21 Nisan 2012

"Yakın Tarihin Gerçekleri"nden alıntılar - 2: Son padişahın hazin öyküsü

(Sultan Vahideddin'in Şam'daki Mimar Sinan eseri olan Süleymaniye Camii'ndeki mezarı.)

Sultan Vahideddin ayın 17'sinde 11 kişiyle İstanbul'dan ayrılıyor. Doktoru Reşat Paşa, yaveri, yakın damatlardan biri, sekreteri, Harem ağalarından biri, oğlu Ertuğrul Efendi yanında olan isimlerden bazıları... Peki cebinde ne var padişahın? Hemen hemen hiçbir şey yok. Kendi altınları, yüzükleri, kasasındaki değerli eşyalar; eş ve kızlarından hiç kimseye de bir şey almıyor. İşin özü maalesef bir çanta dolusu eşyayla vatanını terk ediyor. Yanındaki bu küçük mal varlığı hiç de fazla bir meblağ olmamasına rağmen kendisi maalesef onu da doğru dürüst harcamayı bilmiyor. Parayı maiyetindeki insanlardan bir tanesi alıyor ve Monte Carlo'da kumar oynayarak kaybediyor...

Özetle padişah sefaletin tam sınırında... Bundan sonra zaten bilindiği üzere 5 sene kadar daha yaşayacaktır. Babadan kalma bir hastalığı vardır: verem. Anormal derecede sigara içer. Verem olması hasebiyle zaten çürük olan ciğerlerine rağmen çok fazla sigara içmeye devam etmesinden de anlaşılacağı üzere çok uzun yaşamamıştır. Son torunu Necla Sultan'ın doğduğu kendisine tebşir edildiğinde vefat ediyor. Artık müjdeye de dayanacak hali yok. Ardından alacaklılar hücum ediyor. 26 yaşında sürgün olarak babasının yanına gelen Sabiha Sultan küpelerini yollayarak cenazeyi hacizden kurtarıyor. Bu sefer de nereye gömüleceği konusu dert oluyor. Damadı Şehzade Ömer Faruk Efendi kurşun tabut içinde naaşı alarak Beyrut'a getiriyor. Beyrut'ta bir devlet reisi olarak ihtiramla karşılanıyor. Ardından Şam'da da aynı şekilde bir tören vuku buluyor. Bu esnada Suriye cumhur reisi (Ömer Nami Efendi'nin babası Sultan Abdülhamid'in damadı) Ahmet Nami Bey idi. O gereken ihtiramı gösteriyor. Vahideddin, Şam'da Mimar Sinan'ın eseri olan Süleymaniye Camii'nde hazireye gömülüyor. Kendisinin mezarı hala burada bulunmaktadır. İşte bir hazin hikaye de bu şekilde noktalanıyor.

Türk-Müslüman düşüncesinde sosyolojik olarak Cevdet Paşa'nın ifade ettiği gibi "Devlet vahyin eseridir.". Yani Müslümanlara, insanlara verilen ilahi aklın kabul ettiği bir organizasyondur. Onun için her zaman devleti mukaddes bilirler. O fakr u zarurette hazineye el sürmemeleri bunun göstergesidir. Bu çok önemli, üzerinde durulması gereken bir husustur. Siyasi amaç için devlet ve millet kurumlarını yıpratmak Osmanlı imparatorluk geleneğinde de, millet anlayışında da yoktur.

İlber Ortaylı
(Yakın Tarihin Gerçekleri, Timaş Yayınları
Nisan 2012, İstanbul, Sf. 69-70-71.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.