27 Aralık 2011

Rönesans’ın en ilginç papası

X. Leo bilimi ve Rönesans dönemi sanatçılarını desteklemesine rağmen hafifmeşrep ve müsrif bir papa olarak hatırlanıyor.

1475 Aralık’ın 11’inde Floransa’nın diktatörü, kültür tarihinin en ünlü patronlarından muhteşem Lorenzo diye bilinen Lorenzo Medici’nin ikinci oğlu Giovanni dünyaya geldi. 1 Aralık 1521’de, yani bundan 490 yıl önce öldü. Giovanni bir geçiş döneminin hem muhteşem işler yapan hem de kilise tarihinin en çok nefret edilen eylemlerine öncülük eden biri olmasa 500’üncü yıl anma törenlerinin yapılacağına şüphe olmazdı. Ama bu dünyada 10 yıl sonra dahi Rönesans’ın bu büyük kültür adamının yaptıklarını anacak kadar hoşgörünün gelişeceğini bekleyemeyiz.

Ağabeyi Giuliano, Floransa’nın (yeni Toscana dükalığının) başına geçti; ikinci çocuk olarak ona kiliseye geçiş kalmıştı. Servet ve Medici hanedanının İtalya’daki kudretiyle çok erkenden, rahip bile olmadan, 16 yaşında kardinal yapıldı. Genç kardinal 38 yaşında, ikinci Julyus’u takiben, 1513 yılı 9 Mart’ında papa seçildi. Kültürlüydü, derin Katolik din adamlarının çoğu gibi Yahudilerin Talmut’u ile dahi bilgilenmişti. Kur’an tercümeleri ile de ilgilendiği söyleniyor. Sanatların hepsiyle iç içeydi. Annesi prenses Clarice Orsini sayesinde Roma soyluları da onun elindeydi. Pico dello Mirandolo, Marsilio Ficcino ve sonradan kendisinin kardinal yaptığı ama ne derecede dindar olduğu şüpheli Dovizio Bibiena gibi en iyi hocaların eğitiminden geçti.

Fransızlarla anlaştıktan hemen sonra Haçlı seferi planladı
Floransa’daki yaşamını genç bir kardinal olarak bu şehrin kültürel zenginliklerini tatmak ve feci kavgalarına maruz kalmakla geçirdi. Mutaassıp ve militan Dominiken keşiş Savanorole’nin şehrin dini hayatını altüst edişini, mevcut kiliseye saldırışını gördü. Doğacak Protestanlık aslında İtalya’daydı. Pietro Pomponazzi gibi sıkı Aristocu mantıkçılar komünyonun (ekmek ve şarapla İsa’nın beden ve ruhuyla aynileşmesi) mümkün olmayacağını ileri sürüyorlardı. Ama kilisenin ve şehrin yaşadığı bu dehşet onu Katolik kilisesine bir kurum olarak daha çok bağladı ve nihayet Fransa Kralı VIII. Charles’ın İtalya’yı istilasını gördü. Kilise zaten Borgiaların hâkimiyetiyle hayli kötü bir şöhretin içine girmişti. X. Leo unvanıyla papa olan Giovanni Medici’nin kendine özgü hafif meşreplikleri ve yolsuzlukları onlar kadar yıkıcı olmadı. X. Leo yeni kral I. Fransua ile anlaşarak Fransa’yı İtalya’dan uzaklaştırmayı becerdi.

Papa üstelik Müslümanlara karşı bir haçlı seferini de planladı ama hiçbir şey yapamadı. Türklerin en esaslı müttefiklerinden biri, Almanya’dan yükselen Martin Luther ve Melanchton’un Protestan hareketi ve Thomas Münzer’in içinde olduğu köylü ayaklanmalarıydı. Neo-Rönesans İtalyası’nda sanatları tutan, ilimleri destekleyen, aslında belki de en açık fikirli papaydı ama gelişme durdurulmazdı. Katolik kilisesi yani o kiliseyi temsil eden gemi onun zamanında rotasını adamakıllı şaşırdı.

Rönesans’ın tarihini yazanlar X. Leo’yu müsrif ve ahlak düşkünü olarak gösterir. Modern Almanya’nın ün yapan tiyatro yazarı Dieter Forte “Martin Luther, Thomas Münzer veya Muhasebenin Başlangıcı” onu hafifmeşrep ve ikiyüzlü inançsız bir papa olarak resmeder. Daha aklı başında olanlar ise onun Rafael gibi, Michelangelo gibi Rönesans büyüklerini destekleyişine değinir. Ne var ki; alacaklarını talep eden bu sanatçılara haklarının verilmemesi, hatta itilip kakılmaları da yine bu papanın işidir.

Ölümünün ardından gelen çöküşü tahmin edemedi
Martin Luther 1517’de ünlü 95 tezini ilan ettiği vakit en azından Almanya’dan gelecek endülüjans (günahların affı beratı) satış paraları azalmaya başladı ve Katolik kilisesi o günden sonra hızla parçalandı. Yavaş yavaş Lutheran düşünce ve hareket Alman sınırlarını aştı. Macaristan’ın Erdel bölgesine, Danimarka, Norveç ve bütün İskandinavya’ya kadar yayıldı. Evvelki çöküntülerin bedelini muhteşem Lorenzo Medici’nin genç papa oğlu ödemiştir. Reformasyonun ilk belirtilerini Bohemya’da Ian Hus ile yaşayan Hıristiyan dünya, İncil’in metninin doğru olarak düzenlenip milli dillere tercümesini de Martin Luther’den önce Rotterdamlı Erasmus ile yaşamıştı ve bütün bu gelişmeler onun devrinde düğümlendi.

Yavuz Sultan Selim’in Ortadoğu’daki seferlerini tamamlayıp gözlerini dedesi Fatih gibi Avrupa’ya çevirdiği söylenen bir çağda papa olmuştu. Macaristan’ı desteklemeye karar verdi. Türklere karşı batıyı savunmada ümidi oydu ama doğrusu Batı Avrupa hiç de onun gibi bu işlere niyetli değildi. Nihayet muhteşem Süleyman’ın çağında önce kendisinin sadık izleyicisi Macaristan 1526’da ortadan kalkacak ve ardından Katolik dünya yani Fransızlar ve Habsburglar karşı karşıya gelecektir. X. Leo 1521 Aralık’ında öldüğü zaman bu korkunç çöküşü göremedi. Ama Roma kilisesi de artık Avrupa dünyasından kültür ve inanç bakımından değilse de, siyasi yönden çekilmeye başlamıştı.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 25.12.2011)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.