08 Nisan 2012

Tanıyanlar onu hep özleyecek

Neslişah Sultan sadece güzelliği ve bilgililiği ile dikkat çekmiyordu. O aynı zamanda çok zeki bir insanın olgunluğuna sahipti.

Osmanlı hanedanının resmen son üyesi sıfatını taşıyan Neslişah Sultan 3 Nisan’da Aşiyan’a defnedildi. Aşiyan hanedan üyelerinin defnedildiği bir mezarlık ve türbe değildir, Neslişah Sultan ve daha önce annesi Sabiha Sultan bir türbeye ve hanedan mezarlığına gömülmek istemediklerini vasiyet etmişlerdi. Ölümünden bir hafta önce dahi oğlu Prens Abbas’ın Mısır’dan getirdiği notları ve gazeteleri okuduğunu biliyoruz. Neslişah Sultan Ortadoğu ülkelerini birtakım uzmanlarımız gibi İngilizce kaynaklardan değil, oranın medyasından ve sözlü bilgilerden takip etmeyi yeğlerdi. Zaten dünyayı izlemek için iletişim imkanları çok genişti. Fransızca, İngilizce ve Arapça bunların başında gelirdi. Bütün bu dil bilgisine rağmen Türkçe’yi en klasik biçimiyle kullandığını ama yeni Türkçe karşısında da bocalamadığını belirtmeliyiz. Halife Abdülmecid’in ve padişah VI. Mehmed’in torunu sanat ve musikiyi fevkalade iyi bilen, Avrupa’daki üst çevrelerin hayranlığını kazanmış, bu seçkinlerin kendisiyle dost olmak için çabaladıkları bir kişilikti.

En önemlisi evdeki adaptı
Sürgüne gittikleri Mart 1924’ten beri Osmanlı ailesi ve hanedan mensupları cumhuriyet aleyhinde siyasi dernek kurmak, yayın yoluyla veya sözlü olarak propaganda yapmak gibi faaliyetlerde bulunmamıştır, bu çok açıktır. Sürgündeki halife Abdülmecid’in de sonraki hanedan reislerinin bu konuda aile üyelerini denetlediği açıktır. Devlet varlığına saygı, Osmanlıların ortak düsturuydu.

Neslişah Sultan ‘sultan’ olarak doğdu, doğumu topla ilan edildi, hanedan defterine kaydedildi, tebliğ-i resmi ile birlikte az miktarda altın sikke onun için basıldı. 3 yaşında uzun bir sürgüne çıkan küçük prenses Nice’te büyüdü. Özel ve pahalı okullara gittiği söylenemez; Cumhuriyet Fransa’sının herkese sunduğu nitelikli eğitimden hakkıyla yararlandı. Mükemmel Fransızca, İngilizce öğrendiği gibi coğrafya, tarih ve botanik bilgisi fevkaladeydi. Sportmendi. Yaklaşan savaş ve Fransa’daki ekonomik sıkıntılardan olmalı ki ailecek Osmanoğulları’nın kalabalık olarak bulunduğu Mısır’a göç ettiler. Halife Abdülmecid Fransa’da kaldı; bir daha torunlarını, gelinini ve oğlunu göremedi. Ağustos 1944’te Amerikalılar ve General Lercler çarpışarak Paris’e girerken Boulogne Ormanı’nın kıyısında oturan halifenin kalp krizi geçirdiği biliniyor. Uzun müddet Paris camiinin mahzeninde muhafaza edilen naaşı nihayet Medine’ye defnedildi.

(Neslişah Sultan, 1947)

Neslişah Sultan ve iki kız kardeşi Hanzade ve Necla sultanlar üç Mısırlı prens ile evlendi. Neslişah Sultan’ın zevci Prens Abdülmunim o sırada Mısır veliahdıydı. İşgalci İngilizler malum entrikalarından biriyle taht üzerindeki hakkını gasbettiler ve ortaya Kral Fuad sonra da oğlu Kral Faruk çıktı.

Mısır’ın yüksek cemiyetinde ve saray çevrelerinde sivrilmek öyle kolay bir şey olmamalıdır; Nil’in fakirleştirdiği fellah kalabalıkları yanında çok zenginleşen insanlar da vardı. Okur-yazar olmayanın yanında bir tezat olarak çok bilgili zümre de... Mehmet Ali’nin soyu Mısır’a modern matbaa tekniklerini, okulları, Avrupa’da bursla talebe okutmayı, batı tipi musiki operayı, resim ve müzeciliği daha 19’uncu asırda getirmişlerdi. Sanat ve edebiyattan anlayan, bilgili bir burjuvazi vardı. Genç Neslişah Sultan sadece azameti ve güzelliği ile değil, bildiği diller ve geniş kültürü ve sporculuğuyla da hayranlık kazandı. Ama asıl önemlisi evde görülen adap olmalıdır; Kral Faruk dahil herkesle mesafeliydiler.

Savaş yıllarında Mısır adeta dünyaydı; hem eski tarih hem de yaşanan günler itibarıyla genç prenses dünyayı çok iyi öğrendi. Savaş bitince de zevci Prens Abdulmunim ile birlikte Avrupa gezileri başladı. Bir şark prensesinin ve hatta diplomatının zevklerinin ötesinde bilgiliydiler. Bayreuth’ta Wagner opera temsillerinin müdavimiydiler. Furtwaengler ve Boskovski onunla dostluk kurmaktan onur duydu. Hatta bir gün Neslişah Sultan Furtwaengler’in konserine kapılar kapandığı için girememiş, Boskovski onu Fidelce operasına eşlik eden orkestranın arka sıralarına oturtmuş, Furtweangler orkestranın arka sırasında prensesi görünce gülümseyerek üvertürün ikinci bölümüne geçmiş. Komplo ve darbecilik ithamı 1947’de sürgünden sonra ilk defa olarak Mısır veliahtının eşi sıfatıyla ve diplomatik pasaport ile Türkiye’ye girdi. Dış politikanın gerekleri, sürgün kanununun üstündeydi; hatta İsmet Paşa nazikâne ikameti uzatabileceklerini bildirtmiş. Hanedana karşı iki uçta davranan bir Türkiye gördüğünü söylüyordu. Ama alkışlayanlar ve saygı gösterenlerin daha candan ve kalabalık olduğu anlaşılıyor. Türkler monarşiyi istiyor değildir ama tarihlerine saygılı ve onunla barışık bir toplumdur.


Ortadoğu dünyası II. Dünya Savaşı’ndan sonra sıkıntılı bir döneme girdi, tarihin son önemli bir göçüyle Yahudi devleti kurulmuştu. Arap devletleri birleşerek İsrail devletini ortadan kaldırmayı ve Yahudi nüfusu sürmeyi planladılar. İmkanlarını ölçememişlerdi. Savaş bütün Arap devletleri için çok hazin bir sonuçla bitti; yenilginin vebali mevcut düzende ve Arap monarşilerinde arandı. Hiçbir ülkede seçimle iktidar değiştirecek bir yapı yoktu. Darbeler çağı başladı. Mısır’daki subayların başında General Necib vardı. Ve işgalci İngiltere’ye karşı Amerika, bilhassa oradaki büyükelçi genç subayları destekliyordu. General Necib doğrusu daha ılımlı görünüyordu. Onun ve eşinin Neslişah Sultan’a saygısı ve sempatisi vardı.

Ne var ki darbecilerin iç çatışması da başladı. Cemal Abdülnasır, Necib’i safdışı etti, radikalizm ve halk dalkavukluğu başladı. Neslişah Sultan ve zevci Prens Abdulmunim komplo ve beynelmilel bir darbecilikle suçlanıyordu, sıkıntılı bir dönem başladı; idam cezası söz konusuydu. Galiba daha çok Fransa’nın arabuluculuğu ve ısrarı ile cunta onların sürgüne gitmelerine razı oldu. Zaten Neslişah Sultan’ın savunması mükemmelin üstündeydi. Bu hükme dosyayı inceleyerek veya bir yerde okuyarak varmış değilim, dosyayı okuyan ve bu şekilde değerlendiren bizim ceza avukatlarından Deniz Ketenci’dir.

Osmanlı tarihini inceledi
1952’de hanedanın kadın üyeleri için af çıkmıştı, sürüldükleri Avrupa’dan artık ara sıra Türkiye’ye gelebiliyorlardı. Nihayet 1963’te İstanbul’a yerleşmeye karar verdiler. Vatandaşlık işlemleri sıkıcı ve tatsız, etrafta ilişkilerde aşırı dikkatliydiler. Ama İstanbul Neslişah Sultan’a sıcak bir ilgi ve saygı gösterdi. Üç kız kardeşin zarafeti ve bilgisi herkesi büyülemişti. Çetin Altan’ın bu yıllarda nefis Türkçesiyle üç sultan kız kardeşin güzellik ve azametini tasvir ettiğini hatırlıyorum. Akşam gazetesinde veya başka bir yerde olabilir (Yazı bulunamadı, yazarın kendisi de dosyalamamış).

Hayranlık kadar kıskançlığın da etrafta gezindiğine şüphe yoktu. Neslişah Sultan’ın politikadan çok uzak durduğu açıktı. Bu yüzden gazetelerden de şiddetle uzak duruyordu. Bununla birlikte yaz tatillerini geçirdiği teyze kızı son padişahın ve son sadrazamın torunu Hümeyra Hanımsultan’ın Kuşadası’ndaki Kısmet Oteli Avrupa aristokratlarının uğrak yeri haline gelmişti.

Neslişah Sultan umumi bilgisindeki ayrıntılarla dikkati çekerdi. Herhangi bir mineralin adını hem Osmanlıca hem de Avrupa dillerindeki karşılığı ile bildiği yetmezmiş gibi çıkartıldığı coğrafyayı da anında söylerdi. Bu kör bir ezberciliğin değil, merakın ve sistematik bir bilgi birikiminin sonucuydu. Hiç tartışmasız tarihi olayları birbirine bağlardı. Kronoloji ve şecereyle verdiği tarihi bilgiler 18’inci yüzyıl Rusya’sını da içerirdi, firavunlar Mısır’ını da... Osmanlı saray tarihini uzmanlar kadar merakla incelemişti. Politikadaki yorumları itidal ve denge örneğiydi. Çok yaşayan, çok gören, en entrikacı muhitleri bile gözleyen, çok zeki bir insanın olgunluğuna sahipti.

İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Ama kendisini tanıyan kaç kuşak insan onu yaşamları boyu özleyecektir. Hakkında çıkan yazı kitapların belge bakımından en zengin ve derli toplusu Murat Bardakçı’nındır. Bu kitap kısmen onun anılarından dikte ettiği bir eser sayılmalıdır.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 08.04.2012)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.