28 Mayıs 2012

Kayzer ve sultan


Bizans geleneğinde kayzer Tanrı'nın doğrudan temsilcisi sayılırdı ve kayzerin sarayı tebassı için adeta bir tapınaktı. Aynı şekilde, ortaçağ boyunca, hatta 18.yüzyılın ortalarına kadar kimi Avrupa ve Asya hükümdarları, kendilerinden mucize beklenen bir kişi, bir çeşit tanrıydı. Osmanlı halkının sultanları böylesine yücelttiği söylenemez. Nitekim, Hıristiyan Avrupa hükümdarları, birer "güneş=tanrı" olarak görülürken (örneğin XIV. Louis, Le Roi-Soleil, tahta geçişi 1643), Osmanlı sultanlarının kendilerine -eski bir geleneğin devamı olarak- ilk bakışta daha "mütevazı" bir sıfatı, "tanrının gölgesi"ni (zillullah) yakıştırmışlardı. Bu noktada kral/sultan halkın başında bir idareciden ziyade bir koruyucudur; geleneksel toplum insanının hükümdara -kendisini hiç görmemiş olsa da- maddi ve manevi açıdan bağlı oluşu hükümdarın varlığının sürekliliğini sağlar.

Hakan T.Karateke
(Padişahım Çok Yaşa!, Osmanlı Devletinin Son Yüz Yılında Merasimler,
Kitap Yayınevi, Mart 2004, İstanbul Sf: 218.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.