
Sultan’ın Washington’a gönderdiği kırmızı deri kaplı 36 albümdeki 1200 fotoğrafa bugün Kongre Kütüphanesi’nin web sitesinden ulaşmak mümkün. Harvard Üniversitesi de, dünyanın önde gelen kütüphanelerinde itina ile saklanan bu fotoğrafları dergi formatında bir araya getirip yeniden yayımlamış. Benzer bir faaliyete, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde orijinalleri korunan fotoğrafları dijital ortama aktaran ve yayın haklarını elinde bulunduran İslâm Konferansı Teşkilâtı Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) de girişmiş. Daha önce Abdülhamid’in albümlerindeki İstanbul fotoğraflarını (İstanbul Kültür AŞ’nin desteğiyle) bir araya getiren IRCICA, ‘Fotoğraflarla Osmanlı Döneminde Kudüs’ albümünü yayımladı. Bu albümdeki fotoğrafların çoğu Yıldız Albümleri’nden alınmış. Metin yazarlığını araştırmacı-gazeteci Kerim Balcı’nın üstlendiği albüm için ‘Abdülhamid’in fotoğraflarına dayanılarak hazırlanmış en etkileyici çalışma’ demek mümkün.

Balcı, Sultan Abdülhamid’in yürüttüğü fotoğraf diplomasisinin etkisine inandığı için yer almış projede. “Bu fotoğraflarda Osmanlı’nın Kudüs gibi bir coğrafyayı dört asır boyunca nasıl barış içinde yönetebildiğinin kodlarını bulmak mümkün.” diyor. Bu kodların deşifre edilmesi gerektiğini vurgulayan Balcı, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Çünkü her fotoğraf fotoğrafçısının ve tabii son tüketicisi olan Saray’ın beklentilerinin etkisini de beraberinde taşıyordu. Osmanlı döneminde çekilmiş fotoğrafları peş peşe sıralayan bir albüm Osmanlının Kudüs’ünü ortaya çıkarmış olmayacaktı. Her fotoğraf beraberinde fotoğraflanan mekânın, fotoğrafçının, fotoğrafta hayatının bir anı resimlenen insanların ve tabii dönemin hikâyesini içerir. Bütün bu hikâyeleri anlatmak gerekiyordu. Bizimki bu sebeple, metni yoğun bir albüm oldu. Tamamı 400 sayfa civarındaki albümde 800 kadar fotoğraf, belge ve çizimin yanında 130 sayfalık metin de var.”
IRCICA’nın yayımladığı Kudüs Albümü oluşturulurken üç kaynaktan faydalanılmış: IRCICA’nın elinde bulunan Yıldız Fotoğraf Arşivi, Amerikan Kongre Kütüphanesi’ndeki fotoğraflar (Osmanlı döneminde Kudüs’te faaliyet gösteren American Colony Stüdyoları’nın çektiği) ve nihayet Londra’daki Palestine Exploration Fund’ın arşivi. Kerim Balcı, albümü hazırlarken ille de yayımlanmamış fotoğraf bulma kaygısı gütmemiş. Onun için önemli olan daha önce yayımlanmış da olsa fotoğrafın hiç anlatılmamış hikâyesini aktarmak. Yine de albümde daha önce bir araya getirilmemiş siyah beyaz fotoğraflar ve bunların fotokrom tekniğiyle renklendirilmiş versiyonları basılmış.

Balcı, hazırladığı albümün bugüne kadar yayımlanmış Kudüs albümlerinden önemli iki farkı olduğunu söylüyor: İnsan ve İslam vurgusu. Bu farklılığı şöyle açıklıyor: “Bundan önceki albümlerin bazısı, Siyonist kaygılarla yayımlanmış ve Filistin’in Yahudi göçlerinden önce bomboş olduğu hissini vermeye çalışmış. Bunlarda neredeyse hiç insan göremezsiniz. Fotoğraf altlarındaki yorumlarda Filistin’in Yahudi göçleri öncesinde ne kadar metruk ve yıkılmış hâlde olduğu notlarını görürsünüz. Diğer taraftan, Evanjelik Hıristiyan kaygılarıyla hazırlanmış albümlerde Osmanlı Kudüs’ünün çehresinin korunmasından ziyade Hazreti İsa dönemi Kudüs’ünün çehresinin kurgulanması kaygısını görürsünüz. Bu fotoğrafların Hazreti İsa’nın gerçekten de Filistin ve Kudüs’te yaşadığına insanları inandıracağı düşünülüyordu. Hatta fotoğrafçılar bu albümlere ‘Beşinci İncil’ nazarıyla bakıyorlardı. Bir de o dönem fotoğrafçıları eserlerini satabilmek için en fazla ilgi çeken tipleri arıyorlardı. Müslümanlar ilginç görünümlü insanlar değildi. Yemen Yahudileri, Ermeni ustalar ve papazlar Batılı fotoğraf tüketicilerinin ilgisini çekiyordu. İlla Müslüman fotoğrafı çekilecekse dilenciler, bedeviler ve cüzzamlılar seçiliyordu. Biz bütün bu önyargıların ve pazar kaygılarının içinden gerçek Kudüs’ü ortaya çıkarmaya çalıştık. Bu açıdan ‘Osmanlı Dönemi Kudüs Albümü’ demedik, ‘Fotoğraflarla Osmanlı Döneminde Kudüs’ dedik. Zira sergilemeye çalıştığımız fotoğrafların kendisi değil, fotoğraflar üzerinden hikâyesi anlatılan Kudüs’ün kendisidir. Zaten Abdülhamid de fotoğrafları böyle kullanıyordu.”

Fotoğraf sadece fotoğraf değildir, çok şey anlatır ardını görebilene. II. Abdülhamid de fotoğrafların çerçevelerini aşan gücünden sonuna kadar istifade etmiş hükümdarlığında. Dışa karşı imparatorluğunu güçlü göstermiş, sınırlar dâhilini de görsel olarak izlemiş. Âdeta devletinin sınırlarını silinmez belgelerle arşivlemiş. Dünya kütüphanelerinin en özel odalarında sergilenen bu albümler amacına ulaştığının da göstergesi değil mi?


Abdülhamid’in fotoğrafları geçmişi analiz imkânı veriyor

Prof. Dr. Vahdettin Engin (Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi): “Sultan II. Abdülhamid’in fotoğraf merakını birkaç yönden değerlendirmek gerekir. Öncelikle teknolojiye meraklı bir insan. Dolayısı ile o yıllarda dünyada ortaya çıkan teknolojik aletleri kullanmayı seviyor ve önemsiyor. Fotoğraf makinesi de o dönemin önemli teknolojilerinden. Tabii teknoloji merakı işin bir yönü. Esas olarak fotoğraflarla ilgilenmesini, onun devleti idare etme anlayışında aramak lazım. II. Abdülhamid idaresi aslında merkezî yönetimin güçlü olduğu bir nevi ‘Başkanlık Sistemi’ gibi işliyordu. Çünkü geniş bir coğrafyaya yayılmış olan devleti ayakta tutabilmesi buna bağlıydı. Özel günler ve bazı merasimler sayılmazsa genellikle Yıldız Sarayı’ndan ayrılmayan II. Abdülhamid, hükmettiği coğrafyada olan bitenlerden haberdar olmak için fotoğraflardan yararlanıyordu. Ülkede olan bitenleri ve imar faaliyetlerini gözlemlemek amacıyla ülkenin her tarafından fotoğraf çektirir ve bunlara bakarak değerlendirmelerde bulunur, kararlar alırdı. Mesela Elazığ vilayet konağı açılışının fotoğraflarına baktıktan sonra, sofra takımlarının çok zevksiz olduğu yönünde yetkilileri eleştirmiş, ayrıca harcanan para ile pekâlâ daha güzel bir bina yapılabileceğini belirtmişti. Ayrıca oluşturduğu albümleri Amerika, İngiltere, Japonya ve başka ülkelere de göndererek ülkesini tanıtmaya çalıştı. Tabi bu aynı zamanda bir propagandaydı. Bu albümler tarihçiler için bir hazine niteliğinde. Çünkü padişah nasıl ülkenin mevcut durumu hakkında kendi döneminde gözlemler yapmışsa, biz de şimdi o yıllarla ilgili olarak birebir gözlem yapma imkânı buluyoruz. Bazen bir fotoğrafın birçok sayfa yazıdan daha fazla bilgi verdiği muhakkak.”

Kaynak: Aksiyon

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.