29 Nisan 2013

Cemil Meriç'ten: Demokrasi - 2

Atinalı senatörlerin toplandığı yer, Pnyx
Hristiyanlığa göre, her otoritenin kaynağı Tanrı’dır. İslâmiyet her otorite Tanrı’dan gelir demekle kalmaz, Tanrı’nın dışında otorite yoktur, der. Hükmeden Tanrı’dır, bu hakimiyet devredilemez. Tanrı her cismanî şefi, otorite ile doğrudan doğruya teçhiz eder. Şef, seçimle gelse de, durum değişmez. Yani Tanrı’nınkinin dışında gerçek bir cismanî otorite yoktur. Vardır demek, Tanrı’ya şerik koşmak olur. Şef, Tanrı’nın aletidir sadece. Halk, geniş bir tenkit hakkına sahiptir. Hükümet tasarruflarını istediği gibi eleştirir, ama onlara itaat etmekte devam eder. İslâmiyette her türlü istibdada, ahkâm-ı Kuraniye dışındaki her türlü keyfîliğe isyan etmek için birçok yollar vardır. Hak esastır.

İnsanlar doğuştan eşittirler, çünkü kuldurlar, fanidirler. Menfî bir eşitlik bu, hiçbir değer belirtmez. Sonra iman sayesinde yeni bir eşitlik kazanır, kardeş olurlar. Rabbin lütuflarından aynı ölçüde faydalanacaklardır: hukukî ve müspet bir eşitlik.

Kitap sahibi kavimler, İslâmın üstünlüğünü kabul etmek ve ona cizye ödemek şartıyla hudutlu fakat garantili bir hakka layık görülürler. Bu himaye ümmetin bir civanmertliğidir. Bir nevi misafirperverlik. Himaye edilenlerin daha az vazifeleri vardır, onun için hakları da daha azdır. Dinlerini devam ettirebilir, kendi kanunlarını uygulayabilirler.

Putperestlerin camiada yeri yoktur. Ama müslümanlar zaman zaman onları da korumuşlardır. Her kâfir veya putperest İslâmiyeti kabul eder etmez, misak’a dahil olur. İslâm cihanşümul bir dindir, bütün insanlara hitap eder. Kast da tanımaz, gerçek müslüman nazarında sosyal sınıf diye bir şey olamaz. Servet veya mevki ciddi bir değer taşımaz, her Müslüman her Müslümana eşittir.

Teşriî magister (emr) Kuran’ındır. Kazaî magister (fıkıh) bütün müminlerindir. Kuranî okur, ezberler ve ona göre hareketlerini ayarlarlar. Bir de icra kuvveti (hükm) var: hem medeni, hem dinî. Hükm, yalnız Allah’ındır. Bir aracı tarafından (şef) yürütülür. Bu şefin ne kazaî , ne teşriî bir gücü vardır.

Vatandaşlığı yapan kan ve toprak birliği değil, inanç birliği. Ümmetin avrupa dillerinde karşılığı yok. Hem siyasî hem dinî bir bağ bu. Kuran hem bir ibadet kitabı hem bir anayasa. Kuran’ın muhatabı bütün insanlıktır. Müslüman camiası milletlerüstü bir topluluk değil, dünyada yaşamak hakkına sahip tek “millet”tir. Fıkha göre her Müslüman bulunduğu herhangi bir Müslüman ülkenin vatandaşıdır. (Bkz. L.Gardet, La Cité Musulmane, Vrin, 1969).

Görüyoruz ki, İslâmiyetin anahtar-kavramı, eşitlik. Bu bir amaç değil, bir hak. Hürriyet, eşitliğin bir başka adı veya görünüşü. Sınıf kabul etmeyen bir dinde imtiyaz kabul etmeyen bir dinde kimin kime karşı hürriyeti? Batı, hürriyeti bir hata işleme hakkı olarak tanımlıyor. Müslümanın böyle bir hakkı yoktur. Çünkü o ebedi hakikatın, yegâne hakikatın, cihanşümul hakikatın emrindedir.

Gardet haklı: İslamiyet bir nomokrasidir. Batının fethe çalıştığı eşitliği, çoktan gerçekleştirmiş; fikir hürriyetin insanı insana saldırtan bir tecavüz silâhı olarak değil, bir ikaz bir irşad vasıtası olarak kabul etmiştir. Belki gerçek demokrasinin ta kendisidir İslamiyet. Ama Batı’nınkinden çok başka bir ruh ikliminde gelişen, çok başka meseleleri olan bir demokrasi.

Cemil Meriç
(Hisar Dergisi Sayı 98, Şubat 1972)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.