11 Mart 2012

Bir lezzeti temsil ederdi

Ölüm yıldönümü yaklaşan Falih Rıfkı Atay’a hayran olan ve karşı çıkan çoktur ama üslubuyla 40 yıldır beğenerek okunur.

20 Mart 1971’de İstanbul’da Türk basın tarihinin en etkili kişiliklerinden Falih Rıfkı Atay öldü. 77 yaşındaydı. Bugünkü Sakarya ili Kaynarca kazasının Büyük Kaynarca köyünden İstanbul’a yerleşmiş bir ailenin çocuğuydu. Tahsilinde doğuştan imtiyazlı bir gencin kolaylıkları yoktu; İstanbul çocuklarının çoğu gibi modern bir sıbyan mektebinde ve ardından ünlü Mercan idadisinde okudu. Mercan idadisi Fuat Köprülü, Sıddık Sami Onar gibi birçok ünlünün okuduğu, güçlü bir mektepti. Osmanlı eğitim sisteminin yükselen sınıflara imkân doğuran, başarılı bir kurumuydu. Mercan idadisinin Falih Rıfkı’ya edebiyat ve yazı konusunda üstünlük kazandırdığı açıktır.

1913’te Dahiliye nezaretinde göreve başladı. Tanin gazetesinde yazıyordu. Talat Paşa’nın maiyetindeyken yazdıklarıyla göze girdi. Birinci Cihan Harbi’nde Şam’daki karargahta Cemal Paşa’nın yanındaydı.

İmparatorluğun muhteşem yıkılışını kaleme aldığı, herkesin defalarca okuduğu “Zeytindağı” bu dönemin ve bu coğrafyadaki gözlemlerinin eseridir. Bu eser açık konuşan, kendini dahi hafiften eleştiren bir üsluba sahipti. Yazılan günün etkisi var ama daha çok bir muhasebeydi.

Cumhuriyetin ve Kemalist politikaların sözcüsüydü
1918 yılında mütareke İstanbul’unda arkadaşlarıyla kurduğu Akşam gazetesinde milliyetçi cepheye yakın yazılar kaleme aldı, bir müddet sonra Ankara hükümetini desteklemesi dolayısıyla Damat Ferit Paşa’nın hıncına uğradı ve Kürt Nemrut Mustafa Paşa Divanı’nda yargılandı. Sadrazam değişti, Ankara hükümetinin tutunması ve Damat Ferit Paşa’nın azmiyle idamdan kurtuldu. Mahkeme etkisini kaybetmişti.

Büyük zaferden hemen sonra Anadolu’ya geçti. Az sayıdaki yazarla birlikte İstanbul basınında Ankara’nın mücadelesini cesurca desteklediği için Mustafa Kemal Paşa’nın takdirini kazanmıştır. Zaferden sonra Falih Rıfkı Bey, Halide Edip ve Yakup Kadri ile birlikte Yunanlıların terk ettikleri ve harap ettikleri Anadolu’yu gezdi. Ankara hükümeti bu dönemde Falih Rıfkı’nın yazılarını iç ve dışta kullanmıştır.

1923’ten itibaren 1950’ye kadar aralıksız milletvekiliydi. Hâkimiyet-i Milliye, Ulus gazetelerinin başyazarıydı. Sözü, tavrı ve hatta sükutu tek ölçüydü. Falih Rıfkı Bey bir dönem Türk basınında başyazarlık ve gazete sahipliğinin modeli olmuştur. Cumhuriyetin ve Kemalist politikaların sözcüsüydü. Sürükleyici, zengin muhtevalı, daima zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır. Birçok komisyonda, Dil Kurumu gibi öncü kurumların çalışmalarında karar verenler arasında yer alırdı. Ankara şehir planı ve imar komisyonunda başkanlık yaptığı biliniyor. Bu görevi dolayısıyla çıkar sağladığını söylemek katiyen mümkün değildir.

Bazılarının dediği gibi; Falih Rıfkı mı rejimden geçiniyordu, yoksa gerçekte rejim mi onun kalemine muhtaçtı? Her halükarda bizde önemli işler yapanların yargılanması fazla ucuzdur. 1946’da Türkiye’nin erken (!) geçtiği demokrasiye karşı değildi. Ama her gün ortaya çıkan uyumsuzlukları hiç sabırla karşılamadığı açıktı.

Seyahatnameleri zevkle okundu, kalemi güçlüydü
Aslında münevverlerin dünyaya kapalı olduğu bir dönemde “Faşist Roma Kemalist Tiran”, “Kaybolmuş Makedonya”, “Moskova-Roma”, “Taymis Kıyıları”, “Tuna Kıyıları”, “Gezerek Gördüklerim” gibi döneminin fikir atmosferini çok etkileyen ve bugün de tarihçinin zevkle okuduğu seyahatnameler onun kaleminin gücünü gösterir. Hiç şüphesiz ki “Çankaya”, “Atatürk’ün Bana Anlattıkları” gibi post mortem (ölümünden sonra) yayımlanmış gözlem ve değerlendirmeleri her türlü düşünce sahibinin mutlaka okuması gereken kitaplardır.

Falih Rıfkı bir dönemin yazarıydı. Türkçesi, üslubu ve lügatiyle bir itidal ve lezzeti temsil ederdi. Fikirlerinin ise 20 ve 21’inci yüzyıla uygun olduğunu göstermiştir. Ölümünden evvelki yıllarda Türk solu ile kişileri hedef almadan (buna tenezzül etmiyordu galiba) çok mücadele eder ve Adalet Partisi’ni desteklerdi. Ama ona Adalet Partisi’nin ideologu demek de mümkün değildi. Yusuf Ziya Ortaç, Bedii Faik ve Orhan Seyfi gibi özgün bir cumhuriyetçi ve batıcı ekolün yazarlarının başında yer alırdı.

Basında hayranı ve muarızı çoktur ama 40 yıldır hâlâ beğenilen ve okunulan bir yazardır. Şu sıralarda da gene okunanlardan oldu. Türk basın tarihinin çok kalıcı bir portresi olduğunu belirtmeye lüzum yok.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 11.03.2012)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.