29 Kasım 2009 Pazar

"Halkın şikayetleri önemlidir"

(Kanuni Sultan Süleyman'ın cülus merasimine dair bir minyatür)

Halil İnalcık: Halkın şikayetleri önemlidir. Halkın hoşnutsuzluğunu bilmenin bir yolu da camilerdeki hutbedir..

- Nasıl yani?
- İslam'da kural şudur; sultan sıfatının iki esaslı şartı vardır, birisi kendi adına gümüş sikke bastırmak, ikincisi hutbede adının geçmesi. Adının anılmaması, hükmünün bittiği anlamına gelir. 17.yüzyılda padişahları dinsiz sayan birtakım bağnaz hatipler çıktı. Ateşli konuşmalar yapıyorlar; kıyamet kopacak vs. Halk için hutbe çok önemlidir. Zamanımızda hutbelerin diyanet işlerinde hazırlanması sebepsiz değil.

- O hutbeleri saraydan dinleyen olur herhalde..
- Tabii casuslar vardır. Padişahlar tarikatlardan kendilerine yakın kişileri hatip seçer, bu da bir nevi kontrol yolu.. İslam'a göre iktidar sahibi için hutbenin serbest olması esastır aslında..

- En çok kim kötülenmiş hutbelerde?
- IV.Murad. Kadızadeliler dönemi, 17.yüzyıl. O zaman Venedikliler Boğaz'a gelmiş, Bozcaada'yı almış, İstanbul'da müthiş hoşnutsuzluk var, hanedan tehlikede.. Camilerde dinsiz padişah diye sultanın aleyhine hutbelerde bulunuluyor.. Bunun üzerine IV.Mehmed'in annesi, Kösem Sultan'ı öldürten Turhan Sultan, dikta yetkileri versin diye bir vezir arıyor.. Çok karışık ortalık. Araştırıyorlar; ihtiyar ama namuslu bir vezir var; Köprülü Mehmed Paşa. Köprülü, peki, diyor, "Ama benim emrime karşı, saray da dahil, hiçbir yerden karşı emir çıkmayacak, bütün valileri, vezirleri ben tayin edeceğim." O dikta rejimi kendisine veriliyor. Onu aldıktan sonra pek çok kişiyi idamla, asayişi sağlıyor.
(IV.Murad'ın gece çıktığı teftiş gezilerine dair bir gravür)

- Tehlike böyle kanlı bir şekilde atlatılıyor yani. Peki sarayda padişahı en çok kimler görür?
- Bülent Arı: En çok Enderun'dakiler, içoğlanları. Padişah, üst düzey bürokratlar tarafından ancak günlük merasimlerde, bayramlaşmalarda görülebilir. Bayramlarda, bayramlaşmalar için İkinci Avlu'da özel merasim yapılır.

- Halil İnalcık: Güzel.. Bir padişah nasıl tahta geçer peki? Yeni padişah tahta geçince kendisinden önceki bütün tasarruflar ve kanunlar hükümsüz kalır, bütün tayinler durur. Saraydayken ve kafes sistemi varken -zaten kardeşler öldürülmüştür ama bu arada doğan şehzadeler kafese konmuştur- ağaların desteklediklere zata ilkin biat ederler. Bu İslami bir adettir; peygamber öldükten sonra Hz.Ebubekir'e yapılan da aynıdır; gelip sadakat yemini eder, eteğini öperler. Ama bu yeterli değildir. Biattan sonra padişah deniz yoluyla saltanat kayığına biner, Eyüp'e gider. Eyüb, peygamberin bayraktarı, kutsal kişi.. Orada devrin en tanınmış şeyhi, yani tanrıyla ilişkisi olduğuna inanılan şeyh gelir, sultanına beline kılıç kuşatır. Buna "taklid-i seyf" merasimi denir. Bu çok eski bir adettir; 13.yüzyılda ahiliğe giriş merasiminde yapılan bir ritüele dayanır; Bel, o kimseyi o müesseseye bağlamak manasına gelir; şeyh, padişahın beline gaza kılıcını bağlar. Yeni padişah Eyüp Sultan'a denizden gider, karadan atıyla döner. Eyüp'ten taa Topkapı Sarayı'na doğru uzanan bir yol, düşünün.. Yolun iki tarafında halk toplanmıştır, eğer yeni padişahı sevmedilerse ses çıkmaz. Demek ki tahta geçerken halkın padişahın seçiminde rolü oluyor.. "Çok yaşa padişahım! Çok yaşa padişahım!". Sonra saray halkı kendisini karşılar, onlar da alkış tutarlar.

- Ses çıkarmazsa ona göre önlem alıyorlar yani. "Padişahım çok yaşa" lafını filmlerde duyduk.
- Halil İnalcık: Buna "alkış tutmak" denir, bugün anladığımız anlamda alkış değil.. Sonra sarayda ikinci bir biat olur; sadrazam, Birun'daki rical teker teker gelir. Padişah onları kendi makamlarında bıraktığını ifade eder; sen vezirim ol, sen sadrazamım ol vb.. Ancak o zaman tahta çıkmış sayılır. Bakın, şeyhlerden, halktan, saray halkından, bürokrasiden biat isteniyor.. Sonra derhal bütün eyaletlere cülus fermanı gönderilir; bu ferman pazar yerinde halka okunur.

- Bülent Arı: Benim tezimde de vardı hocam, bir elçiyle yurtdışındaki krallara da bildiriyor, her ülkeye bir elçi gönderiyor.

(Emine Çaykara, Tarihçilerin Kutbu, "Halil İnalcık Kitabı",
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Nehir Söyleşi 16,
2005, Sayfa 456-457-458.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.