12 Şubat 2012

Tarihçilik üstadı ve toplumun sözcüsü


Yılmaz Öztuna bu ülkeye tarih okutmayı becerdi, kıyıda köşede kalan değerleri tanıttı
.

1960’larda Hayat Tarih mecmuası çıkıyor ve yanında Tarih Gazetesi gibi bir ilave veriliyordu. Hayat Tarih’te dünya tarihine ait ilginç makaleler yanında, alışılmadık bir üslup ve ısrarlı bir bakış açısıyla kuşaklara ezberletilen, mütearife haline gelen yorumlar sorgulanıyordu. Sultan Abdülaziz’in intiharı bir katl vakası mıydı?

EVET. 31 Mart Vakası, II. Abdülhamid Han dönemi sorgulanıyordu. Yeni alanlara dikkat çekiyordu; sırf Barbaros dönemi değil, modern bahriye tarihi de ele alınıyordu. Anadolu hareketi, Çanakkale zaferi, İstanbul’un durumu üzerinde değişik yorumlar geliyordu.

Bugün artık tarih düşünen ve ciddi araştıran gruplar arasında bu tip münakaşalar yapılmaz oldu. Oysa 1940’lar, 50’ler ve 60’lar İstanbul’unda tarihçilik salon geleneği ile devam ederdi. İsmail Hami Danişmend, Saadettin Arel gibi üstatların etrafında bir nesil önemli sorgulamalar yapmıştır.

Yılmaz Öztuna’nın çok erken yaşlarda Hüseyin Saadetin Arel’i, İsmail Hami’yi etkileyecek kadar geniş bir bilgisi, çalışkanlığı ve tarih merakı vardı, bilhassa Türk musikisinde... Nitekim yaşıtlarının dünyadan habersiz olduğu çağlarda ilk kitap ve makalelerini çıkarmıştır. Bu genç adamın çalışmalarına baktığınız zaman uydurma ve yanlışlarının olmadığını görürsünüz. Üniversite bitirmemiştir. 1930 doğumlu bu genç; İstanbul’un musiki, şiir ve tarih çevrelerinde bir hayli bulunup araştırdıktan sonra Fransa’ya gitmiştir. Orada kendi ifadesiyle Siyasal Bilimler Okulu, konservatuar ve Sorbonne tarih şubesi gibi yerlerde derslere girdi. Hiçbirini bitirmeden dersleri takip etmeyi daha başından aklına koymuştur.

Sürgündeki hanedan üyeleri ile temas etti
Bütün gününü işgal eden alan ise kütüphanelerdeki külliyat ve hanedanlar tarihidir. Avrupa’da hanedanlar tarihi en mükemmel şekilde yazılmıştır. O yöntemle Türk hanedanını da incelemeye yönelmiş, 1940’lı ve 50’li yılarda herhangi bir Türkün akıl veya cesaret etmeyeceği biçimde sürgündeki hanedan üyeleri ile temas kurmuştur. Ortaya koyduğu Osmanlı hanedanı ve diğer Türk hanedanlarının tarihinin yani secerelerinin tamamlandığını söylemek mümkün değildir ama zor ve saygıya değer bir başlangıçtır.

Okumayı pek sevmeyen toplumumuzda bir ciltte topladığı “Türkiye Tarihi” (o tarihte ilk çırpıda 135 bin basarak tükenmiştir), “Türk Musiki Ansiklopedisi” -ki çok tartışma ve yararlanmaya da eşit derecede sebep olmuştur- ve 10 ciltlik “Osmanlı Tarihi” sırf büyük şehirlerde değil taşra kentlerinde dahi okunmuştu.

Öztuna’nın yoğun çalışması ve disiplini Türk sermayesinde bir başka disiplinli adamın, Kazım Taşkent’in dikkatini çekti. Şevket Rado’nun yönetimine bıraktığı Yapı Kredi Yayınları’na genel yayın müdürü olarak celbedildi. Ve işte Türkiye’de bir kuşağa tarih okuma ve düşünme alışkanlığı kazandıran Hayat Tarih mecmuası ve tarih yayınları böyle başladı. Bunlar üstünden 50 yıl geçmesine rağmen eskimek şöyle dursun, gittikçe değer kazanan kitaplardır. Türkiye tarih okumaya başladı. Yılmaz bey kıyıda köşede kalan değerleri de insanlara takdim etti.

Gazete yazıları açık ve kesin ifadeliydi
1969 seçimlerine gelindiğinde Yılmaz Öztuna yurt çapında tanınan, taraftarı olan bir tarihçiydi. Okumaya meraklı Süleyman Demirel tarafından Adalet Partisi’ne celbedildi ve Konya milletvekili oldu. Parlamento hayatı kısa sürmüştür fakat politikayı sevmişti. Parti içi politikaya katıldığı kadar hem Meclis’teyken hem de Meclis dışındayken bir politikacının yapması gereken işlere girişti. Tabu sayılan bazı eski uygulamaları hayata geçirttirdi. Türk Ansiklopedisi’nin yayınını hızlandırdı. Türk Musikisi Konservatuarı’nı kurdurdu ve bu alanda kurumlaşmayı getirdi.

1990’ların başında Ankara’da kendisinin İstanbul’dan taşıdığı bir adete ben de uydum; haftalık toplantılarını takip etmeye başladım. Saatler süren bu akşam toplantılarında politika değerlendirmeleri yapılıyordu ama asıl Osmanlı tarihi üzerindeki değerlendirmeler, edinilmiş bir yöntemin tadını taşırdı. Şurası açıktır; üstadın kendisinin de ifade ettiği gibi Yılmaz Öztuna vakayiname ve tarihleri kullanır, arşivde çalışmazdı. Fakat tarihçiliğimizin profesyonellerinde dahi çok az görülen bir meziyeti vardı; karış karış gezdiği ve ezberlediği yeryüzü coğrafyasını ve tarihi coğrafyayı ustalıkla kullanırdı. Bu konuda bazen aşırı titizlik de etmiştir ama tarihi coğrafya ile düşündürmek ve öğrenmek, onun bizim gençliğe ve tarih okuyanlara bir hediyesidir.
Sağlıklı bir ömür yaşadığını zannediyorum, bu disiplinli bir yaşam biçimiydi. Haftanın belirlenmiş gün ve saati dışında kimseyle görüşmediğini söylerdi. Gazete yazıları çok kesin ve açık ifade ile kaleme alınırdı. Konferansları gibi dost sohbetlerinde de bir dikkat ve enerji vardı. Dost canlısıydı, vefakârdı. İstanbulluydu, şehrin kültürünü sindirenlerdendi. Bizim toplumumuzda çok az rastlanan bir aydın ve düşünür yazar karakterine sahipti. Batı cemiyetinde de bunlar çok değildir ama etkilidirler. Galiba Yılmaz Öztuna’nın batı toplumundaki aydınlardan öğrendiği asıl önemli şey, toplumunu etkileyebilmek ve onların sözcüsü olmaktır. Bunu başardığı muhakkaktır.

Cuma günü cenazesi Fatih Camii’nden kalktı. Uğurlamaya gelenler muhtelif görüş ve duruştandı. Başbakanımız, İstanbul Belediye Başkanımız da vardı. İnsanlar kendilerini aydınlatan öğretmenleri hatırlar ve şükran duyarlar.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 12.02.2012)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.