28 Kasım 2011 Pazartesi

Şaire tarihçi olarak başvuramayız

Necip Fazıl Kısakürek Türk dilinin hiç tartışmasız en büyük şairlerindendir. “Kaldırımlar”ı okuyup sevemeyecek bir Türk ve doğru yapılmış bir tercümesine hayran olmayacak bir gayri-Türkün tasavvuru mümkün değildir. Üslubuyla kitleleri ve bir dönemin gençliğini sürüklemiştir.

II. Abdülhamid Han ve sonra Sultan Vahdettin için yazdıklarını tefrika halinde okurdum. Derken şiirindeki ölçüyü, dengeli ağırlığı bu yazılarında bulamadığımı fark ettim.

II. Abdülhamid onun tarafından sahneye de çıkarılmıştı. Tiyatroda çizilen çığırtkan Abdülhamid Han, tarihte de edebiyatta da olmamalıydı. Her söylediğinin bir ağırlığı olan, susmayı konuşmaktan daha etkili hale getiren Avrupa’nın büyük diplomatı böyle çizilemezdi. Üstadın kendi Abdülhamid’ini yarattığını araştırmalarımda daha iyi gördüm. Pekalâ, şair ve edipten tarihçi titizliğini bekleyecek değildik ama kantarın topunu da kaçırıyordu. Maalesef tarihi drama ve tarihçilik başka bir platform. Sahip olmakla iftihar ettiğimiz bu şaire tarihçi olarak başvuramayız. Bazı konuların hassasiyetini hatırlamak zorundayız.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 27.11.2011)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.