12 Kasım 2009 Perşembe

"Herkes herkesi 'kendi kadar aptal' zannetsin"

- Hiç kin tutar mısınız?
- Ben doğrusu kin tutarım. Yani birisiyle çatıştığımı pek unutmam.

- "Bir ömür boyu unutmam" mı diyorsunuz?
- Ben "haksız" bir tasarrufu, kimsenin yanına bırakmamaya çalışırım.

- Ona karşılık "yufka yürekli" bir yanınız da yok mu?
- Yufka yürekliliği hak eden vardır, etmeyen vardır. Yani mel'unun birine, niye yufkalık yapayım ki? Yalan söylemiş, hırsızlık yapmış, dolandırmış, aldatmış, onu unutmam.

- Böyle birinin "başkalarına da kötülüğü" dokunabilir üstelik..
- Dokunur dokunmaz.. Ben onu "diskalifiye etmeye" bakarım bir şekilde.. Yaptığını, kimsenin yanına bırakma taraftarı değilim. "Af" müessesesi ya da "boş verme" çalışmaz.. Nefret ederim bizim milletin boşvermeciliğinden. O zaten şu demektir: "Yani ileride biz de yaparız, bizi de idare etsinler." Ondan sonra da bir "yamyam toplum" haline dönüşüyoruz.

- Pek de "zamana" bırakmıyorsunuz anladığım.. "İleride acısını çıkarırırım" diye..
- Hayır fırsat buldukça.. Ben unutmam, yirmi sene gider. Mesela hiç unutmam, iki kişinin kavgasında mağdura dedim ki: Herif bunu bana yapsa, burada da fena cevabını alır, on sene sonra da, yirmi sene sonra da alır.. Bitmez o fasıl; açılmıştır onun defteri. Elim ayağım tuttukça ona bir şey yaparım. Hiç kimseye toplumda "hak etmediği bir statüyü" vermemek lazım. Bu haksız bir imtiyazdır. Hak edilmemiş zenginliğe göz yummak olabilir, cevabı verilmemiş küstahlık olabilir..

- Tanık olduğum kadarıyla "sadaka verme"yi de seviyorsunuz.
- Veriririm, çok veririm.

- Adeta önceden hazırlanıyorsunuz sadaka vermeye..
- Evet hazırlıyorum. Bozukluklarım olur cebimde zaten, veririm. Muhtaç insan istemeden vereceksin. O şarttır yani.

***

- Peki sizin için "patavatsız" diyenler var. Patavatsız mısınız sahiden?
- Nedir patavatsız?

- Nasıl bilebilirim.. Yanıtını siz biliyorsunuz..
- Valla söylerim. Herkese "rahatsız olduğum" yönlerini söylüyorum, biliyorlar.

- "Kalbi kırılır mı" diye bakmadan..
- Hayır beni hiç ilgilendirmiyor. Kalbi kırılacak adam var, kırılmayacak adam var. Çoğu sefer halt kıvıranlar da pek "kalbi kırılacak" cinsten adamlar değildir. "Pişkin" mi denir ne?

- Sonradan "keşke öyle söylemeseydim" dediğiniz olmaz mı?
- Pek nadir olur. Hiç zannetmiyorum. Hak ediyorlar. Kimse aptal değil. Herkes herkesi "kendi kadar aptal" zannetsin. Belirgin fiille suçu işleyen insanları "ezmek" lazım, yoksa rahat yaşayamayız. Yani bir toplumun nizamı çok önemli. Sanatta ve bilimde, bir dalın nizamı da çok önemli. Onun için "güm" diye söylemek lazım. Evet.

- Bu birazcık da "özgürlüğünüzün" uzantısı mı?
- Özgürlük değil, yaşamak! Ben rahatsız oluyorum, olursam da söylüyorum. Ne alakası var özgürlükle.. Bizim Türkler susar. Herkes her türlü yolsuzluğa karşı susar. Çünkü ileride kendi de yapacak ondan.. Kendisinin de açığı var. Niye mesela üniversitedeki bu "intihalciliğe" pek ses çıkarılmıyor? Çünkü herkesin -derece derece- bu intihal sorununa bir dahli var demek ki.. Benim öyle bir şeyim yok. Yani ben kimseden bir intihalde bulunmuyorum. Dolayısıyla hırsızlığa cevaz veremem. Hatırlıyorum mesela Mete Tunçay, bizim Siyasal Bilgiler'in Kurul'unda böyle bir suç öne getirdi. Ooooooo.. Herkes karşı çıktı Mete'ye..

- Ne gibi?
- Birisi (kendi) hukukçu değil, "Hukuki gerekçeler yeterli değil" diyor. Kardeşim sen hukukçu değilsin zaten. Biri diyor, "Bu iş mahkemede halledilir". Yani üniversite denen camia, her şeyden evvel, "işini kendi çözmeyip" her şeyini mahkemeye çıkarırsa, bence o utanmaz bir camiadır. Biz topluma karşı, saygınlığımızı korumak ve bu gibi sorunları kendi içimizde halletmek zorundayız. Sadece "kınamak" yeter bazen. O kınanan, "haksızlığa uğradığını" iddia ediyorsa, o zaman gider mahkemeye. Şimdi, birisi diyorsa ki, "bu bunu çaldı" ya da "benden aldı". Bakarsın, hakikaten öyleyse ve bir kanaat uyandıysa -ki böyle bir intihal var- tamam, cezayı verirsin. Bu ceza, "maaş kesme" falan da olmayabilir belki. Kınarsın. Kurullarda, "Geçsin çocuk" diyor biri.. "Geçsin çocuk" dediği "doktorant" daha.. Mastır tezleri geliyor önümüze, taramış başka metinleri, yapıştırmış, getirmiş adam. Buna cevaz veremem. Ben bir yerden çalıp yayımlamıyorum. Eksik araştırma yaptıysam, onu da söylüyorum. Örneğim vardır. Hatta kendi kendimi teşhir etmişimdir.

- Nasıl teşhir ettiniz kendinizi?
- Doktora tezimde bir "hata" vardır. Onu kitabın ikinci baskısının başında söylemişimdir.

- Düzelttiniz.. Öyle mi?
- Tabii, kitabın başında söylemişimdir. Hem hepimiz yanılabiliriz. Yanılırsın, gözünden kaçar.. O işin tadıdır. Ona karşılık, dipnotu kaçırmak, birisinin kaynağını kullanıp zikretmemek; bunlar çok büyük ahlaksızlıklardır. Hakkın yoktur birisinin emeğini çalmaya, bunlara ben müsaade edemem. Söyleyiveririm hem de. Tarih ekolünde, okuma yazma bilmiyor adam, Osmanlıca bilmiyor. Öyle şey olur mu? Bilmiyorsa olmasın..

(Nilgün Uysal, Zaman Kaybolmaz, "İlber Ortaylı Kitabı",
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Nehir Söyleşi 19,
2006, Sayfa 518-519 & 532-533-534.)

4 yorum:

  1. Herkesin üstüne alınması gereken şeyler var yazıda.

    YanıtlaSil
  2. Vincenzo Ittihat ve Terakki hakkinda hangi kitabi onerirsin ?

    YanıtlaSil
  3. Carlito İttihat ve Terakki konusunda 5 yıl önce sorsan adam gibi basım yoktu. Şimdi artık durum çok iyi. Geç de olsa.. İşi tek eserde bitircem diyorsan eğer Şükrü Hanioğlu'nun İletişim Yayınlarından çıkan "Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük" kitabı sağlamdır. Onun dışındaki alternatifler ise Feroz Ahmad'ın "İttihat ve Terakki"si ile Kazım Karabekir'in "İttihat ve Terakki Cemiyeti" sağlam kitaplardır. Popüler okunabilirliği yüksek kitap olarak ise Şerif Aksoy'un "İttihat ve Terakki" kitabını tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  4. Eyvallah Vincenzo teşekkür ettim. Feroz Ahmad'in kitabı iyiye benziyor ayrıca Kazım Karabekir'in eserinide okumak lazım, süreci başından sonuna kadar yaşayan biri sonuçta.

    YanıtlaSil

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.