7 Kasım 2009 Cumartesi

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah

Sultan Alparslan'ın oğlu Melikşah, 447 (1055) yılında doğmuştur. Çin sınırlarından Suriye sahillerine, kuzeydeki İslam ülkelerinin en uzak noktasından Yemen diyarının en uç noktasına kadar uzanan sahada adına hutbeler okunmuştur. Büyük Selçuklu Devleti'nin topraklarını en geniş hâle getirdiği için kendisi, “Ebu’l-Feth” (fetihlerin babası veya pek çok fetih yapan) lakabıyla anılmıştır. Bizans hükümdarları ona cizye* ödemişler ve hükümdarlık yılları umumi bir huzur, emniyet, adalet içinde geçmiştir.

Melikşah ile veziri Nizamülmülk arasında geçtiği rivayet edilen bir hadisede; Horasan'daki kardeşi Tekiş'in isyanını bastırmak üzere giderken on iki imamın sekizincisi İmam Ali er-Rıza'nın Tûs'taki türbesini ziyaret eder Melikşah. Veziri Nizamülmülk'e, "Nasıl dua ettin?" diye sorar. O da "Allah'ın seni muzaffer kılması için dua ettim" der. Sultan Melikşah da; "Ben de, Allah'ım hangimiz müslümanlar için hayırlı olacaksa onu muzaffer kıl" diye dua ettim der. Melikşah'ın gönlündeki İslam hizmet aşkını ifade edebilmek adına bu rivayet güzel bir örnektir.
Sultan Melikşah'ın zamanında imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı ve en parlak zamanını yaşadı. Henüz 38 yaşındayken zehirlenerek öldürülen Melikşah, adil bir sultan olarak biliniyordu. Yukarıdaki minyatürde yaşlı bir kadının, Melikşah'a şikâyetini ilettiğini görüyoruz. Burada teşhis edilmesi gereken nokta Sultan Melikşah'ın halkının dertlerine son derece itibar eden bir hükümdar olduğudur. Dolayısıyla bu tür minyatürler çokça yapılmıştır.

Melikşah'ın saltanatının ilk yılları, iç karışıklıkları bastırmakla geçti. 1072’de Mâverâünnehir Seferinin intikamını almak isteyen Karahanlı Şemsülmülk Nâsır bin İbrahim, Tirmiz’i yağma etti ve Belh şehrinde kendi adına hutbe okuttu. Diğer taraftan Gazneliler de Çigilkend’de Selçuklu kumandanı Ayaz’ı esir aldılar. Bu dış tehlikeler esnâsında, Melikşah’ın amcası olan Kirman Meliki Kavurd’un, Sultan Alparslan zamanında olduğu gibi saltanat iddiasında bulunarak isyan etmesi, bu meselenin tamâmen halledilmesinin zamanının geldiğini iyice belli etti. Devletin parçalanmasına sebebiyet verecek bu hareketin bir an önce çözümlenmesi için harekete geçen Sultan Melikşah, Mayıs 1073’te Kerec’de yapılan meydan muhârebesinde amcası Kavurd’u mağlup ve esir etti. Birkaç gün sonra Kavurd’un ölümüyle devlet içinde âsayiş yeniden temin edildi.

Abbasî Halîfesi Kaim bin Kadir (1031-1075) tarafından hâkimiyet alâmetlerinin gönderilmesi ve devlet adamlarının bağlılıklarını arz etmeleriyle Melikşah, sultanlığını iyice kuvvetlendirdi. Halife tarafından Muizzeddin ve Celâlüddevle lakaplarının lâyık görülmesinin yanısıra, o zamana kadar hiç bir hükümdâra verilmeyen ve “hilâfet makam ve hâkimiyetinin ortağı” mânâsına gelen “Kâsım emirü’l-mü’minîn” lakabı da kendisine layık görülmüştür.

İçişlerini halleden Sultan Melikşah, Tirmiz’i kurtarmak için harekete geçti. Sefere başladığı sırada Karahanlı Şemsülmülk Nâsır’ın mektubunu aldı ve elçisini kabul ettiyse de kararlı hareketinden vazgeçmedi. Tirmiz’i kuşatmaya başladı. Emir Savtegin’in ikmâl yollarını kesmesi, sultanın başarıya ulaşmasına ve şehrin düşmesine ve Şemsülmülk’ün sulhu kabul etmesine sebep oldu. Şemsülmülk özür dileyerek bir daha düşmanca harekete girişmeyeceğine dâir söz vermesiyle yerinde bırakıldı.

Gaznelilere karşı, Emir Gümüştegin ve Anuştegin’i gönderdi. Gazneli hükümdârı İbrahim bin Mesud, Melikşah’ın başarılarının artması üzerine itâate mecbûr oldu. Gönderdiği elçilik heyeti ve hediyelerle iyi münasebetler kuruldu. Sultanın kızı Gevher Hatun'un, Gazneli veliahdı Mesud bin İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önlemiştir.

Doğu sınırlarını böylelikle garanti altına alan Sultan Melikşah, kendi zamanında en geniş hâle getirdiği devletinin fetih hareketlerini yapan askerî teşkilatında yeni düzenlemeler yapmıştır.

Selçuklular Anadolu’ya doğru harekete geçtikleri sırada, tam bir keşmekeş içinde bulunan Anadolu'nun bu vaziyeti, fetihleri kolaylaştırdı. Hıristiyan halk, merkezle irtibatını kesen Bizans derebeylerinin yoğun baskısıyla her yönden eziliyordu. Ayrıca paralı askerlerden meydana gelen Frank birliklerinin halka yapmadığı zulüm de kalmamıştı. Bizans sarayında dönen entrikalar ve kendini kuvvetli hisseden her komutanın imparatorluğunu îlân etmeye kalkışması, Anadolu’yu dağınık bir hâle getirmişti. Bu durum, Anadolu’nun fethine memur olan Selçuklu komutanlarının işine oldukça kolaylık sağladı.

Böylelikle Selçuklu akıncılarının Anadolu’yu fetih hareketi, Bizans başşehrinin karşısına, yâni Boğaziçi’ne kadar dayandı. Güneybatıda ise Milet’e kadar uzandı. Neticede Anadolu’da hareket hâlinde Bizans askerî gücü kalmadı. Hattâ general Botaniates’in Türkmen askerinin ve Selçukluların himâyesinde Bizans tahtına oturması da Anadolu’da Türk gücünün tamâmen yerleştiğini gösteriyordu. Anadolu’nun fethine memur Süleyman Şâh, İznik’i de ele geçirerek Boğaziçi’ni kontrol altına aldı. Bu fetih, batıda büyük bir heyecan doğurdu. Hattâ Avrupalılar Çin’e elçilik heyeti göndererek, Selçukluların doğudan tazyik edilmesini bile istediler. Ancak bu müracaatları neticesiz kaldı. Yukarıdaki harita, Büyük Selçuklu Devleti'nin batı sınırlarını gösteriyor.

Melikşah, bir insanın en verimli olabileceği bir yaşta, 38 yaşında vefât etti. 20 yıllık saltanatı esnasında devleti Kaşgar’dan Batı Anadolu’ya, Kafkasya’dan Yemen’e kadar genişletti. Bağdat’ta vefât eden Sultan’ın nâşı İsfahan’a nakledilerek kendisi için yaptırdığı medresedeki türbesine defnedildi. Orta boylu, geniş omuzlu ve güzel yüzlüydü. Büyük bir devletin hükümdarı olmasına rağmen yumuşak tabiatlı bir zât idi. Sarayında dâimâ devrin âlimleriyle sohbet ederek onların kıymetli fikirlerini alırdı. Her cins silahı mükemmel kullanır ve iyi ata binerdi.

Sultan Melikşâh’ın sâhip olduğu unvanlara, kendisinden önce hiçbir sultan kavuşamamıştı. Yaptığı fetihlerde hiç mağlup olmadığı için “Ebü’l-feth”; sâhip olduğu ülkelerin genişliğini belirtmek için “Es-Sultânü’l-âzam, Sultânü’l- âlem, Şehinşâh-i âzam”; emrindekilere ve halkına âdil davranışından dolayı “Es-Sultânü’l-âdil” gibi lakapları dâimâ ismiyle beraber söylenmiştir. Nizâmülmülk, onun hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu:

Melikşah, Alp-Er-Tunga neslinden olup dindâr, âlimlere hürmet, zâhidlere iyilik, fakirlere şefkat ve halka adâlet gibi dünyada kimsenin hâiz olmadığı yüksek vasıflara sâhip bir cihân hâkimidir.”

Devrinde bütün Selçuklu ülkelerini îmar ettirmiş, halkı refaha kavuşturmuştur. Tertip ettirdiği takvim, Takvim-i Celâlî ismiyle bilinmektedir. Melikşah, yarım milyondan fazla askeri olan bir orduya, mükemmel derecede idâre edebilecek askerî bir dehâya da sâhipti. Melikşah’ın, veziri Nizâmülmülk ile tesis ettiği, idârî, askerî, toprak sistemi ve teşkilâtı, devrindeki ve sonraki Türk-İslâm devletlerinde de tatbik edildi.

(Tarafımca derleme)

2 yorum:

  1. Tebrikler teşekkürler. O büyük sultanı anlatmaya yetmez ama başarılı sayılır. MELİKŞAH'IN dayısı ÖMER Eravşar

    YanıtlaSil
  2. türk tarihinde kahraman bitmez. hepsine de çok teşekürler...

    YanıtlaSil