03 Ocak 2012

"93 Harbi / Tuna'da Son Osmanlı Yahudileri"nden alıntılar - 1: Tarihsel Bakış Açısı

"Osmanlı İmparatorluğu'nda, tek kültürlü ve tek uluslu devlet anlayışına dayanan Batı tipi milliyetçilik, siyasi ortama yıkıcı bir şekilde gireli yalnızca bir buçuk yüzyıl geçmişti. Milliyetçi ideoloji kapıyı çaldığı sırada Osmanlı İmparatorluğu, içinde yaşayan farklı milletlerin yalnızca coğrafi açıdan değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik anlamda da iç içe geçmiş oldukları karmaşık bir yapıya sahipti. Bu yapı, birçok farklı dilin, bir sebze çorbasını veya meyve salatasını oluştururcasına karışarak bir araya gelmesine benziyordu. İşte böyle bir Osmanlı İmparatorluğu'nda, Batılı tarzda bir millet anlayışıyla kurulmuş eyaletlerin oluşturulması, ancak 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren kullanılmış olan barbarca yöntemlerle mümkün olabilirdi. Bu tür yöntemler batıda Südet'ten doğuda Bengal'e dek uzanan geniş bir coğrafyada kullanıldıklarında yıkıcı sonuçlar doğurdu.[1]" (Sf.17)


***

"Osmanlı'nın Balkanlar'daki hakimiyeti boyunca, yönetenler ile tebaaları arasında karşılıklı uyum hakim olmuştur. Osmanlı idaresi altındaki Yarımada, yine bir siyasi yapıya dahil edilmiştir. Rumeli (Rumların Diyarı), Osmanlı İmparatorluğu'nun bu düzensiz, çalkantılı bölgeye hükmetme hakkını elinde tuttuğunu kanıtladığı bir laboratuvar işlevi görmüştür. Osmanlılar, tarihi deneyimlerden dersler çıkarmayı bilmiş ve Roma örneğini yakından takip etmişlerdir. Onların yönetimindeki geniş topraklarda, yalnızca uzak bölgeler arasında daha iyi bir iletişim sağlamaya değil, bölgeler arası ticarete ve en önemlisi, Osmanlı otoritesinin söz konusu topraklardaki kontrolünü arttırmaya yönelik olanak tanıyan yol ağları genişletilerek, dağların en yüksek tepelerinden dahi yollar geçirilmiştir. Osmanlı Devleti, yönetimini kurarken, yerel gelenekleri, coğrafi farklılıkları ve tabii ki kendi ihtiyaçlarını göz önünde bulundurduğu karmaşık bir yaklaşım benimsemiştir.[2]" (Sf.25)

***

"Osmanlılar, Bulgar Devleti'nin genel vergi sistemini değiştirmeden uygulamaya devam ettiler fakat 16.yüzyılın sonuna dek sayıları sekseni bulan yeni vergiler eklemeye devam ettiler. Reayanın, tüm tarım ürünleri üzerinden bir aşar vergisi, bir cizye, bir toprak vergisi ve sığır, koyun ve domuzlar için bir vergi ödemesine ek olarak köprü, yol ve yapıların tadilatı ve ormanlardan ağaç kesilmesi gibi işleri de görmesi bekleniyordu. Ayrıca, köprü ve nehir geçişlerine gişeler yerleştiriliyor, kıtlık, sel, salgın hastalık, yangın, çekirge ve tırtıl istilaları ve düşman kuvvetlerin saldırıları sonucunda tahribat meydana geldiğinde veraset vergisi ve başka özel vergiler toplanıyordu.[3]" (Sf. 25-26)

[1] Arnold Toynbee (Ed.) Le Monde et l'Occident, Paris: Gonthier, 1968, s. 68-72'den Bilal Şimşir, Rumeli'den Türk Göçleri 1877-1885 Belgeler, Cilt 2, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1989, s.XXIX.
[2] Rossitsa Gradeva, Rumeli under the Ottomans: 15th and 18th Centuries: Institutions and Communities [Osmanlı Döneminde Rumeli: 15. ve 18. Yüzyıl: Kurumlar ve Cemaatler], İstanbul: Isis Press, 2004, S. 12-13.
[3] Caroline Finkel, Osman's Dream: The Story of the Ottoman Empire, 1300-1923 [Rüyadan İmparatorluğa: Osmanlı İmparatorluğu'nun Öyküsü, 1300-1923], New York: Basic Books, 2007, s.388.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.