17 Ocak 2010 Pazar

Avrupa’nın bitmeyen Alman-Fransız çatışması

(18 Ocak 1871’deki Versailles Antlaşması, Almanya’nın Fransa’yı ezdiği andı.
Birinci Dünya Savaşı’nı da bu rekabet doğurdu. İntikam aynı şehirde yeni imzayla alındı.)

Avrupa kültürünü yaratan İtalya’dır. Bu kıtayı dünyanın diğer yerlerinden ayıran müzik orada doğmuştur. Eski Yunan dünyası ile ilişkiler oradan başlamıştır. Latin kültürünün bile yeniden yorumlanması İtalya’nın işidir. Ancak Alplerin kuzeyindeki Almanya ve Fransa, Avrupa’nın kendileri olduğuna dün de bugün de inanırlar. İşin esasında Fransa milli devlet ve milli kimlik olgusunun kurucusudur. Almanya da bu özellikleri komşusundan öğrenmiştir.

Alman orduları düşmanın durumunu iyi biliyordu
Bütün 19. asır Fransız ve Alman rekabeti ile geçmiştir ve kıyamet 1870 Sedan Savaşı’nda kopmuştur. 1870’te büyüklük hastası III. Napolyon’u savaşa kışkırtan Bismarck politikası amaca ulaşmıştı. Bismarck ve etrafındaki Moltke gibi kurmaylar Alman ve Fransız ordularının durumunu iyi biliyordu ve mukayese yapabiliyordu. Fransızlar ise sadece kendilerini biliyorlardı ve yanlış biliyorlardı. Anatole France’ın deyişiyle parlamentoda “Askerimizin kaput düğmesine kadar her şeyimiz tamam” diye bağırıyorlardı ama Sedan’da Fransız genelkurmayının haritalarının bile eskimiş olduğu anlaşıldı.

Savaş ve yenilgi Fransa’ya çok acı geldi, galip gelen Prusya ve müttefik Alman devletleri bu kanlı zaferden sonra birleşeceklerdir. Bismarck’ın yanında bir zamanlar Sultan II.Mahmud’un ordusunda müşavir yüzbaşı olan Moltke, diğer Alman kral ve prensler ve ruhani reisler dizilmişti. II. Wilhelm, oğlu Frederich Wilhelm ve torunu geleceğin Kayzer Wilhelm’i aynı salondaydılar. Yakın gelecekte “Üç imparatorlar yılı” denen aynı yıl için de tahtta birbirlerini izleyeceklerdir.

Bismarck bu parlak zaferi Fransa’nın onurunu kırmak için teatral törenlerle de perçinledi. Bunların başında gelen gösteri Fransız devletinin anıtlaşmış hali ve Fransız medeniyetinin sembolü sayılan Versailles’da Prusya kralı II. Wilhelm’e Alman imparatorluk tacını giydirmek olmuştur. Tabii bu taç, tarihi Alman tacı değildi. Tarihi Germen-Roma tacı Viyana’daki imparatorluk hazinesindeydi. Versailles’da giyilen taç sembolleşemeyen ve kitlelerin gözünde kutsallaşamayan bir Alman tacı olacaktır.

Aklı başında Almanlar: ‘Fransız kültürü dize gelmez’
Bismarck çoktan Alman prensliklerini ve krallıklarını elde etmişti. Bazıları da Versailles’dan sonra imparatorluğun parçası oldular. Şaşkın resmi tebliğler; Fransız devletinin, ordusunun, milletin ve kültürünün dize getirildiğinden söz ediyordu. Vakıa aklı başında Alman çevreleri “Fransız kültürü dize gelmeyecek kadar muhteşemdir” diye cevap verdiler, doğrusu da buydu.
Fransa’ya ağır bir borç yüklenmişti. Kamusal kampanyalarla hemen ödendi ve 18 Ocak gibi kara bir gün hafızalardan silinmek istendi ama zihinlerden silemediler. Avrupa medeniyetini mahveden birinci büyük savaş gerçekte Fransız-Alman rekabetinden ortaya çıktı ve Versailles’daki törenin intikamı Fransa’nın Almanya’yı ezdiği aynı yerdeki Versailles Antlaşması ile alındı. Versailles’ın yanındaki ve içindeki bir takım yerlerle salonlarda yapılan antlaşmalarla Avusturya ve Macaristan da ufalandı. Almanya’nın müttefiklerine bile acımasız davranıldı. İntikam savaşı ikinci harp ile devam etti.

Bugünkü aşırı işbirliği de ortalığın düzenini bozdu
Savaştan sonra General de Gaulle ve Almanya’da Hitler karşıtı olan muhafazakâr cephenin temsilcisi Adenauer yeni bir Avrupa’dan söz ettiler. İki eski Avrupalının ve kurmaylarının kafasındaki özlemin birleşik Avrupa olduğunu söylemek güçtür. Pasaportsuz gezilen, serbest mübadelenin geldiği, sermaye işbirliğinin kolaylaştığı, üretimde birliğe gidilecek bir Avrupa o zaman için yeterince ileriydi. Avrupa’nın komünizme karşı askeri işbirliğini ise Avrupalıların kendileri değil, ABD örgütlemişti. NATO yapı olarak da işleyiş ve anlayış olarak da eski Avrupa için fazla modern bir kuruluştu. Bugünün Avrupası eskinin çatışan Fransa ve Almanyasının gerçeğin ötesinde aşırıya varan ve söylem biçimi gerçeği aşan işbirliği ile yürüyor. Çatışma kadar bu işbirliği de ortalığın düzenini bozmaya başladı.

18 Ocak 1871’de Versailles’daki törenle bugünkü Avrupa törenleri arasında nerdeyse 130 yıllık bir süre var. Birisi dünya hakimiyetini ele geçirmek isteyenlerin gövde gösterisiydi; bugünkü törenler ise “biz en asiliz, en zenginiz” diye kendini kabul ettirmek isteyenlerin çığlığıdır.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 17.01.2010)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder