24 Ekim 2009 Cumartesi

Osmanlı paşaları

(Tepedelenli Ali Paşa (1744 – 24 Ocak 1822), Osmanlı Devleti'ne isyan etmiş olan bir Yanya valisi.
Encyclopædia Britannica'daki "Ali Paşa Tepelenë." maddesinde yazana göre "Yanya Aslanı" olarak da anılırdı.)

Söz paşalık rütbesinden açılınca, tarihe müracaat etmeden olmaz. Tarih, öğrenmesini bilenler için iyi bir öğretmendir. Eskiden beri devlet adamı, tarih öğrenerek yetişir.

Doğrudur, "tarih tekerrür etmez". Ama tekerrür etmemesi için önce olan bitenleri bilmek gerekir. Kısaca tarih, tarihten ders çıkartmayanlar için her zaman tekerrür etmeye hazır beklemektedir. Geçmişin şartları ile bugün arasındaki farka sığınıp tarihe sırtını dönenler, tarihsel sürekliliğin dışına düşer ve acemi bir çocuk gibi küçük bir kibrit alevinden nasıl koskoca orman yangınlarının çıktığını şaşkınlık ve korku ile izlemekten başka ellerinden bir şey gelmez.

Mora isyanı ve hatalar zinciri

Mora isyanı, Fransız İhtilali'nin başlattığı milliyetçi ayaklanmaların ilkidir. Napolyon'un Waterlo'da yenilmesinden sonra, Avrupa eski düzene geri dönmüş ve 1815 Viyana Uyumu ile milliyetçi ayaklanmaları el birliğiyle bastırma kararı almıştır. Yunan bağımsızlığı, Avrupa Düzeni'nin mimarı olan Metternich'in bütün karşı koymasına ve Osmanlı devleti yanında yer almasına rağmen gerçekleşmiştir. Milliyetçi ayaklanmaların Avrupa monarşilerinin işbirliği ile bastırıldığı bir dönemde Yunan ayaklanmasının başarıya ulaşmasının tek sebebi Osmanlı devletinin iç zaaflarıdır. Bu zaaf birbirine düşman iki isim arasındaki çatışmanın eseridir: Tepedelenli Ali Paşa ve Halet Efendi.

Bu iki adamın kişisel hesabı zincirleme birçok felaketin ateşleyicisi olmuştur. Osmanlı Devleti'nin asi Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa'yı tedip etmek için 1820'de ordu göndermesi, 1821'de Yunan İsyanı için elverişli şartları oluşturmuştur. Yunan isyanı bastırılamayınca Mısır valisinden Mora vilayetinin de kendisine verileceği sözü ile yardım istenmiştir. Mısır kuvvetleri isyanı bastırmaya başlayınca bu sefer İngiltere, Fransa ve Rusya Navarin'deki donanmamızı yakmıştır. Denge tekrar isyancılar lehine dönünce 1829'da Yunan bağımsızlığı Edirne anlaşması ile tanınmıştır. Mora elden gidince Mısır valisi Suriye valiliğini istemiş, sonrasında Mısır gailesi başlamıştır. 1833'te Mısır ordusu Kütahya'ya kadar gelmiş, II. Mahmud "Denize düşen yılana sarılır" diyerek Ruslardan yardım istemiştir. Osmanlı ekonomisini dışa bağımlı hale getiren 1838 İngiliz ticaret anlaşması, Mısır'ın ekonomisini çökertmek için imzalanmıştır. Devlet, isyan eden valisini güçten düşürmek için İngilizlere imtiyazlar vermiştir. Bütün bu zincirin başında Halet Efendi'nin Tepedelenli Ali Paşa'yla olan kişisel hesabı bulunmaktadır.

Tepedelenli Ali Paşa

Devir, Sened-i İttifak sonrası, ayanın güç kazandığı ve merkezin otoritesinin azaldığı bir devirdir. Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa, bugünkü Makedonya ve Arnavutluk bölgesinde otonom bir güç haline gelmiştir. Aleksandros İpsilanti liderliğindeki Yunanlılar 1814'te kurulan Filiki Eterya cemiyeti ile isyan hazırlığındadır. Yanya valisinin baskısı yüzünden kimse göz açamamaktadır. II. Mahmud da tehlikeyi gördüğü için Yanya valisine dokunmamaktadır. Nişancı Halet Efendi, İngilizlerle çevirdiği entrikaların ortaya çıkmasını önlemek için Tepedelenli'nin ve oğullarının bazı memuriyetlerini geri aldırır. Tepedelenli bu durumu kabul etmeyince üzerlerine karadan ve denizden ordu gönderilir. Yanya kalesi etrafında Osmanlı ordusunun bir buçuk sene süren muhasarası devam ederken Yunan ayaklanması da bu fırsattan istifade başlar.

Tepedelenli, tarihte önemli bir figürdür. Tepedelenli Ali Paşa'yı Lord Byron, Yanya'da ziyaret etmiş ve hakkında yazılar yazmıştır. Aleksandre Dumas Per'in meşhur Monte Cristo Kontu romanının kahramanlarından biri, Tepedelenli'nin kızıdır. Victor Hugo, Tepedelenli'yi Napolyon ile mukayese etmektedir. Yunan bağımsızlığı ile Tepedelenli vakası birbirinin içine geçmiştir. Yıllarca süren Yunan bağımsızlığının yüz önde gelen isminden doksanı bu yüzden Arnavut'tur. Sonuç: Sivil halktan tam 400 bin Müslüman kadın, erkek, çocuk, yaşlı Yunan isyanı sırasında katliama uğramıştır.

Halet Efendi, devlet yönetiminde cahil, ama ilişkilerinde çok usta bir adamdır. Sadece kendisi etrafında dönen dünyayı tanıdığı anlaşılıyor. Muhaliflerini korkunç bir entrika ağıyla etkisiz bırakırmış. II. Mahmud, üzerindeki nüfuzu ile ortalığa dehşet salmış. Sırf Tepedelenli ile hasım olduğu için Yunan isyanına dolaylı yoldan önemli katkıları olmuş. Nüfuzu o kadar büyükmüş ki, Sadrazam Benderli Ali Paşa, onun Yunan isyanındaki parmağını öğrenince Halet Efendi değil, Sadrazam canından olmuştur. Fener Rum Patriği'nin idam edilmesi de bu devrin olayları arasındadır. Nihayetinde Halet Efendi'nin ihaneti padişah nezdinde belgeleriyle kanıtlanınca idamına karar verilmiş.

İsyancılara "paşa" rütbesi

Gelelim paşa rütbesine... Çukurova bölgesinin doğusuna bugünkü idarî şeklini veren hadise, Gavur Dağı isyanını bastırmak üzere bölgeye 1865 yılında gelen Derviş Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunda mülkiyeyi temsilen görev alan Ahmet Cevdet Paşa'nın tasarruflarıdır. Öyle ki, İslahiye ismi bu birliklere Fırka-i İslahiye adı verilmesinden, Cevdetiye Cevdet Paşa'dan, Hassa Padişah'ın Hassa alaylarının konaklamasından isimlerini almışlardır. Cevdet Paşa, buradaki askerî harekâtı ve idarî düzenlemeleri Cavid Baysun'un Latinize ettiği Tezâkir'in (TTK yayını, Ankara 1986) 27. ve 28. tezkerelerinde anlatır. Tarih, artık modernleşme tarihidir. Devletin bastırdığı isyan ise geniş bir alanı kapsayan Kürt-Türk göçebelerinin devlet otoritesine karşı gelmeleri ile başlamıştır. Cevdet Paşa, isyana karışanlardan Kozan-ı Garbî ağası Ahmed Ağa'yı "Rütbe-i mirimiranlık ile Kütahya sancağına" göndermek sözü ile ikna ediyor. Verdiği söz, sadece Padişah'ın iradesine mahsus paşalık rütbesi, üstelik Kütahya'nın yönetimi. Hemen oturup Fuad Paşa'ya şu telgrafı yazıyor: "Kozan-oğlu Ahmed Ağa orduya geldi. Mîrimîranlık ile Kütahya kaymakamlığına memur edildi. Hemen bahren gönderilmek üzeredir. Fakat burada iken kendisine paşa tabiri lâzime-i hal ü maslahattan olup bu ise irade-i seniyyeye mevkuf olduğundan..." bir an önce Padişah'tan irade alınmasını talep ediyor. Üstelik bu irade verilmezse "istifa ederim" diye ekliyor. Sadrazam Fuad Paşa durumun nezaketini anlayıp ertesi sabah cevap veriyor. "Paşa unvanını veriniz" diyerek şifahen Padişah'tan izin aldığını bildiriyor.

Konuyu, bu isyanı bastırmakla görevli ordunun başındaki Derviş Paşa'nın naklettiği fıkra gibi bir hikâyeyle bağlayalım. Derviş Paşa asayiş berkemal olduktan sonra atıyla tek başında dağlarda dolaşıyormuş. Bir pınarın başında yaşlı bir Yörük kadınını abdest alırken görmüş. "Ne yapıyorsun ana?" diye sormuş. Yaşlı Yörük anasının verdiği cevap şöyle: "Ne yapayım ah oğul. Derviş Paşa diye zalim mi zalim bir adam zuhur etti. 5 çadırlık obaya da, yüz çadırlık obaya da beş vakit namaz koydu. Ben de namaz kılmak için abdest alıyorum."

Tarih arkamızda duruyor. Namazı vergi gibi algılayanlar da, paşalık rütbesi ile devletin safına geçenler de... Devlet soğukkanlıdır. İntikam almaz, kan davası gütmez, sorun çözer ve yönetir.

Mümtaz'er Türköne
(Zaman, 23.10.2009)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder