22 Ocak 2012

Kıbrıs'a direnmeyi öğretti

Rauf Denktaş gibi bir kavga adamının başına gelebilecek en kötü şey “E ama sen de inadı bırak artık...” tavrıdır. Aldırış etmedi, inadı bırakmadı. Kuzey Kıbrıslılar da ne olursa olsun ayakta durmayı öğrendi.

İngiltere’nin 35 yıl idareden sonra Birinci Cihan Harbi’nin başlangıcında resmen ilhak ettiği fakat iki büyük savaşı ateş ve baruttan uzak geçiren bir adadır Kıbrıs... Şükrü Sina Gürel’in araştırmalarında görülür; Rusya, Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan kolonyel imparatorluklar değildi, mülklerinin her köşesine ticari zihniyetten uzak yatırım yaparlardı. Fransa kendi kültürü ve askeri üstünlüğü için bazen abartılmış harcamalarda bulunurdu. Antakya ilk asfaltı Fransız işgalinde gördü. Beyrut’u kamu binaları ve kültür müesseseleriyle Fransa donattı. Britanya imparatorluğu ise Kıbrıs’tan doğru dürüst bir iskeleyi bile esirgemiştir.

Çok açıktır; böyle ortamlarda dışarıdan destek gören azınlıklar berikine göre daha çabuk palazlanır, Rumlar öyleydi. Türkler ise uzun yıllar bugünkünün aksine fakir olan Türkiye’den iktisadi bir destek göremediler ama okul gördüler ve kendi kimliklerini korumaya yardım eden iyi öğretmenler geldi.

Ada Türklerinin hem İngilizlerle hem de çoğunluk olan ada Rumlarıyla iyi geçindiğini söylemek mümkün değil. Bazı insanlar genellikle zamanın rüzgârları esip tarihin izlerini silinmeye başladıkça kendilerine göre tarih yazarlar. Adadaki Rum ve Türk dostluğu bu efsanelerden biridir ve genel bir kural işlemiş görünüyor. Dr. Fazıl Küçük’ten evvelki gazete koleksiyonlarına baktığınız zaman, Türk cemaatinin okumuşlarının ada Türklerinin her şeye rağmen İngilizler sayesinde selamete erişeceğine inandığını görürsünüz. Çünkü çoğunluk olan Rum halkı kendi bağımsızlığını ve geleceğini tasarlarken öbür azınlığı hiç kaale almaz ve hatta aradan çıkarmaya bakardı.
Cemaatine haksızlık yapıldığı kanısındaydı, hukuk okudu
Rauf Denktaş ben tanıdım tanıyalı bilgisiz insanların “Kıbrıs Türkleri Ada Rumları ile bağımsızlık için birlikte harekete edeceklerine İngilizlerin yanında yer aldılar” diye yaptıkları çıkışla alay ederdi. Oysa dünyanın diğer yerlerindeki benzer durumlardaki azınlıklar arasında ortaya çıkan çatışmalar, bu kolay konuşanları hizaya getirmeliydi.

Böyle bir ortamda Rauf beyin buradakilere göre bir talihi vardı. Kolayca ilmin parlak merkezi İngiltere’ye okumaya gidebildi ve diğer yerlerdeki Türk azınlıkların gençliği gibi mühendislik ve tıp okumaktansa hukuk okumayı yeğledi. Çünkü kendi Türk cemaatine haksızlık yapıldığı kanısındaydı. İngiltere’de hukuk okuyan birinin düzgün, zengin lügatlı ve hedefi tutturan üslubuna sahipti. Bunu kulaklarımla duydum ve metinleri okudum. İnatçı ve taviz vermeyen diplomasisinde, karşısındakine çıkış yolunu kapatan diyaloglarında bu meziyetin etkisi çoktur.

Sağlık kurallarına, perhizine dikkat eden biri değildi
Bu inatçı diplomat kadar insanlara açık ve mütevazı bir yönetici az görülür; kendisinin yakın dostları da benim gibi yüz yüze çok az görüşebilenler de bu keyfiyeti teslim eder. Sağlık kurallarına, perhize dikkat eden biri olmadığı açık, 88 yaşına kadar yaşaması herhalde direncinden ve soyundaki sağlık özelliklerinden ileri gelmeli.

Rauf Denktaş Ankara’daki sürgün günlerinde de Ada’da da bütün insanlarla geçinmeyi bilen ve o yüzden de taraftarı olan bir devlet adamıydı. Zaman oldu Ankara’yı yönetenler, zaman oldu Ada’daki muhalifleri kadar kendi taraftarları da onun önünde en büyük engel oldular. Bu tip bir kavga adamının başına gelebilecek en kötü şey “E ama sen de inadı bırak artık...” tavrıdır. Aldırış etmedi, inadı bırakmadı. Kuzey Kıbrıslılar ne olursa olsun ayakta durmayı öğrendi. Şimdi istikbale daha emin bakmayı biliyorlar.

Saklı bir gerçek değildir; Denktaş’ın en büyük müttefiki Kıbrıs Rumlarının uzlaşmaz ve mantıksız tutumu oldu. Referandum onun kabul edeceği bir yol değildi. Ama Annan Planı’nı Rumlar reddettikleri an hayatının en mutlu gülüşünü herhalde herkes hatırlar. Muhalefette olmasına rağmen anında atağa geçti. Kimsenin diyecek bir şeyi kalmamıştı. Şurası bir gerçek; Kıbrıs adası bugüne kadar kayda değer sadece iki politikacı çıkardı.

Makarios’un da aleyhinde ve lehinde unsurlar vardı ama lehinde olacak unsurları Denktaş kadar kullanamadı. Ustalık mücadelesini başpiskopos değil, savcılıktan gelme cemaat meclisi başkanı kazandı. Kıbrıs’a direnmeyi öğretti. Beriki Yunanistan ile kavga ediyordu, kavga ettiği kuvveti kullanmaya kalktı, bu onun dünyasını mahvetti. Denktaş her zaman Türkiye ile beraber olmaktan vazgeçmedi, bu söylemi onun Ankara’daki aleyhtarlarını bile saf dışı etmesine yaradı. Neticede Kuzey Kıbrıs onun uzun hayatı boyunca ayakta kalmayı öğrenen bir kitle oldu.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 22.01.2012)

2 yorum:

  1. Denktaş,gerçekten iyi işler yapmış birisiydi.

    YanıtlaSil
  2. Rauf Denktaş: 'Başörtüsü diye birşey yoktur'!

    Dün akşam saatlerinde ölen Denktaş her ne kadar "Mucahit Denktaş" diye belli bir kitleye dayatılsa da Denktaş ulusalcı kimliğinden taviz vermeyen birisiydi.

    İşte Denktaş'ın başörtüsü ile ilgili görüş ve söylemlerinden biri;

    Denktaş, 'Başörtüsü Anadolu'da saf insanlara anlatıldığı için inanıyorlar. Kur'an-ı Kerim'de böyle bir şey yok. Diyanet İşleri Başkanı olmasa olmazı değildir diyor. Namuslu şekilde giyinmektir esas.' dedi.

    Rauf Denktaş, Kocaeli Yükek Öğrenin Derneği tarafından düzenlenen 'Ulusal ve Uluslararası Boyutta Kıbrıs Gerçeği' konulu konferansa katıldı. Burada Kıbrıs'ın geçmişinde günümüze nasıl geldiğini anlatan Denktaş, Anan Planı'nın hata olduğunu ve Ak Parti'nin bu plana destek vermesinden dolayı eleştirdi.

    Denktaş, konferansta Kıbrıs gerçeğinden daha çok başörtü yasağı üzerinde durdu. Yasağı savunan Denktaş, başörtü yasağının kaldırılmasının tehlike olduğunu söyledi. Rauf Denktaş başörtü ile ilgili görüşlerini şöyle aktardı:

    'Bu olay Anadolu da saf insanlara kimler tarafından anlatılıyor. Efendim türban Allah'ın emridir anlatılıyor. ınsanlar da inanıyor. Kur'an-ı Kerim'de böyle bir şey yok. Diyanet ışleri Başkanı olmasa olmazı değildir diyor. Namuslu şekilde giyinmektir esas. Oranı buranı açıp göstermek değil. Bir gidişat var. İniforma haline getirtilmiş. Anlatıyorlar, 'Türban yasaklanmış değildi. Nasıl yasaklandı. İstediniz cuma günü tatil edilsin namaza gitmek için. Üniversitede mescit açtırmak istendi. Şeriat gelecek laiklik gidecek sözleri çıktı üniversite içinde.' Onun üzerine laiklikte sorumlu olan devlet bunu yasaklamak zorunda kaldı. O günden bugüne laikliğe karşı uniforma olmaktan çıktı mı? Çıkmadı çoğaldı.'

    Denktaş, 'Her başı bağlı olan aynı görüşte değil. Geçen gün bana başı bağlı olan bir aile geldi, Atatürkçü. Benden Atatürkçü, sizden Atatürkçü. Erkeklerin kadınlar üzerine tahakkümü var. Başka lafı yoktur bunun. Eğer özgürlük ise ortaokuldan, liseden nasıl yasaklarsın, nasıl hakim olamasın dersin. O zaman özgürlük değil. Dini bir şey ise o zaman laikliğe aykırı. Olgu olarak bunu taşıyorsun. Bu nedenle bu muesseseye bu şartlarda girersin.

    Düşünebilirmisiniz TBMM'ye kollar açık, kısa pantolonla girildiğini, giremezsin. Bir forması var. Üniversiteye de böyle geleceksin. Ama bunlar bu işi o kadar aldı verdi ki, geçen akşam gençlerin bir birine davranışlarını, konuşmalarını görünce ürktüm. ınşallah uyum içinde bir çare bulurlar. Atatürk'ün bu millete bahşetiklerini böyle lüzumsüz argumanlarla ortadan kaldırma fırsatı oluşturamazsınız.' şeklinde konuştu

    Rotahaber

    ------

    Buraya da bir şey daha eklemek istiyoruz. Denktaş döneminde bir tane dahi Kur'an Kursu açılmamıştır, açılmasına izin vermemiştir.

    Ayrıca başörtüsü Kur'an'ı Kerim'de açıkça emir edilmiştir;

    Ve mü'min kadınlara söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar) ve ırzlarını korusunlar. Zahir olan kısımlar (görünen el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini açmasınlar. Ve başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (örtsünler). Ve ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınlar veya ellerinin altında sahip oldukları (cariyeler) veya erkeklerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetliler veya kadının avret yerlerinin farkına varmayan çocuklar hariç, açmasınlar. Ve gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar. Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tövbe edin! Umulur ki, böylece felâha eresiniz.

    Kuran-ı Kerim / NUR Suresi / 31. ayet-i kerime

    YanıtlaSil

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.