16 Kasım 2009 Pazartesi

"Cumhuriyet, Osmanlı'nın doğrudan devamıdır"

CUMHURİYET, OSMANLI'NIN DOĞRUDAN DEVAMIDIR

Son günlerin güncel tartışma konusu Türk dış politikasının eksen değiştirip değiştirmediği.
Başka bir deyişle "Türkiye 'Batı' ekseninden 'Doğu' eksenine mi kayıyor?" sorusu belli çevrelerce tartışılıyor. Bu tartışmadaki "Batı" ve "Doğu" ekseni ifadeleri, gündeme getirenlerin sandığı kadar net değil aslında. Dahası, bu tartışmaların kendisi de yeni değil. En azından 1980'li yılların ikinci yarısından bu yana dönem dönem rastladığımız bir durum. Benzeri tartışmalar bazen de "Türkiye acaba 'neo-Osmanlılık' tarzı bir politika mı yürütüyor?" şeklinde gündeme geliyor. Doğu eksenine kaymak ya da Osmanlı imparatorluk alanına yoğunlaşmak tıpatıp aynı değil, ama bu tartışmayı yapanların anladığı "Batı" ekseninin dışında olduğu da açık. Bu yönüyle Osmanlı imparatorluk alanı ve Doğu ekseni ifadeleri belli ölçüde örtüşüyor.

Burada Türkiye'nin Osmanlı imparatorluk alanına yoğunlaşması meselesine eğilmek istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı imparatorluk alanına yoğunlaşması gayet tabii bir durumdur, çünkü Cumhuriyet, Osmanlı'nın doğrudan devamıdır. Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu, tarihin en büyük imparatorluklarından biriydi. Bu imparatorluğun bir zamanlar en az beş nesil hakimiyeti altında yaşamış ve bugün bağımsız olmuş 35 civarında devlet vardır. Dolayısıyla, bir Osmanlı mirasından bahsedilecekse, bunun Türkiye Cumhuriyeti için değil, Osmanlı sonrası ortaya çıkan bütün devletler için de söz konusu olması gerekir. Lakin, Türkiye Cumhuriyeti diğer Osmanlı sonrası devletler gibi sadece bir şekilde mirasçı olan ya da Osmanlı'nın belli süre hakimiyeti altında bulunmuş bir devlet değildir. Cumhuriyet, İmparatorluğun bir anlamda net bakiyesidir ve doğrudan devamıdır. Şimdi burada, erken Cumhuriyet döneminde ve hatta günümüzde marjinalleşmiş de olsa yer yer görülen, redd-i miras söylemine atıfla Cumhuriyet'in Osmanlı'nın doğrudan devamı tezine karşı çıkılabilir. Doğrudur, Cumhuriyet tarihinde zaman zaman güçlü bir redd-i miras söylemi olmuştur. Fakat bu tutum, adından anlaşılacağı gibi neredeyse tamamen retoriktir ve söylemsel düzeyde güçlüdür. Ayrıca bu retorik Osmanlı'nın son dönemi için kullanılır. Osmanlı'nın klasik mağrur dönemleri için kullanılmaz. Fiilen, aslında hiçbir zaman Osmanlı'nın reddi söz konusu değildir.

KURUMSAL VE SİYASî İZDÜŞÜMLER

Türkiye Cumhuriyeti'nin Osmanlı'nın bir devamı olduğunu kurumsal, siyasal, demografik ve uluslararası alanlarda açıkça gözlemlemek mümkün. İlk olarak, kurumsal devamlılığa bakalım. Türkiye Cumhuriyeti'nin temel kurumlarının, -yasama, yürütme ve yargı- büyük kısmının kökenleri Osmanlı'nın son dönemindedir. En başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, değişik kurumlarımız, yüksek mahkemelerimiz -Danıştay, Yargıtay- askerî kurumlarımızın hemen hemen hepsi Osmanlı'dan devralınan kurumlardır. Bunu daha somut şekilde açıklamak için TBMM örneğini ele alalım. 1920'de Ankara'da Meclis toplandı. Ankara'da toplanan Meclis, yeni bir Meclis değil, Meclis-i Mebusan'ın devamı idi. İşgalden dolayı Ankara'ya gelemeyen vekillerin yerine yeni vekiller seçilmişti; ancak Meclis-i Mebusan'ın vekilleri, yeni Meclis'in doğrudan üyesi idi. 24 Nisan günü Meclis'in, -Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis başkanı seçildikten sonra- görüştüğü ilk kanun hayvan vergisine ilişkin bir kanun olan Ağnam Kanunu'dur. İlginçtir ki, bu kanun İstanbul'daki Meclis'in kapanmadan önce görüşmeye başladığı bir kanundur. İstanbul'daki Meclis'in görüşmeye başlayıp bitiremediği bu kanun, 24 Nisan günü Ankara'da toplanan Meclis'te görüşülmüş ve yasalaştırılmıştır. İstanbul'daki Meclis'in içtüzüğü Ankara'daki Meclis'in de içtüzüğüdür ve bu, Cumhuriyet'in ilanından sonra belli süre devam etmiştir. Diğer kurumlar için de benzeri örnekleri kolayca bulabiliriz. Cumhuriyet; Osmanlı'nın kurumsal bürokrasisinin neredeyse tamamını devralmıştır. Örneğin, Cumhuriyet'in askerî bürokrasisinin % 90'dan fazlası, sivil bürokrasisinin % 85'ten fazlası Osmanlı'dan aynen devralınmıştır. Özetle söylersek, teşkilat, faaliyet, usul ve bürokrasisiyle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e doğrudan bir kurumsal devamlılık vardır.

Devamlılığın görüldüğü ikinci alan siyasi yapıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın siyasi bir yapı olarak da devamıdır. Osmanlı, ondokuzuncu yüzyılın başından itibaren imparatorluktan ulus-devlete dönüşmeye başlamıştır. Kesin sınırlarla tahdit edilen bir ülke, dahili ve harici tanımaya dayalı egemenlik, temel hükümet ve yönetim işlevlerinin ve yetkilerinin Bâbıâli'nin tekeline alınması şeklinde bir merkezîlik ve nihayet genel bir Osmanlı vatandaşlığını içeren bir tür ulusallık özellikleriyle Osmanlı İmparatorluğu ondokuzuncu yüzyılın sonunda aşağı yukarı bir ulus-devlet haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın son döneminde dönüşmüş olduğu bu siyasi yapıyı benimseyerek devam ettirdi. Buna ilişkin verilebilecek en çarpıcı örnek 1876 Kanun-i Esasi'sindeki vatandaşlık tanımı ile 1924 Anayasası'ndaki vatandaşlık tanımının tıpa tıp aynı olmasıdır.

Üçüncü olarak, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın kısmen, demografik olarak devamıdır. Yani Osmanlı'nın nüfus çeşitliliğini Türkiye Cumhuriyeti devralmıştır. Gerçi, nüfus çeşitliliğinde gayrimüslim oranı ciddi bir şekilde azalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda gayrimüslim nüfus oranı üçte birdir. Cumhuriyet'te gayrimüslim nüfus azalarak Müslim çoğunluk % 90'ların üstüne çıkmıştır. Lakin, Osmanlı'nın nüfus çeşitliliğini, Türkiye Cumhuriyeti Müslüman nüfus içerisinde devralıp devam ettirmiştir. 93 Harbi'nden, 1878 Türk-Rus Savaşı'ndan itibaren başlayan ve daha sonra Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı ile devam eden Balkanlar ve Kafkaslar'daki Müslüman nüfustan Anadolu'ya, büyük miktarda nüfus göçü gerçekleşmiştir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun üçte birinden fazlası son kuşakta Türkiye'ye Kafkaslar'dan ve Balkanlar'dan gelen göçmenlerden oluşur. Dolayısıyla Müslüman nüfus çeşitliliği bakımından Cumhuriyet, Osmanlı'daki durumu devam ettirmiştir.

TÜRKİYE İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Son olarak, uluslararası ilişkiler ve uluslararası tanınma bağlamında da Cumhuriyet, Osmanlı'nın direkt devamıdır ve uluslararası camia tarafından da öyle tanınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Hükümeti tarafından yapılmış bütün uluslararası antlaşmaları tanımış ve kabullenmiştir. Burada Sevr Antlaşması örneği ile yapılacak bir itiraz bu durumu değiştirmez. Sevr bu konuda bir istisna bile değildir, çünkü Sevr, Osmanlı'nın legal onay makamları tarafından nihai olarak tasdik edilip yasalaşmamıştır. Yani ratifikasyonu tamamlanmamıştır, dahası ratifikasyonu diğer imzacı devletlerin de çoğu tamamlamamıştır. Dolayısıyla, aslında teknik olarak Sevr bir "antlaşma" değildir. Osmanlı'nın bütün uluslararası angajmanlarını, borçlara varıncaya kadar, devralan Cumhuriyet, adını da uluslararası camiada tanınan bir addan almıştır. Bilindiği gibi "Türkiye" kelimesi Batılıların Osmanlı İmparatorluğu için kullandığı adlardan biriydi. Onyedinci yüzyıldan itibaren Batı'da yayınlanan Osmanlı İmparatorluğu haritalarının çoğu "Avrupa'daki Türkiye" (Turkey in Europe) ve "Asya'daki Türkiye" (Turkey in Asia) şeklinde çizilir ve "Türkiye" ifadesi ile bütün İmparatorluk kastedilirdi. Cumhuriyet kendisine isim olarak Batı'da, yani uluslararası camianın önemli bir kısmında, Osmanlı için kullanılan adı almıştır.

Yukarıda gösterilen kurumsal, siyasi, demografik ve uluslararası alandaki Osmanlı ve Cumhuriyet devamlılığını, başka hiçbir Osmanlı sonrası devletle Osmanlı devleti arasında kurmak mümkün değildir. Bu sebepledir ki, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın doğrudan devamıdır ve dış politikasında bir Osmanlı alanı olması da gayet tabiidir.

Prof. Dr. Ahmet Nuri Yurdusev
(Zaman, 16.11.2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.