01 Kasım 2009

Okullardan Roma hukuku dersini niçin kaldırıyoruz?

Durumumuz vahim, Türkiye’nin uluslararası davalara çıkaracak avukatları yok. Buna rağmen YÖK’ün Roma hukuku derslerini kaldırması büyük hatadır.

Roma hukuku hiç şüphe yok ki modern dünyayı oluşturan temel kurumların başında gelir. Romalılar yok oldu; dilleri önce anadili başka olan kavimler tarafından kullanıldı, bugün o bile eğitimden ve kullanımdan hemen hemen kalkmak üzeredir. Roma İmparatorluğu da ortadan kalktı; onu yıkan bir hareket olan Hıristiyanlık bile geçen 2 bin yılın içinde değişime, hatta yer yer aşınmaya uğradı.

Ama Roma hukuku bazı dar görüşlü yazarların ifadelerinin aksine sadece Avrupa dünyasının değil, bütün insanlığın hukuk anlayışına ve hukuki kurumlarına nüfuz etti. Bu etkiyi sessizce yerine getirdiği oldu. Nitekim İslam hukuku ve Yahudi hukuk çevrelerinde bile Roma hukuk kurumlarından kalma etkileşimler vardır. Bunlar temeli değiştirmese de ayrıntıda kendini gösterir.

Bundan başka hem Müslüman dünyanın bir kısmı, en başta Türkiye ve eski Sovyetler dünyası olmak üzere Roma hukuk sistemine resmen geçmiş olup; İsrail’de dahi kurucu hukuk adamları nesli Romacılar olarak hayatın muhtelif safhalarında en başta ticaret hukuku ve anayasa hukuku gibi dallarda Roma hukukçularının mantık ve içtihatlarını hâkim kılmışlardır.

Kilise de hiç sevmezdi
Türkiye aslında Roma hukuk sistemine 1926’dan evvel adım atmıştır. Klasik dönemde hayatımızı şeriatın dışında örfi hukuk ve geleneklerin düzenlediği alanlar vardır. Hiç küçümsenemez. En başta arazi meseleleri böyleydi. İkincisi, 1699 Karlofça barışından beri diplomatik ilişkilerimiz ve dahil olduğumuz uluslararası ilişkiler hukukunda herkes gibi Romanist prensipleri uyguladık. Bu bizde bazılarının tekrarladığı gibi Hıristiyanlık demek değildir çünkü Roma hukuk anlayışı ve içtihatları Hıristiyanlıktan çok öncedir ve Hıristiyanlık karşıtı prensiplerden oluştuğu için kilise Roma hukuk zihniyetini hiç sevmezdi.

Tanzimat dönemimizde idari reformlarımız, ticaret hukukumuz ve giderek ceza hukukumuz alanında Avrupa’ya, daha doğrusu Roma hukuk sisteminin içine adım attık. 19’uncu asrın 1870’li yıllardan itibaren adliye sisteminde avukatlık, noterlik ihdasıyla ve hukuk yargılama usulüyle bu sistemin içindeydik. Dış dünyada bizden önce 1894’te Japonlar Alman medeni kanunu kabul ederek Roma hukuk sistemini dünyanın öbür ucuna getirdiler.

1926’da medeni kanunu kabulümüzde İsviçre medeni kanunu sadece bir mehazdır yani kaynaktır. Kanunun metninde ve ruhunda İslam aile ve miras hukukunun izleri görülür. Bu olay aslında Roma hukukunun beşerin hayatı üzerindeki devamının bir tescilidir. Kesinlikle Hıristiyan dünyanın hukuk alanındaki zaferi gibi telakki edilemez.

Reform sadece lafla olmaz
Hal böyle iken Roma hukuku derslerinin ve kürsülerinin Yüksek Öğretim Kurumu tarafından rüzgâra terk edilmesi kabul edilebilir bir davranış ve zihniyet değildir. Nitekim 14-16 Ekim tarihlerinde Roma Üniversitesi ve Rusya Bilimler Akademisi’nin tertiplediği, bizden de Roma hukukçularının katıldığı Sibirya’nın İrkutsk şehrinde toplanan Roma hukukçuları seminerinde bu işlem kınanmıştır.

Başkaları Roma hukukunu kaldırsa belki dikkati çekmez ama Türkiye batı dünyasının hem eleştirdiği hem de vazgeçemediği bir ülke; daha çok ilgileniyorlar ve hatalarımız daha çok yüze vuruluyor. Bu tasarrufun bir hata olduğu bu çevrelerde vurgulanıyor. Yurtiçindeki tepkiler sadece birkaç hukukçuyla sınırlı kaldı ama dışarıda daha yaygın olacağı açık. Bizim kendimizi düzeltmemiz için mutlaka dış dünyanın tepkilerini mi beklememiz gerekiyor? Hukuk reformu sırf lafla olmaz; ciddi ilim yapmak, o ilmi faaliyeti eğitime yansıtmak gerekir.

Hukukun sağı solu, batılısı doğulusu olmaz. Roma hukuku dalında hoca eksiğiniz varsa problemi halının altına süpüreceğinize, adam yetiştirerek telafi yoluna gidersiniz.
1940’lara göre çok geriledik
Hiç şüphesiz ki 1925 yılında Ankara’da yeni anlayışla kurulan Hukuk Mektebi ve ardından üniversite reformuyla İstanbul ve Ankara’da Roma hukukunun okutulması kaçınılmazdı. Hukuk devriminin bir gereğiydi. Ankara’da önem verilen bir daldı. Ünlü Roma hukuku profesörümüz Kudret Ayiter’in üç dildeki belagât ve natıkası malumdur. Sık davet edildiği Roma Üniversitesi onu hâlâ unutamaz. Bizde ise hatırlayan olduğunu sanmıyorum.

Roma hukukunu ve İslam hukukunun bazı fasıllarını öğrenmeyen bir hukukçunun, bizim kasabalarda eskiden faaliyet gösteren ve üstlendikleri davacıların müracaatını hiç de fena takip etmeyen, bazen etkili dilekçe yazan; fakat tahsilsiz, alaylı dediğimiz dava muakiblerinden farkı olmayacağı açıktır. Eğitimli hukukçunun hukukun prensip ve kurumlarının kökenini bilmesi gerekir. Maalesef günümüzde bu konu 1940’lı ve 60’lı yıllara göre gerilemiştir. Yeni kurulan ve az öğrenciyle eğitim yaparak nitelikli hukukçu yetiştirme gayretindeki bazı hukuk fakültelerimizde bu dallarda asistan yetiştirilmeye gayret ediliyor. Zira durum vahimdir, Türkiye beynelmilel davalara çıkartacak avukat kadrolarına sahip değil. Bir an evvel aklımızı başımıza devşirmek zorundayız. Özellikle uluslararası hukuk dalında nitelikli adamlara sahip olmak için Avrupa’daki hukukçunun yetişme safhalarına uymamız lazımdır.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 01.11.2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.