25 Mart 2012

Eski Nevruzlarda lastik yakmak yoktu


İran medeniyetine özgü olan Nevruz gibi gelenekleri benimsemek hoştur ama bizimmiş gibi sahip çıkmanın anlamı yok.

Bu sene çok uzun ve yorucu bir kış geçirdik, dolayısıyla baharı büyük hasretle karşılayacağımız malum. Tam da 21 Mart’ta bahar kendini aniden gösterdi. Geleneksel toplumlarda da yıldönümünün manası budur; gündüz ve gece eşitleniyor ve tabiat canlanıyor. Nevruz bizim ülkede ise siyasi gösteri ve lastik yakma törenine dönüştü, tabii ki eski Nevruzlarda lastik yoktu.

Nevruzun hem isim hem de muhteva olarak geleneklerle, toplum ve devlet hayatıyla bağdaşması İran medeniyetine özgüdür. Bütün civar halklar yani Kafkasya ve Orta Asya da Nevruz’u İranlılardan öğrenmiştir. Bazı çokbilmişler Mısır’da ‘balık bayramı’ da denen şu günlerdeki bahar bayramını İran tesirine bağlıyorlar ama İran’ın firavunlar Mısır’ını fethinden ve yönetiminden çok önceleri eski Mısırlılar bu bayramı kutlardı. Geçen binlerce seneye rağmen Mısırlılar oturur, aile fertleriyle bir arada balık yer, sonra aile mezarlarını ziyaret ederek bu bayramı kutlar; tıpkı firavunlar devrinde olduğu gibi. Bu eski medeniyetin bahar bayramının İran Nevruz’u ile gerçi paralelliği vardır ama aynı şey değildir.

İranlı olmayan halklar bir demirci efsanesi ekledi
Nevruz menkıbe olarak Dahhak denen kan içici canavar bir devin kendisine kurban diye verilen gençleri yemesi ve ona karşı İran’ın kahraman hükümdarının direnmesidir. Nevruz, Cemşid’in güneş gibi parlayan yüzüyle de aynileştirilir. Gerçekten de eski İran’da Nevruz kutlamalarının zirvesi şehinşahın tahtına geçmesi ve temyiz görevini yerine getirmesi, birtakım davaları çözmesiyle ilgilidir. Ahamenişler hanedanından beri bu böyle bilinir.

Nevruz’da tabiat canlanır ve yıl başlar. Yani İran’ın yılbaşısıdır. Bugünün takvime ve hayata geçecek kadar değişiklik getirmesi Asya’nın ve hele Anadolu’nun Türk halkı arasında söz konusu değildir. Ama Nevruz ve benzeri bayramlar Türkler arasında da kutlanır. Şu sıra İran’da her evde ‘heftsin’ (yedi s) diye ifade edilen, ‘s’ harfi ile başlayan yiyecek ve eşyalar bir masaya dizilir (mesela elma / sib). Bunların arasında ‘sebz’ yani yeşillik için çimlendirilen bakliyat, buğday da ayrıca bir tepsi ile sofraya konur. Bir sikke (altın veya gümüş) vardır ve eski adetlere binaen bir ayna ve İslami devirde de Zerdüştlük kutsal metinlerinin yerini alan Kur’an da aynı şekilde... Aile 13 gün boyu muhafaza edilen bu kutsal sofranın etrafında toplanır. Sülalenin ölmüşlerinin ruhlarının da eve geldiğine inanılır ve çerağ (ışık) yakılır. Mezarlıkla başlayan ziyaretler yaşayanlar arasında devam eder. Ferverdin ayında Tanrı’nın 36 günde dünyayı yaratıp işi tamamladığına inanıldığından o gün dinlendiğine inanılır. Tabii insanlar da dinlenir. Modern İran 20 gün boyu oradan oraya gezer, geziler yurtdışına da taşar, çarşı pazar canlanır. Evler tıpkı Yahudilerin Pesah’ta (Fısıh bayramı) yaptığı gibi baştan ayağa temizlenir.

Orta Asya’daki Türk haklarının da Nevruz’u benzer adetlerle ama daha mütevazı kutladığı görülür. İranlı olmayan halklar Nevruz geleneğinin ve menkıbelerinin içine bir demirci efsanesi karıştırırlar, mesela Ergenekon’da demir dağın eritilmesi ya da Kürtlerin demirci Kawa gibi...

Her halukarda bugünkü İran’da Nevruz çok kendine özgü, kutlanışı bir sanat eseri olan ve İran’ın bütün halklarını birleştiren bayramlardan biridir. Bu gibi ananeleri benimsemek hoştur ama bizim diye sahip çıkmanın anlamı yoktur. İranlılar Kurban ve Ramazan bayramlarını uzun boylu kutlamazlar, onlar için bayram Nevruz’dur. Şimdi bazıları bizde de Nevruz’un tatil olmasını istiyor; daha neler? Acaba biraz da çalışmayı denesek nasıl olur?

İlber Ortaylı
(Milliyet, 25.03.2012)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.