4 Kasım 2009 Çarşamba

"Abdülhamid devrinde Anadolu, bir bakıma "kilo" almıştır"

- Almanların Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Filistin topraklarına Protestan Almanları yerleştirmesinin temel nedeni neydi? Bir neden de bölgedeki Ortodoks Hıristiyanlara karşı; Protestan Hıristiyanlarla "başka bir denge" yaratmak mıydı?
- Filistin'e adam yerleştirmek, onlar için iyi bir şey, orada "nüfuzun" olur bunu yaptığında.. Templier Tarikatı mensupları girmiştir o dönem Filistin'e.. Kolonizasyon, Alman nüfuzunu da oraya yerleştirmek içindir. O sırada Filistin'de ciddi bir Alman nüfusu vardı, sonra gitti onlar oradan. İkinci Dünya Savaşı'nda İngilizler, onları enterne ederek taa Avustralya'ya gönderdi, bir daha da Filistin'e gelemediler. Bitti Filistin'deki maceraları.. Enteresan şeyler olmuştur o sırada. Birinci Harp'te Osmanlı; Alman'ın müttefiki olarak İngilizler'e yenilip çekiliyor Filistin'den.. Ama, oradaki Almanlar, gelen İngiliz'i alkışlıyor. Hıristiyan kafalı, militan, fundamentalist adamlar bunlar. Bu dönemde Filistin'e yerleştirilmiş Almanların gayet hoş şehirleri, köyleri, birtakım kolonileri, hoş Alman evleri var. Hala durur İsrail'de..

- O sırada Filistin'e gelen Almanlar, orada "modern tarım" yöntemleri kullanmada da bir tür "öncülük" yapmışlar anladığım. O çalışmaların bugüne uzanan izleri olduğu söylenebilir mi? Bugün İsrail'de uygulandığını bildiğimiz "etkin tarım" yöntemlerine örneğin?
- Var tabii. Onların yaptığı yerlerde oturuyor insanlar. Bir sürü Kibutz* onlarındır. O dönemdeki Alman yatırımlarının Türkiye'de de etkisi var. Konya Ovası'nı suladı Almanlar. Anadolu Demiryolu, hayatı diriltti. Daha doğrusu Abdülhamid devrinde Anadolu, bir bakıma "kilo" almıştır.

- Kilo aldı? Yani "toparlandı"mı Anadolu?
- Toparlandı tabii. Bir kere uzun bir sulh devresidir bu. Kim ne derse desin.. İkincisi demiryolu geliyor Anadolu'ya. Tahıl ekiliyor, ekilen ürün para ediyor. Hayvan yetiştiriliyor para ediyor. II.Abdülhamid devrinde Anadolu köylüsünün kaç bin yıllık kaderi değişmeye başladı. Onun için Anadolu'da çok severler Abdülhamid'i.. Kimsenin şimdi artık bir şey hatırladığı yok ama benim ilk gençliğimde top sakallı ihtiyarlar laf ettirmezlerdi II.Abdülhamid'e. İşin o tarafını da görmek lazım.

- Bir de Abdülhamid Anadolu'a epeyce "mektep" yaptırmıştır değil mi?
- Evet.. II.Abdülhamid'in bütün Anadolu'da yaptırdığı çok okul var. Hoş okullardır ve kuvvetli liselerdir üstelik bunlar. Oranın insanını, Anadolu'nun zeki kabiliyetli çocuklarını Maarif'e kazandırmıştır bu dönemde açılan okullar.. Önemli bir gelişme bu.

- Abdülhamid'in "tarih" planında ne gbi "olumlu" yanları var?
- O yanı olumsuz; sansürlü yerde tarih de olmaz, felsefe de.. Ama onun döneminde arkeoloji başlamıştır.

- "Abdülhamid harem hükümdarı değildi" demişsiniz. Başka ne değildi ya da aslında nasıl bir hükümdardı Abdülhamid?
- 19.asırda harem hükümdarı falan yok. Bunlar boş laflar. Türkiye'ye karşı düşmanlığı olanlar, Türk padişahları ile meselesi olan birtakım komitacılar; birtakım gizli (clandestine) gruplar; bunlar kadınlı, sazlı sözlü Türk sultanı tipi çizerler. Hani Rönesans'la gelişen bir şey vardır; "sebzelerle meyveler" portre çizilir ya, "çıplak kadınlar" kullanılarak portre çiziyor adamlar. Böyle resimler var. Ona karşılık 19.asırda dört ya da üç "kadınefendi" gerçeği var. Bu da olmaz. Bizimkiler 19.asrın hayatına uyamamıştır. Abdülhamid, Tanzimat döneminin kuvvetli dirayetli bir Türk hükümdarıdır. Tanzimat'ın büyük paşaları olan Mehmed Emin Ali Paşa, Fuad Paşa, Koca Reşid Paşa gibi bir ekolün "padişahı" derecesindedir. Yani modern dünyaya açık bir hükümdardır.. Ve 19.yüzyılın büyük devlet reisleri olan III.Aleksandr, Avusturya imparatoru Franz Joseph, hatta Kraliçe Victoria'ya göre daha uyanıktır, daha kurnazdır, daha iyi bir diplomattır. Hele hele Kayzer Wilhelm gibi bir durgun adama göre.. Tabii onlardan farkı şu; Victoria meşruti bir hükümdardır, onun ülkesini başbakan idare eder. Almanya imparatoru için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. III.Aleksandr için hiç söyleyemeyeceğiz.. Fakat bu tip otokrat ve otoritelerin içinde "en aklı başında" olanı ve "en yetenekli" olanıdır Abdülhamid. Onun döneminde Osmanlı İmparatorluğu bütün çelişkileri yaşamış, ancak bu çelişkileri tehir etmiştir. Bu "tehir" ediş, çok büyük mükemmellikte olmayabilir her zaman. Ama unutmayın ki, o sırada başkentin dışında vilayetlerdeki askerler doğru dürüst maaş alamazlar. Mülkiye sınıfı çok ağır hayat şartları altındadır. Buna karşılık, memlekette "uzun barış dönemini"nin getirdiği bir rahatlama ve yatırımlar da var.. Onun için Anadolu Abdülhamid'i iyi hatırlar. Onun döneminde İstanbu'da bir "bolluk" yaşamış. Ve İttihat Terakki'nin bönlüğü, beceriksizliği ve İmparatorluğun cenazesini kılışını göz önüne alırsak; hiç şüphesiz ki, Abdülhamid, döneminde birtakım rahatsız edici unsurlar olmasına rağmen, aranan bir hükümdar ve idarecidir. Şunu da ekleyelim ki; maalesef, "sansür" ve "baskı" dolayısıyla kendisinden sonra devleti, imparatorluğu batıracak "cahil bir zümrenin" yetişmesine sebep olmuştur. Bütün o İttihatçi tiplerin hepsi, Abdülhamid devrinde yetişen insanlardır. Onların birçoğu zekidir, vatanperverdir, peki niye batırıyor İmparatorluk? Çünkü onların o tecrübesizliği ve cehaletinin "temelinde" Abdülhamid rejiminin "baskısı", sansürü vardır.. İşte o baskı ortamında insanlar, iyi yetişemediler, göremediler dünyayı.. Bu kadar açık. 19.asrın son çeyreğinde böyle elit yetişmez çünkü.. Öyle yetişirsen, bu sonuca gidersin.

- Bir yerde şöyle demişsiniz: "Abdülhamid'in anayasayı tam kaldırdığı da söylenemez".
- Hayır. Kitabına uygun. Çünkü öyle anayasa, öyle yürürlükte olur. Öyle abdestin öyle peşkiri olur. 1876 Anayasası, bir anayasa değildir. Çünkü anayasadan beklenen birtakım "temel güvenceler" yoktur orada. "Matbuat kanun dairesinde serbesttir." ne demek? Gayet sapkın bir ibare bu. O zaman "serbest"lik de kendine göre olur. "Önceden sansür" koyarsın. Öyle de gider. İkincisi, o anayasa, gerekli gördüğü halde "sürgün yetkisi" veriyor padişaha. Böyle bir şey olur mu Anayasa'da? Anayasalar bunu önlemek için yapılır.

- Bütün günahı Abdülhamid'e yükleyemiyoruz, demek mi bu?
- Hayır. Yükleyemiyorsun değil. Hükümdarın diktatoryal yetkisine cevaz veren bir anayasa. O anayasa kalkmamıştır ortadan zaten..

- Yine yazılarınızı okurken öğrendiğim bir şey daha var. Abdülhamid'in "Arap gençlere eğitim imkanı" vermesi..
- Yalnız o mu? Araplara eğitim imkanı verdi. Herkes eğitim gördü onun zamanında. Balkanlar'a Rusya'dan, Avusturya'dan ve daha nerelerden nerelerden "kitap" yağdı. Yunanistan zaten kısmen bizde, kısmen artık özgür. Arabistan'a, Beyrut'a, Mısır'dan geliyordu kitaplar.. Oralarda yasak yok, sansür yok; varsa da bir şey ifade etmiyor. "Ottoman Censorship" diye Cesar Ferah'ın International Journal of Middle Eastern Studies'de bir makalesi vardı 19.yüzyıla dair; orada gördüm. Yani oralarda sansür "var ile yok" arası.. Çünkü her çeşit kitap Mısır'dan basılıp geliyor. Mısır çok önemli bir kaynak. Her türlü fikir dolaşıyor Beyrut'un çarşılarında, Şam'da.. Ona karşılık Halep, Türk'tü, Fransızca bilen çoktu. Orada Fransız literatür okunurdu. Bütün bunların yaşandığı bir imparatorlukta, "hiçbir şey okuyamayan" ise sadece bizim Türk gençleri, Osmanlı aydını..

- Ama?
- Ama okullarımızda mühendislik, tıp, ziraat, veterinerlik eğitimi fevkalade gidiyor. Abdülhamid döneminde doğa bilimleri önemseniyor. Bir kere 1900'de üniversite kuruldu. Şam'da, Selanik'te, Halep'te yüksekokullar açıldı. Selanik ve Beyrut'ta hukuk, Şam'da tıp.. Hatta Konya'da bile Hukuk Mektebi kuruldu. Bunlar önemli. Bütün vilayet merkezlerinde liseler (sultani mektepleri) teşkil edildi.

(Nilgün Uysal, Zaman Kaybolmaz, "İlber Ortaylı Kitabı",
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Nehir Söyleşi 19,
2006, Sayfa 362-363-364-365-366.)


*Kibutz: İsrail'de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.