22 Kasım 2009 Pazar

Kürtler için hukuki değil, kültürel düzenleme gerek

Son 10 sene içinde açıkça ortadadır ki; Türkiye etnik problemlerin baskısı altındadır. İçte ve dıştaki oluşumlar bir hortum halinde gelişiyor; Türkiye’de bu hareket beynelmilel alandaki tarafgir havadan da etkileniyor. Sorunların karşısında Türk bürokrasisi etkisiz ve bilgisiz; vatandaş çaresiz ve acılı, matbuat ise ne hazindir ki onlardan farksız.

Üstelik bu bilgisizliklere rağmen kendi için yetkili bir yer edinmek isteyenler var. Hiçbir batılı ülkede medya ve üniversite bu biçimde yetki edinmeye kalkmaz; medya bilgi edinir ve nakleder, akademi ise bilgi edinir ve tasnif eder. Ama bizde az bilgiyle çok iktidara yeltenenler var.

Prof. Halil İnalcık tarafından Osmanlı sistemi içinde bu sorunun çözülemeyeceği açıkça beyan edildi. Bu ciddi bir tenkittir. Zira millet sistemini özetlersek; belli bir etnik gruba değil ama inanç grubuna direnmenin, kendisine millet denen zümreyi oluşturduğunu görürüz. Slav dili konuşan Bulgarlar, Makedonlar, Arnavutça konuşan Hıristiyan Ortodoks Arnavutlar (ama İşkodra’nın Katolik Arnavutlarıyla çoğunluğu oluşturan Müslüman Arnavutlar değil) ve daha garibi Orta Anadolu’daki Hıristiyan Türkler, Filistin ve Suriye’deki Hıristiyan Araplar da Helenlerle birlikte Rum Ortodoks milletini oluşturur.

Üç ayrı mezhebe tabii Ermeniler ise üç ayrı milleti oluşturur: Ermeni, Katolik ve Protestan. Bunun pek suni olduğunu da söyleyemeyiz. Katolik Ermeni ile Ortodoks Ermeninin yaşamı da birbirileriyle olan ilişkileri de konuştukları dilin aynılığına rağmen birbirinden uzaktı. Federasyon 1918 yılında öldü, bir daha dirilmez.

20’nci yüzyıl boyu birbiriyle karşı karşıya gelen ve mücadeleleri yavaş yavaş şiddetlenen Müslüman Arnavut, Türk, Arap ve Kürt o vakte kadar “Elhamdülillah Müslümanız” deyişiyle bir arada giderlerdi. Bugün doğudaki ari kavim yani Kürtler artık ayrı bir kimlik güdüyor.
İki unsurun bir arada yaşaması için millet sistemini önerenlere karşılık ne var? Kürt siyasi kuruluşları bazen telaffuz ediyor, bazen susuyor ama federasyon istedikleri belli. Oysa federasyonlar 1918’de Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluklarıyla birlikte tarihe gömülmüştür. Bu sistemin bir daha dirilme ihtimali olmadığı da Sovyet Rusya ve Yugoslavya’nın tek partiye dayalı totaliter yönetiminin aniden göçmesiyle anlaşılmıştır.

Osmanlı millet sistemi, dini grupların kendi dini hukukları çerçevesinde yaşamasını öngörür. Yani Müslümanlar için Kuran’ın şeriatının, Yahudiler için Tevrat-Talmut’a dayalı şeriatlarının, Rum Ortodokslar için de “Turkokratia dönemi” dediğimiz Roma hukukunun son şeklinin aile, miras, nikah ahkamı için tatbikinden ibaretti. Genelde Ermeniler için de aynı durum söz konusuydu. Fakat şaşılacak bir şey; miras taksimi için bazı Hıristiyanların da kadı mahkemelerine müracaat ettiği görülmektedir. Medeni Kanun’un kabulünden sonra hukuk alanında böyle bir ayrımın görülmediği ve gereği olmadığı da açıktır.

Son derece hazırlıksız, kolaycı tartışmalar
O halde bütün sorun aslında millet sisteminin sınıflamasına girmeyecek Kürtler için hukuki alanda olmamak şartıyla, kültürel alanda gereken düzenlemelerin yapılmasıdır. Bundan fazla taleplerin realist olmayacağı çok açıktır.

Sorunların kolaycı ve hazırlıksız tartışıldığı anlaşılıyor. Nitekim son açılım girişimleri beklenmedik tepkiler yaratmıştır.

21’inci yüzyılın Türkiye’sinin şartları ve coğrafyası değişiktir; bu değişiklik üzerinde durarak öneriler getirmek gerekiyor. Kesin ayrımlı bölgeler ve homojen özellikli grupların da kalmadığı görülüyor.

O vakit kalıp görüşlerin uygulanamayacağı açıktır.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 22.11.2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.