22 Ekim 2009 Perşembe

Okullarda okutulan tarih kitapları tam 150 yaşındadır

Geçen pazartesi, tarihin okullarda en sevilmeyen derslerin başında geldiğini söylemiş ve bu sevilmemenin ardında, ders kitaplarında geçmişi senteze yarayan bilgiler verilmediğini, aksine bir tarih çöplüğünü andırdığını yazmıştım.

Ders kitaplarının hiçbir şekilde işe yaramayacak ve talebeyi tarihten soğutacak lüzumsuz bilgilerle dolu olmasının başta gelen sebebi, kitapların yazımında kullanılan şablonun tam 140 seneden buyana değiştirilmemiş olmasıdır.

Şablonun sahibi tarihçi, edebiyatçı, mütercim ve devlet adamı Ahmed Vefik Paşa; şablon ise Paşa'nın "Tarih-i Osmânî" ismini taşıyan, ilk baskısı 1860'lı senelerde yapılan, 1869'dan sonraki baskılarında "Fezleke-i Tarih-i Osmânî" adını alan ve 1885'e kadar tam 15 baskı yapan kitabıdır.
Paşa'nın tarih metodu ve yazdıkları kendisinden sonra da aynen benimsenmiş, çizdiği çerçeve esas kabul edilmiş ve bu çerçevede neredeyse hiçbir değişiklik yapılmadan aynı şekil ve üslup içerisinde yeni eserler verilmiştir.

Dolayısıyla, okullarımızda bugün okutulan tarih kitaplarının 150 yaşında olduklarını söylemek pek de yanlış sayılmaz! Ne Millî Eğitim Bakanlığımız, ne de üniversite hocalarımız, 19. asrın anlayışına göre yazılmış bir ders kitabının mutlaka yenilenmesi gerektiği konusunda tek bir söz etmemiş, Ahmed Vefik Paşa'nın yazdıklarını tekrar etmekte beis görmemişlerdir. Yapılan değişiklik, sadece Paşa'nın zamanından sonra yaşananları kitaplara yine onun üslubuyla ilâve etmekten ibarettir.


BÜTÜN BİLGiLER ESKİDİR

Yeni çalışmalarla varılan sonuçlar ve ortaya çıkartılan yeni bilgiler, ders kitaplarında hiçbir şekilde yeralmamıştır. Son 30 seneden buyana Osmanlı Tarihi ve özellikle de Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş dönemi hakkında şimdiye kadar bilinen ne varsa hemen herşey değişmiştir ama ders kitapları hâlâ bir buçuk asır öncesine aittir.

Kuruluş dönemi, okullarda öğretilenlere bakılırsa hâlâ bir efsane bulutunun ardındadır; Osmanlı Tarihi ise sadece savaşlardan ibarettir. Öğrenciye tarihin hiçbir dönemi hakkında hayata atılmasından sonra işine yarayacak tek bir bilgi bile verilmez, üstelik kafalara yığınla yanlış bilgi doldurulur.

Bir örnek vereyim: Matbaanın Türkiye'ye geç gelmesi konusunda "İstanbul'da 90 bin hattat vardı, bu hattatlar matbaanın kurulması hâlinde işsiz kalacaklardı, işte bu yüzden matbaayı engellediler" gibisinden bir terâne öğretilir. Ama, İstanbul'da o tarihlerde 90 bin hattatın bulunmasını bir yana bırakın, şehirdeki esnafın sayısı bile bu kadar yüksek değildir. Matbaanın geç gelmesinin tek ve asıl sebebi, okuma alışkanlığımızın pek olmaması ve kulaktan nakledilen bilgiyi tercih etmemizdir. İlk matbaacımız İbrahim Müteferrika'nın bastığı 17 çeşit kitabı da bir türlü satamaması ve terekesinden dünya kadar kitabın çıkması, bunun böyle olduğunu zaten gösterir.

SENTEZİ ÖĞRETMİYORUZ

Başka birkaç örnek daha: Fatih Sultan Mehmed zamanında donanma İtalya'ya neden seferler yapmıştır? Kanuni Sultan Süleyman'ın Viyana kapılarına kadar gitmesinin sebebi nedir? O devrin Avrupa'sı nasıldır? Balkan Savaşı'nda ne hatalar yapılmıştır ki koskoca Rumeli bir anda elimizden çıkmıştır?

İşte, ders kitaplarında bütün bunlar gibi birçok konuda sebep-sonuç ilişkileri ele alınmaz ve tarih sadece bir zaferler, az da olsa yenilgiler listesi halinde tatsız bir biçimde okutulur, durur.

Ve, netice: Okullardaki tarih derslerinde 150 seneden buyana anlatılanların neredeyse tamamı, öğrencinin hiçbir işine yaramayacak kırıntılardan ibarettir
.

Tarih, mukayeseli bir şekilde öğretilmediği için, talebe dünyadan de maalesef bîhaberdir, bazı ders kitapları da maalesef fâhiş hatalarla doludur.

Bu hatalardan bazılarını, cuma günü yazacağım.

Murat Bardakçı
(Habertürk, 21.10.2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.