TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Okullardaki tarih dersleri, maalesef bir tarih çöplüğünden ibarettir

Arkadaşlarım ve dostlarım, tarih derslerinin hiç sevilmediğini senelerden buyana söylerlerdi ama abarttıklarını zannederdim. Zira tarih, benim ve akranlarım için hoş ve zevkli vakit geçirten bir dersti.

Benim tarihten hoşlanma sebeplerimin başında büyük ihtimalle ailemdeki yaşlıların kendimi bildim bileli eski günlerden, özellikle de Sultan Abdülhamid devrinden bahsetmeleri vardı ama bir başka sebep de, o zamanın ders kitaplarında da dünya kadar gereksiz mâlumatın yeralmasına rağmen, hocalarımızın iyi olmasıydı. Hâlâ görüştüğümüz ortamektep arkadaşlarımın neredeyse tamamı tarihten zevk alırlar ve bu zevk alışın en başta gelen sebebinin, büyük tarihçi İsmail Hâmi Danişmend'in eşi tarih hocamız İclâl Hanım olduğunu söylerler.

Ben ve birçok arkadaşım tarihten böyle hoşlandık ama yeni neslin tarihi sevmediğine, hattâ sevilmemesi bir yana, en nefret edilen derslerin başında geldiğine, TV'de geçen seneden itibaren tarih programları yapmaya başladıktan sonra ikna oldum. Zira her programda aldığım binlerce mesajın en azından dörtte birinde "Tarih, okulda en hoşlanmadığımız ders idi ama, sizi izlemeye başladıktan sonra merak salmaya başladık" deniyordu.

ÖYLE BİR MÜFREDAT Kİ!

Bunun neden böyle olduğunu merak ettim ve geçenlerde, arkadaşlarımdan birinin onuncu sınıfta okuyan oğlunun tarih kitabını birkaç günlüğüne ödünç aldım. Aman yarabbi! Ders kitapları neredeyse kırk seneden buyana hiç değişmemişti, yani bir şeyler öğretmeleri gerekirken, hâlâ bir tarih çöplüğü hâlinde idiler. Hiçbir işe yaramayacak lüzumsuz bilgilerle doldurulmuşlardı; kupkuru, tatsız ve talebede merak uyandırmayacak ve dersi asla sevdirmeyecek bir üslûpla kaleme alınmışlardı. Çok daha önemlisi, öğretilenlerin çoğu öğrenciye sentez imkânı vermeyecek derecede karışık ve gereksiz idi; hattâ yazılanların bazıları profesyonel tarihçilerin bile bilmelerine imkân bulunmayan, sadece ihtisas araştırmalarında rastlanacak işe yaramaz ayrıntılardan ibaretti. Talebeye "Hayatın boyunca hiçbir işine yaramayacak olan bu lüzumsuz bilgi kırıntılarını oku, iyice ezberle. Sınıfını geçmen, kafan ancak bir çöplüğe döndüğü zaman mümkündür" deniyordu.

Ders kitaplarını bir grup tarih öğretmeni yazıyordu ama, hangi sınıfta hangi konunun ele alınması gerektiğine, Milli Eğitim Bakanlığı karar veriyordu. Şablonu bakanlık çiziyor, daha doğrusu bilgi çöplüğünde nelerin olması gerektiğine Ankara karar veriyor ve yazarlara o çöplükteki materyali sayfalara serpiştirmek düşüyordu. Yani, bütün o lüzumsuz mâlumatın sorumluluğu kitabı hazırlayan hocalara değil, onlara "Öğrencinin kafasını şu saçmalıklarla dolduracaksınız" diyen bakanlığa bağlı kurullara aitti.

150 SENEDİR AYNI MANTIK

Anlayacağınız, Türk eğitim sisteminde öğrenciye gereksiz ve işe yaramaz ne kadar mâlumat verilirse o kadar bilgili ve hayata hazır bir nesil yetiştirileceği şeklinde neredeyse 150 seneden buyana hâkim olan zihniyet hiç değişmemişti.

Sözünü ettiğim ders kitabında daha sonra temas edeceğim bilgi yanlışları ise tabii ki bakanlığa değil, yazarlara aitti.

Önümüzdeki çarşamba günü, tarih kitaplarının nasıl yazılmaları gerektiği konusunda Milli Eğitim Bakanlığı'na geçtiğimiz aylarda verilmiş bir rapordan hareketle, öğrenciye nelerin öğretilmesi gerektiği halde ne gibi lüzumsuz bilgilerin verildiğini ve talebenin öğrendiklerini sentezden nasıl mahrum bırakıldığını anlatacağım.

Murat Bardakçı
(Habertürk, 19.10.2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder