24 Haziran 2012

Harem Sergisi’nde gezmek...

Taraf’ta imzasız bir yazı okudum. Harem-i Hümâyûn sergisi üzerindeki sükût-u hayalinden bahsediyor. Sükût-u hayalin nedenleri açık; herhalde hayatın eğlence ile güzel kızlar arasında geçmesi, bunlar arasındaki keskin rekabet veya cinayetlere varan komplolar, o günlerde de bu gibi söylentiler olurdu. III. Mehmed 18 kardeşini boğdurduğu zaman “30 nefer” gebe cariyeyi boğup denize attılar gibi. III. Murad devrinde Harem halkının sayısında bir artış vardı; padişah öldüğü vakit eski saraya gönderilen haseki, gözde ve onların yakın hizmetlileri kalabalık bir kervan tutmuş. Kuşkusuz 17. asırda da idam edilen birkaç şehzade oldu, gerçi bu artık kural değildi. 19. Asrın başında da III. Selim katledildi, II. Mahmud canını zor kurtarıp tahta çıktı ve ardından IV. Mustafa idam edildi. Her şeye rağmen popüler tarih bilgisizliğinin çerçevesi dışında Harem’in kendine özgü hayatı ve kültürü vardır. İnzibatı hadımağalarının elindedir. Bunu Afrika’dan daha çok Sudan’ın güneyinden avlanarak esircilerin eline düşen ve yukarı Mısır’daki Kopt manastırlarında rahipler tarafından ameliyat edilen (Rahipler bu ameliyatı kendilerine de uygularlar) hadımağalar, inzibatı temin ederdi. Harem’deki günlük hesap ve yazışmaları da usta ve kalfa ünvanlı Harem’in kadın memurları götürürdü.
(Kahve ve çubuk içen kadın gravürü)

Harem’de eğitim uzun süreli ve her halükarda sıkıcıydı. Vitrinin birinde kızların hüsnü hat çalışmaları, meşk ve okunanlar yer alır. Dışarıda rastlanmayacak kadar mükemmel nakış örnekleri vardı. Sabah ezanıyla kalkılıp, yatsı ile yatılan pek de öyle renkli bir hayatın olmadığı yerdi. Haftanın belli gününde bayram ve ramazanlarda musiki de olurdu, karagöz perdesi de kurulurdu, eğlenceler de olurdu. Harem’deki bu hayatın amacı, Osmanlı seçkin sınıfına eğitilmiş eş yetiştirmekti. Enderun halkının paraleliydi. Bu sıkıcı gerçeklerin dışında daha renkli ve dürtücü olayların sergilenmesi beklenemez. Elbette ki her saray hatta her ev gibi Harem’in tarihinde de üzücü ve dehşetengiz olaylar vardır, ama bir sergide kurallar ve gündelik olağanlık sergilenir. Osmanlı Harem’i büyük şehir İstanbul’a ve etraftaki önemli şehirlerin mahallerine gelin olarak gelen yani saraydan çırağ edilen “saraylı hanım” denilen kişileri hediye etmiştir. Bunlar kendi usul ve âdeti, dikiş ve nakışları, konuşma üslubları ve hatta yazılarıyla etraflarındaki kadınları tatlı-sert bir biçimde hizaya getirmekte de çok etkili olmuşlardır. Çizgi dışı Harem’i anlamak için bu olağan Harem’i bilmemiz gerekir. Harem üzerindeki oryantalist fanteziler veya popüler “muhabbetler” bir şeyler öğrenmeye ve sarayı kavramaya yeterli olmuyor. Ekim ortalarına kadar açık kalacak sergimizin amacı budur.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 24.06.2012)

1 yorum:

  1. Anladığım kadarıyla Telesiyej'in (imzasız demek yerine Telesiyej mahlaslı da denilebilirdi.) itirazı serginin içeriği ile birlikte daha çok serginin sunuş biçimine. Yazısının başlığı da zaten "Beklenti fazla yüksek tutulduğundan Harem Sergisi hayal kırıklığı yaratıyor." şeklinde.

    Ayrıca Telesiyej'in yazısı dikkatli okunduğunda yazarın "oryantalist fanteziler" veya "popüler muhabbetler"den hallice bilgi sahibi olduğu da anlaşılabilir.

    Bence İlber Hoca; Telesiyej'in yazısında eleştirdiği hususları (serginin sunuşu, organizasyon, çağdaş sergi mantık ve düzenlemesi vb.) cevaplamamış, hatta bunun yerine biraz kuru bir ukalalık yapmış gibi duruyor.

    Tarafta çıkan "imzasız" yazıyı okumak isteyenler için bu linklerin verilmesinin de yerinde olduğunu düşünmekteyim:

    http://t24.com.tr/haber/beklenti-fazla-yuksek-tutuldugundan-harem-sergisi-hayal-kirikligi-yaratiyor/206717

    http://www.taraf.com.tr/telesiyej/makale-beklenti-fazla-yuksek-tutuldugundan-harem.htm

    YanıtlaSil

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.