TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

1 Kasım 2009 Pazar

Lafını bilmez dostumuza

(Nakkaş Osman’ın 1579’da yaptığı bir Fatih Sultan Mehmed tasviri.)

Nazan Ölçer, Paris’teki sergiye Osmanlı’nın altın tahtını vermedik diye şikayet ediyor. O taht, dönmedolap gibi her panayıra koşturulacak bir nesne değildir.

Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer; benim ne derecede dostum olan bir kişi, bilemiyorum. Lakin onun niteliklerini de hiç kimse benim kadar vurgulamaz. Anılarımda kendisinden “Avrupa’nın üç büyük müze müdüründen biri” diye bahsetmiştim, yanılmışım: Bir numaradır. Avrupa’nın ağır aksak müze müdürlerini tanıdıktan sonra bu kanaatimi tekrarlıyorum.

Bizim Topkapı Sarayı’nın evvelki müdürü Filiz Çağman gibi bir alim mi? Kayda değer bir sanat tarihçisi mi? Ortada dolaşan bir eseri yok, görmedim. Ama alâsından bir organizatör olduğu, projeleri ustalıkla takip ettiği ortadadır. Onun için bu kıtanın bir numaralı müdürüdür.

Altın tahtı çürüttüler, yazma sayfaları rutubet kaptı
Nazan Ölçer tam anlamıyla bir müdürdür. Titizdir, çalışkandır, bir projeye takar ve koşuşur; bu uğurda kırk kapının ipini çekmekten ve çektirmekten çekinmez. İslam Eserleri Müzesi gibi sefil bir kurumu bir müze haline getirdi. Herkes onu Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki “Picasso” sergisi ile anıyor. Oysa bence yapacağını daha önce Sultanahmet’te yaptı. Birtakım arkadaşlar dışarıya sergi göndermeye çalışırken, o dışarıdan sergi getirdi.

Birtakım insanlar bilir bilmez alkışlarken, Tarih Vakfı’nın Topkapı Sarayı’nın Darphane kısmına yerleşmesini protesto etti, haklıydı. “Üstüme ne vazife” deyip oturmadı, adamları mahkemeye verdi.

Lakin dur durak bilmiyor; bir sanat tarihçisi için teşhir ve serginin ötesinde müze eşyasına karşı hassasiyet olmalıdır. Son 20 yılın içinde sadece Topkapı’nın eşyaları Fransa’ya dördüncü defadır gidiyor, bu bir ölçüsüzlüktür.

(Fatih’in resim defteri Sarkozy’nin özel ilgisini çekmişti.)

Bundan evvelki Paris Versailles sergisine sevgili müdürümüz ve gerçek bir sanat tarihçisi olan Dr. Filiz Çağman’ın direnmesine rağmen Fransızların bastırması ve o zamanki cumhurbaşkanının kesin emriyle Osmanlı’nın altın saltanat tahtı gittiydi. O vakit yazmalardan da bir haylisini istediler, Filiz hanım istediği kadar dirensin, gene bir haylisi gittiydi.

İklimlendirmeleri yetersiz olduğundan, altın tahtın içindeki ahşap aksam çürümüş, taht birbirine geçerek yurda dönmüştü. Vitrinlere gereken rutubet tertibatı kurulamadığından yazmaların sayfaları dans ediyordu, kıvrım kıvrımdılar. Herkes dehşet içinde kaldıydı.

İyi korunacağına dair şüphe varsa vermeyiz
Bu sefer Louvre’cularla Nazan hanım geldiğinde kesin söz aldım. Doğrusu bizim eserler hem Louvre’dan hem Grand Palais’ten nasıl döner diye merak ediyorum. İnşallah bu sefer eşyalar doğru dürüst dönecektir.

Taht için Nazan hanım “Vermediler, Paris’e gidemedi” diye şikayet ediyor. Osmanlı tahtı, dönmedolap gibi her panayıra koşturulacak bir nesne değildir. Sarayda “hususi taht” tabir edilenler dahi sadece müze eşyası olmanın ötesinde protokol değeri olan parçalardır. İyi korunacağına dair şüphemiz varsa, veremeyiz.

Doğrusu eser verme konusunda bu sefer de yeterince direnç gösteremedik. Sayıda bir kısıntıya gidebildik. Gazete sütununda dedikodu yapmaya lüzum yok. Muhterem müdiremiz selefim Dr. Filiz Çağman istemese bunları dahi vermezdik. Onun müzemize yaptığı hizmetler dolayısıyla, küratörlüğünü üstlendiği bu sergiye kapıyı kapatamadık. Verdiklerimizi iyi teşhir etsinler yeter. Sergilerin başarıyla nihayete ermesini temenni ediyoruz.

(Fatih'in kaftanı.)

Ben bu saatten sonra müzecileri mi kıskanacağım?
Grand Palais’deki serginin Osmanlı bölümünde Mağribi müziğinin fon olarak kullanılmasının tashihini rica ederiz. Gördük; zaten ikinci kattaki Osmanlı bölümünde yeterince eser vardı. Daha nereye ne konacak? Neyi niçin kıskanalım ki, bu saatten sonra müzecileri mi kıskanacağım?
Bu derecede aşırı bireycilik Avrupa ve Asya’nın müzecilerine yakışmaz. Bunlar maalesef Amerikanvari abartılı eğilimlerdir.

20 yıldır bazı sanat tarihçisi profesörlerimiz ve müzecilerimiz olur olmaz yerlerde sergi gezdirmeyi marifet sanıyor. Mesela Amerika’nın Memphis’i, ki Allah’lık bir taşradır, Kanuni sergisine ev sahipliği yaptı. Her şey her yere gitmez. Paris sahnelerinde hiçbir ünlü müze Topkapı kadar çıkarılmadı. Ama bu sefer tanıtım da iyi değilmiş. Dışişleri Bakanlığımızın bu konudaki tavsiyelerinde ölçüyü kaçırmamasını temenni ediyorum.

Eski dünyanın müzecileri hizmet ettikleri tarih ve milletin manevi zenginliklerine hürmet etmek zorundadırlar. Avrupalı ve Rus müzecimlerin hizmet anlayışında teşhir kadar, ağırbaşlılılık duygusu da önemlidir. Nazan hoca mesela Kremlin’deki müzecilerle istişarede bulunursa yararlanır.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 01.11.2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder