29 Kasım 2012

"Tarih, büyük laf..."

Gizlenen Tarihimiz ismi her ne kadar iddialı olsa da, 4 yıl önce karar verirken bu isme yakışacak paylaşımlar yapmayı istemiştim. Şimdi bakıyorum, fakir blogumda 1100'den fazla yazı birikmiş, 1 milyondan fazla ziyarete ulaşılmış. Takdir de, tenkit de hep seviyeli olmuş. Bu yolculukta bazen yazarlığıyla katkı sağlayan, bazen de önerileriyle ufkumu açan dostlarım oldu, olmaya da devam edecektir. Önce onlara sonra da siz kıymetli blog okuyucularına, gösterdiğiniz bu lütuf sebebiyle teşekkür ederim. Hiçbir kurum vb. ile doğrudan ilişkisi olmayan Gizlenen Tarihimiz, "kendi bildiği" yolda ama doğru bildiği şekilde ilerlemeye devam edecektir. Elbette sizlerin katkıları ve varlığıyla.

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

İbn Battuta'nın dilinden Orhan Gâzi

(İbn Battuta'nın temsili portresi)

Bursa'nun hâkimi Osmancık oğlu İhtiyarü'd-din Sultan Orhan Beğ'dir... Bu hükümdar, Türkmen padişahlarının en ulusu olduğu kadar, toprak, asker ve varlık bakımından da onların en üstünü bulunmaktadır. Hâkimi olduğu yüz kadar kale vardır ki, çoğu zamanını bunları dolaşmakla geçirir ve her kalede bir süre kalarak durumlarını anlamak, noksanlarını tamamlamakla meşgul olur. Denildiğine göre, hiçbir şehirde, hiçbir suretle bir aydan fazla oturmaz, aralıksız olarak kâfirlerle savaşı sürdürür, onların kalelerini bir bir kuşatarak ellerinden alırdı... Ben kendisiyle bu şehirde [İznik'te] karşılaştım ve pek çok ihsanlarına nâil oldum.

İbn Battuta
(İbn Battuta Seyahatnâmesi'nden Seçmeler,
İstanbul, 1971, MEB 1000 Temel Eser dizisi, sf.45)

Kabul

Osmanlı vezir-i azamı, bir Avrupalı heyeti kabul ediyor.

28 Kasım 2012

Çin Hazineleri, Topkapı Sarayı'nda

Türkiye ve Çin arasındaki kültürel ve tarihsel farkların pekişmesi adına 2012 yılında yapılan etkinliklerden bir yenisi de Topkapı Sarayı'nda. Has Ahırlar bölümünde açılan "Çin Hazineleri Sergisi"nde Yasak Şehir Müzesi, Şanghai Müzesi ve Gin Shihuang Müzesi'nden 101 eser bulunuyor. Sergi 20 Şubat 2013 tarihine kadar sürecek.

27 Kasım 2012

Zamandışı bir eser: Selimiye Camii

Selimiye Camii'nin sarsılmaz mükemmeliyeti, onun zamandışı bir eser olmasından gelir; o nesneleri (eşyayı) saf eş zamanlılık içinde görmeye kışkırtır bizi; zaman onda sükûna kalbolmuştur; küre küp haline dönmüştür; ân mekâna serilmiştir. İşte İslâm mimarisinin ana teması budur.

Titus Burckhardt
(Art of Islam: Language and Meaning, London, 1976,
World of Islam Festival Trust, s.157)

Hilmi Yavuz, Tarihçi Kitabevi'nde

Hilmi Yavuz, Edebiyat ve Tarih konulu söyleşisiyle, 01 Aralık 2012 Cumartesi saat 15.00’da Tarihçi Kitabevi'nde. İletişim bilgileri için tıklayınız.

Hilmi Yavuz
Şiire lise yıllarında başlayan Hilmi Yavuz’un ilk şiirleri, Kabataş Erkek Lisesi Edebiyat Öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği, özgün, yoğun ve yetkin bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan damıtılmış şiirle kendine özgü bir sözcük dağarcığı ve şiir dili geliştirdi. Halen, Zaman gazetesinde kültür yazıları yazmaya ve Bilkent Üniversitesi, Türk Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya devam etmektedir.

Çok sayıdaki eserlerinden bazıları;
Bakış Kuşu (1969), Bedreddin Üzerine Şiirler (1975), Doğu Şiirleri(1977), Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize (1989, toplu şiirler), Gülün Ustası Yoktur (1993, toplu şiirler 1), Erguvan Şiirler (1993, toplu şiirler 2), Yolculuk şiirleri (2001), Hurufi şiirler ( 2004), Büyü'sün Yaz (2006) ; Felsefe ve Ulusal Kültür (1975), Denemeler Karşı Denemeler (1988) , İstanbul Yazıları (1991), İstanbul'u dinliyorum (1992), İnsanlar, Mekanlar, Yolculuklar (1999), Budalalığın Keşfi (2002), Kara Güneş ( 2003), Sözün Gücü ( 2003) Yüzler ve İzler ( 2006).

Aldığı Ödüllerden bazıları;
1978 Yeditepe Şiir Armağanı, 1987 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, 2004 Şili Cumhurbaşkanlığı Şeref Madalyası (Pablo Neruda’nın 100. doğum yıldönümü dolayısıyla).

Mostar


MostarDGA Productions.

25 Kasım 2012

Devletin bekâsı

‎"17 kasım 1922. Sabah namazından sonra devletin bekâsı için dua ediliyor, birazdan Vahdeddin Efendi İngiliz zırhlısına binecek. Büyük babam son Şeyhülislam Nuri Efendi duayı yönetiyor. Bir çağ kapanıyor, bir çağ açılıyor. Sultan Vahdeddin, Şeyhülislam Mehmed Nuri Medeni Efendi ve son sadrazam Tevfik Paşa ile birlikte." 

Feza Lochner

Haydarîler ve Hülâgu

(Bir Haydarî, Nicolas de Nicolay'dan)

Belhî'nin zamanında Kalenderler Şâm'daki tep sapkın derviş grubu değildi. Kente 655/1257'de Haydariler geldi. Önü açık rahat cüppeler (feracîye) ve yüksek börkler (tartûr) giyerlerdi; sakallarını keser, bıyıklarını ise bırakırlardı. Bu âdet, söylendiğine göre, İsmaîlîlerin elinde tutsakken kendisini ele geçirenlerce sakalı traş edilen şeyhleri Haydar'ın örneğinden geliyormuş. Avniye mahallesinde onlar için bir tekke yapılmıştı.

Haydarîlerin Şâm'a geldiği aynı on yıl içinde, Haleb'in kuzeydoğusu Harrân'da bir grup Kalender görüldü. Bunlar 658/1259-60 yılında ünlü bilgin Nasîreddîn'in (ö. 672/1274) eşlik ettiği Moğol hükümdarı Hülâgu'nun huzuruna çıktılar. Hülâgu bu adamların kim olduğunu öğrenmek istiyordu. Nasîreddîn'in "[Bunlar] bu dünyanın artıklarıdır" kısa ve açık yanıtı, Kalenderlerin Hülâgu'nun buyruğuyla idam edilmeleri için yetmişti.

Ahmet T.Karamustafa
(Tanrının Kuraltanımaz Kulları, YKY,
İstanbul, Mayıs 2007, Çev: Ruşen Sezer, sf. 66)

Derviş ve "ölmeden önce ölmek"

Derviş, ölümü gönüllü olarak seçen ve "ölmeden önce ölen" bir kişiydi. Hadis (Hz.Muhammed'in sözü) olduğu söylenen mûtû kable en temûtû "ölmeden önce ölünüz" cümlesi bu tutum için peygamber onayı sağlıyordu. Yasal olarak derviş kendini ölü bir kişi konumunda görürdü. O, bu kanının kesin olarak ciddi olduğunu fiziksel olarak mezarlıklarda kalarak sık sık gösterirdi. Bundan çıkan sonuç, anlamlı bir biçimde, dervişin toplumsal ve hukukî kurallara bağlı olmadığı idi. Kurallar, açık toplumsal saygınlıklı "tüzel kişilere" uygulanırdı. Toplum sınırlarını darmadağın etmiş olarak dervişin toplumsal bir rolü yoktu.
...
Temel ileti her zaman aynıydı: derviş, toplumsal geçmişinden mutlak olarak kopmak, geleceğini de aşırı bir zühd aracılığı ile yalnızca Tanrıya bağlamak zorundaydı.

Ahmet T.Karamustafa
(Tanrının Kuraltanımaz Kulları, YKY,
İstanbul, Mayıs 2007, Çev: Ruşen Sezer, sf. 31)

Osmanlı'da İstanbul dervişleri

"Yeni Türkçe kelimeler doğru getirilmiş ise bir zenginliktir, kullanalım."

- Bu saatten sonra Latin harflerinden vazgeçmek kimse için mümkün değil. Aslında lüzum da yok. Garip uygulamalardan vazgeçiniz, yeter. Gökten yağan kar ile tüccarın kârını birbirine karıştıran şapka uygulamalarından, “meyve sebze hali” ile hükümdarın tahttan indirilmesini ifade eden “hal”i ve durumumuzu niteleyen “hâl”i birbirine karıştıracak vurguları kaldırmayın, yeter.

- Yeni Türkçe kelimeler doğru getirilmiş ise bir zenginliktir, kullanalım; bunun için Osmanlıca lügati temizlemenin hiçbir anlamı yok. Yeni harflerle de bu zengin lügati pekâlâ yazabilirsiniz. Osmanlıca lügatten bucak bucak kaçanların okumuşu cahili, bileni bilmeyenin her fırsatta İngilizce veya Fransızca kullanmaya kalkması hem de yanlış kullanması hiç gerekmiyor.

- Halil İnalcık hocanın bir röportajında da tekrarladığı üzere bir saatlik konuşmasında 30 tane yabancı kelime kullanan bakan bile var. Haydi konuşmayı anladık, yazana ne buyrulur. İngilizcenin hücumundan doğan hercümerci önleminin yolu harf devrimini tekrar sıygaya çekmek değildir; bunun imkânsızlığı bir yana yanlıştır.

- Türk milleti çalışmak ve hâline göre harcamak dururken miras bırakmadan ölen dedesi ve babasından şikâyet eden müflis ve sefil adamlar gibi oldu. Arap harfleri dediğiniz Çince değildir. Avrupa’da Alman ve Macar üniversitelerinde Türkoloji’ye başlayan gençler eski harflerle metinleri daha birinci dönemde, ilk bir ayda okuyabiliyorlar. Oralarda bunu gözledim. Moskova Üniversitesi’nde kendim öğrettim. Öğrenmeyenler bizim gençlerdir. Hatta ilgili fakültelerdekiler de buna dâhildir.

- İmam-Hatip öğrencisi Osmanlıca okuyamıyor, belki de okumuyor. Yeni kurulan sosyal bilimler liselerinden biraz ümidim var. İnşallah oradaki gelişim ve heveskâr çocukların da önü kesilmez. Türkiye halkı mecbur edilmeden Osmanlı metinlerini okumaya teşvik edilmelidir ve öğrenmelidirler.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 25.11.2012)

24 Kasım 2012

Osmanlı Esirleri Belgeseli

Sibirya yollarında yaya olarak, at arabalarıyla, trenlerle binlerce kilometrelik yolculuklarda çekilen çileler, Mısır, İsrail, Filistin ve Irak'tan Hindistan ve Burma'ya uzanan yol hikayeleri...

Yayın: NTV,
Tarih: 24 Kasım 2012
Saat: 18.10

22 Kasım 2012

Balkan Savaşı'nda Neden Bozguna Uğradık?

Bir seferberlik olsa olsa ancak bu kadar karışık ve kötü olabilirdi. - Ali İhsan Sabis

Düşman karşısında, tarihi günler yaşandığı zaman, askerî vazifenin, vatana layık şekilde yerine getirilmesi için gösterilen gayretlerin, bu kadar ağır ve kötü değerlendirildiğini görmek, vicdan sahibi olan kişiler için huzur vesilesi değildir. [...] Ağır ithamlarda bulunmak ve buna cüret göstermek kolaydır. Bunun kadar kolay olmayan bir şey varsa o da iğnelemeden hakikate hizmet etmektir. Bu satırlar, bu hizmeti yerine getirmeye yeterli olmuşsa ne âlâ! - Ali Fethi Okyar

Görüyorum ki yalan yanlış birtakım fikirler, makaleler ve eleştiriler yayımlanmaya başlandı. Bu eser de bunlardan biri olacaksa da doğru, sağlam bir karar alarak bozguna uğramamızın sebeplerini anlamak için, bu kolordunun savaşın başından sonuna kadar bütün harekâtını anlatayım da herkes şüpheden kurtulsun ve kitaptaki bu hikâyeleri okuyarak kararı kendi versin. Eleştiriyi kendi yapsın da ötekinin berikinin fikriyle geçinmesin, yanlış vadilerde dedikodu yapmasın!... İşte sizi düşünmeye, değerlendirmeye sevk etmek ve karar vermek üzere yazılan bu kitap, amacına ulaşırsa bahtiyardır, mesuttur. - Ömer Zeki Çobanoğlu

Detaylı bilgi ve satın almak için:
http://www.alfakitap.com/kitap.asp?kitapID=5366

18 Kasım 2012

Son padişahın ülkeyi terki...

Son padişah VI.Mehmed Vahddeddin, 90 yıl önce 17 Kasım 1922'de ülkeyi terk etti. Okuduklarımız bize gösteriyor ki hem ülkeyi terk etmesi isabetli bir karardı ve sonrasında cumhuriyete yönelik hiçbir olumsuz girişimde bulunmaması bir gerçekti. İlber Ortaylı bugünkü köşe yazısında kısa bir bölümü bu konuya ayırmış, okumak için tıklayınız.

Son klasik Roma imparatoru; Justinian

"Çalışkanlığıyla ün salan imparator Justinian fırtınalı ve ilginç bir hayat yaşadı. Bu ilginç İstanbullunun şehrimize bıraktığı en büyük eser, kendisinden sonra daha 1000 yıl geçilemeyecek büyük Ayasofya’dır." diyor İlber Ortaylı. Bugünkü köşe yazısında Justinian'ı kısa ve öz biçimde anlatmış hocamız, şuradan okuyoruz.

17 Kasım 2012

İstanbul Kitap Fuarı'ndan notlar

- Çocuk kitaplarına ilgi çok fazla. Kitap sevgisini erken kazandırmak kadar güzeli olamaz.

- Tarih kitaplarına ilgi gittikçe artıyor. Genci de yaşlısı da kitap ve yayınevi seçiminde çok titiz.

- Dergâh Yayınları'ndan kitap aldığınızda size hediye kitap da veriliyor. İsmi gibi sıcak, samimi.

- Türk Tarih Kurumu'na gönülden tebrikler. Tüm kitaplarında %50 indirim var, müthiş hizmet.

Fuardan döndükten sonraki o tatlı yorgunluk, kitapları inceleme ve yerleştirme telaşı... Çay bile daha güzel bu akşam.

https://twitter.com/YagizGonuler

İstanbul Kitap Fuarı yarın başlıyor

31.İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı yarın başlıyor. 25 Kasım 2012'ye kadar sürecek fuarda yurt içinden ve yurt dışından yüzlerce yayınevi yer alacak, kitaplar indirimli fiyatlarıyla satılacak ve birçok yazarın imza günleri yapılacak. Tüm kitapseverlerin, kütüphanelerini dolduracakları ve hatta sevdiklerine de kitap alacakları güzel fuar günleri diliyor, özellikle tarih severlerin fuara ciddiyetle yaklaşmasını öneriyorum.

16 Kasım 2012

Gazze'de Osmanlı askerleri

Birinci Dünya Savaşı'nda Gazze'yi İngilizlere karşı savunan Osmanlı askerleri, 1917.

Kaynak@Adem_Kocal

12 Kasım 2012

"Her Zaman"dan notlar (12.11.2012):
II.Abdülhamid'den arda kalanlar


Programda II.Abdülhamid'den arda kalanlar konuşuldu, aldığım notlardan bazılarını paylaşıyorum.

- Hal edilen ve sürgüne gönderilen padişahın, hanımlarının elinden bile özel eşyaları alınmıştı. Yıldız Sarayı adeta yağmalanmıştır.

- Fevkalade savaştan çekinmiştir. Bu bir meziyettir.

- Dökülen bir ordu falan yoktur ama ordu iyi de değildir.

- II.Abdülhamid ile birlikte İngiliz dostluğunun yerini Alman dostluğu almıştır.

- Hilafeti çok iyi kullanan bir padişahtır.

- Okullar, demiyolları, idadiler, maliye o dönemden kalmıştır.

- Polisiye meraklısıdır.

- Batıda olanı buraya getirmeye çalışmıştır.

- Alaturkadan ziyade alafrangaya düşkündür.

- Şehzadeliğinde Mehmed Vahdeddin Efendi'yi sevmiştir.

- 31 Mart Vakası'nda orduyu, Hareket Ordusu'na kırdırmamıştır. Bu padişahların genel özelliğidir, mukadderatçılıktan dolayı boyun eğmişlerdir.

- Spor yapmıştır, veremden çok korkmuştur.

- Tarih, hukuk ve ekonomi okumuştur.

- Hazine-i Hassa konusunda Arzu Terzi'nin kitabı ve Murat Bardakçı'nın "Son Osmanlılar"ı okunabilir. Arzu Terzi'nin kitabı daha teferruatlıdır.

- Sınıflar üstü bir marangozdur. Şeriye Sicilleri arşivinde öyle bir icadı vardır ki, siciller asla tozlanmazlar. 16. yüzyıldan kalma siciller korunmuştur. Japon mühendisler bu icat karşısında parmağını ısırmıştır.

- Özel hayatı çok yoğun değildi. Gözdesi yoktu çünkü buna vakti yoktu.

- Valide Sultan ile her gün öğle yemeği yerdi.

- Ayşe Sultan hatıralarında "Babam benimle uzun uzun konuşurdu" diyor ama bu mümkün değildir çünkü öyle bir adet yoktur. Eski ailelerde özellikle aristokrasilerde çocuklarla ilgilenmek güç ve sınırlıdır.

"Her Zaman"

Mehmet Barlas ve İlber Ortaylı, her Pazartesi 22.15’te "Her Zaman"da buluşuyor ve tarihe, popüler konulara geçmiş perspektifinden bakıyorlar. Kaçırmamanızı öneririm. Ara sıra programdan notlarımı da blogda paylaşacağım.

11 Kasım 2012

Silahdar, Çuhadar ve Kilercibaşı

Silahdar: Osmanlı padişahının kılıç muhafızıdır. Buyruk özetlerinin aktarılması gibi önemli ve mahrem görevlere hizmet eder. Törenlerde padişahın sağında gider.

Çuhadar: Sadrazam ve vezirlerin yanında çalışıp, evrak iletmeyle mektup taşıma gibi görevlere hizmet eden kişidir. Aynı zamanda padişahın giyeceklerine de bakmakla yükümlüdür.

Kilercibaşı: Mutfak işlerinin karşılanmasında görevlidir. Padişaha sofrada hizmet etmenin dışında mutfakla sofra arasındaki düzenlemelerden de sorumludur.

Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa

Osmanlı Devleti'nde paşa unvanını alan tek kadın olan Emine Valide Paşa, Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın annesidir. Konu hakkında bir yazı okumak için tıklayınız.

"Dua edin 100 yaşını göreyim"

Yaşayan en büyük tarihçimiz Halil İnalcık ile geçtiğimiz pazar günü Samet Altıntaş ve Sevim Şentürk harika bir röportaj gerçekleştirmişti. Bazı önemli alıntıları paylaşıp, sizi okumaya davet ediyorum.

"Anayasa meselemiz bir an önce hallolmalı. Yeni anayasa Türkiye için dönüm noktası. 1998’de tevcih edilen TBMM Onur Ödülü töreninde ‘Anayasa, bir an evvel değişmelidir.’ dedim. Bizim anayasamız yamalı bohçaya benzer, içinde her şey var. Hâlbuki anayasalar, ana kanunları halletmeli. Devletin ana prensiplerini tespit etmeli. Eğer böyle teferruata kaçarsak daima mesele çıkar. Türkiye’de anayasanın kendisi bir mesele. Amerikan anayasasında temel prensipler, hep aynıdır. Yazılacak olan metin anayasa olmalı, yasalar mecmuası değil. Her etnisite, her anayasada kendi emniyetini bulur. Ekonomik gelişmeyi devam ettirmeliyiz. Türkiye’nin geleceği her şeyden önemli."

"Kültür sahibi olmak isteyen insanlar, İngilizce, Fransızca kelimeler kullanıyor. Buna şiddetle karşıyım. Bu, Türk kültürü ve diline ihanettir. Münevver görünmek için yabancı kelimeler bol bol kullanılıyor. Geçenlerde bir bakanı dinledim. Bir saatte 30 tane yabancı kelime kullandı. Bu züppelik Tanzimat ile başladı. Ömer Seyfeddin, Refik Halid gibi isimlerin Türkçesini devam ettiremedik."

"Klasik müzik dinlerim. Mozart’ı, Haydn’ı çok severim, saatlerce dinlerim. Geniş bir müzik arşivim var. Klasik Türk müziği, Avrupa klasik müziği kadar büyük bir sanattır. Ama yeni müzik pespaye. Kalp yarası diyorlar. Aşk ile yara birleşir mi? Ne kadar korkunç... Klasik Türk müziğini de bozdular. Bunların başında da Münir Nurettin gelir. Zeki Müren’e ise tahammül edemem. Safiye Ayla’yı, Behiye Aksoy’u çok severim..."

"Tam bir tarihçi olmak çok güçtür. Bugünün tarihçileri hikâye anlatıyor. İyi tarihçi olmak için evvela altı dil öğrenilecek. Arapça, Farsça, Osmanlıca divan dili ile Fransızca, Almanca, İngilizcenin ileri seviyede bilinmesi lazım. Yoksa Avrupalı tarihçilerle boy ölçüşülemez. Ama ben ölçüştüm. Beş akademi beni üye seçti. Düşünebiliyor musunuz? Kendi adamlarını bırakıp; bu fakiri üye seçiyorlar. Makale yazarken arşive ve sağlam vesikalara dayanıyorum. Zaman ve mekân içinde toplumun hayatına tarih denir. Bunun için bir tarihçi sosyoloji, ekonomi, kültür, coğrafya, her şeyi bilmeli. İmajinasyon ve üslup için bir tarihçi olarak edebiyat bilmemin çok faydası oldu bana."

09 Kasım 2012

"Büyük Dünya Tarihi" başlıyor

Mezopotamya’nın ilk sakinlerinden, Mısır ve Babil’in harikalarına... Fransız Devrimi’nden Sanayi Devrimi’ne, dünyayı şekillendirenlerin hikayesi. 'Büyük Dünya Tarihi' 17 Kasım Cumartesi günü saat 22.00'de NTV'de.

70 bin yıllık insanlık tarihine şahitlik etmek için geri sayım başladı. Zamanın içinden geçerek, dünyanın bir ucundan diğer ucuna insanlık tarihinin dönüm noktalarını gözler önüne seren BBC'nin büyük bütçeli mega yapımı, tarihe yön veren uygarlıkları, savaşları, icatları, keşifleri dramatik canlandırmalarla film gibi anlatıyor.

İnsanları, onların beslendikleri medeniyetleri, kültürleri, tarih içinde yaşadıkları başarıları gelişim ve değişimleri anlatan BBC imzalı, 2012 yapımı Büyük Dünya Tarihi, tarihin arka bahçelerinde gizli aşk hikayelerinin, süikastlerin, tıp alanında gerçekleşen devrimlerin ve medeniyetleri yerle bir eden doğa olaylarının dünya tarihini nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.

İnsanlık tarihinin 70 bin yılına hayat veren belgesel dizisi, izleyiciyi büyük şahsiyetlerin yaşadığı, büyük olayların meydana geldiği yerlere, tarihin büyük destanlarına götüren bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Detaylı bilgi ve program için: NTVMSNBC

07 Kasım 2012

Kemal Karpat'tan yeni kitap:
Kısa Türkiye Tarihi (1800-2012)

"Avrupa’da yaşanan değişim rüzgarları... XIX. yüzyılda ve XX. yüzyıl başlarında yaşanan sosyal ve ekonomik değişimlere Osmanlıların ayak uydurma çabaları; yeni bir ordu Nizam-ı Cedid, Tanzimat Fermanı ve daha nice ıslahat çalışmaları... İmparatorluğun çok-uluslu yapısı ve milliyetçilik akımıyla beraber gelen çözülme... Tüm bu gelişmelerin ardından başlatılan bir modernleşme hareketi ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlıların küllerinden doğan yeni bir “Türk” ulusu ve Milli Mücadele’nin getirdiği Cumhuriyet...

Cumhuriyet’le birlikte literatürümüze giren demokrasi ve laiklik kavramları, çalkantılı seçim dönemleri, Tek Parti döneminin ardından gelen Çok Partili Hayata Geçiş sürecinde ortaya çıkan muhalefet partileri, yeni anayasalar ve seçimlerle örülü bir Türk demokrasi tarihi ve iki askerî darbe, üç muhtıra, yedi darbe girişiminden oluşan bir Kısa Türkiye Tarihi okuması...

Hepsi Prof. Dr. Kemal H. Karpat'ın değerli kaleminden!"

İncelemek ve satın almak için:
timas.com.tr/kitaplar/tarih/inceleme-arastirma/kisa-turkiye-tarihi.aspx

V.Murad'ın kuşanamadan tahttan indiği kılıcı

Kaynak: Adem Koçal

05 Kasım 2012

İki kitap önerisi


Fanny Davis - Osmanlı Hanımı: ykykultur.com.tr/kitap/osmanli-hanimi
Ahmet T.Karamustafa - Tanrının Kuraltanımaz Kulları: ykykultur.com.tr/kitap/tanrinin-kuraltanimaz-kullari

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.