17 Ağustos 2013

İsmet Özel: Mısırlaşma, Patatesleşme, Domatesleşme, Hıyarlaşma (V)

Kral Faruk sürgünde. Yıl 1953.Yer İtalya’nın Kapri adası.
Yanında karısı Neriman, kucağında altı aylık bebek iken
kral ilân edilen oğlu II. Fuad.
Türkiye’de Türk aramanın ne mânâ ifade ettiği üzerine kafa yorabiliriz; yormalıyız. Peki, Mısır’da arayabileceğimiz birileri var mı? Orada kimi, kimleri arayacağız? Mısır’da kimleri bulursak işimiz düzene girer? İnsanlığa Fellâhlar mı, Kıptîler mi, Arnavut numarası yapan krallar mı siyanet edecek? Nerenin neresi Türkiye? Nerenin neresi Mısır?
...
Şunu kafanıza iyice yerleştirin ki, eğer 1945 yılından itibaren azar azar ve safha safha bir ABD müstemlekesi (Veya bir ABD lekesi) haline çevrilmiş olan Avrupa müktesebatının Asya tehlikesinden masun kılınması Türkiye-İsrail-Mısır hilâlinin kenetlenmiş himmetine bırakılmışsa Dünya Sistemi’nin bütün umutları suya Türkiye’den bir Türk çıktığı taktirde düşecek. Türkiye’nin İstiklâl Marşı Derneği’nce temsil edilen muhtemel yeni yönü modernliği allak bullak edecek. Türkiye’den bir Türk çıkacak olursa ülke insanının zerzevat muamelesine maruz bırakılmasının nihayetini göreceğiz nihayet. Diğer iki ülkenin neye uğradıklarının değil de sadece Türkiye’den bir Türk çıkıp çıkmayacağının merak edilmesinin sebebi İsrail’den ve Mısır’dan planı bozacak bir şeyin çıkmasının imkânsızlığıdır. İsrail’den ve Mısır’dan Dünya Sistemi’nin hegemonyasını tehdit edecek bir şey, bir alternatif çıkmayacaktır. İsrail’in ve Mısır’ın yapısı Dünya Sistemi dediğimiz hegemonya düzeninin bir kısmını, birer kısmını aksettirir. Türk toprakları ise bir şekilde Dünya Sistemi’ne uyarlanmak istenen alanı kapsar. Hiçkimse adaptasyonun başarısı hakkında kesin konuşamaz. Bu “maddi” vakıanın ötesinde, İsrail’in ve Mısır’ın ahalisi bileğinin hakkıyla vatan edinmiş değillerdir. Her iki ülkeyi de siyaseten Dünya Sistemi’nin işleyiş cilvesi doğurmuştur. İsrail’e siyasi hüviyet kazandıranın “vaad edilmiş topraklar” teranesinden başka bir şey olduğunu kimse iddia edemez. Bu bakımdan Mısır’ın vaziyeti İsrail’den daha kötüdür. Mısır’a herhangi bir siyasi hüviyetle hayat bulmuş bir ülke diyemeyiz. Mısır bir “beled” olarak, kime şikâr olduysa siyasi hüviyetini ona ibraz ederek neş’esini bulanların beledidir.
...
Faik olan Türkiye’dir. Çünkü Türkiye diye sakız çiğnemeden oruç tutmuş Türkün İstiklâl Harbi vererek vatanlaştırdığı toprak parçasına denmiştir. Hayrın makbul olanı afişe edilmeden yapılmış olanıdır. Bu yönüyle de Türkiye hâlâ kâfirlere kâbus yaşatmaktadır. Halbuki, nasıl bazı kimseler yollarını sakız çiğneye çiğneye oruç tutuş rahatlığı içinde bulduysa, aynı kimseler yaptıkları her işten öylece kazançlı çıkageldi. Utkun tutkulular. Bu kimselere modern dünyanın ilericileri denildi. Hepsi ömürlerini kazanç temin ettikleri yolda ilerleyip tüketti. Onların ilericiliği hergün toplum hayatının nifak sayesinde biraz daha sıhhate kavuşacağı inancını güçlendirdi. Galebe çalmaktan gelen haklılıkları her çağda, her kültür atmosferinde allanıp pullandı.
...
Asıl hatırda tutmamız gereken gâvurların her hâl-ü kârda gâvur kaldıklarıdır. Üstelik işlerin iyi gâvur, kötü gâvur ayrımıyla görülüşü de gâvurluğun dahilinde kaldığını bilmeliyiz. Müslim ve bilhassa Türk olarak dünya ehlinden bir kimseye herhangi bir şeyin neden ehven olduğunu ispat etme mecburiyeti altında olmasak da, bahsimiz Türkiye’nin Mısırlaşması, Mısır’ın Türkiyeleşmesi olunca oğlunun Çetin Altan’dan para dilendiği Mehmet Akif’i anmadan geçecek olursak hiç kimseye hiçbir şey anlatabilmiş sayılmayız. İstiklâl Marşı şairi modern Cumhuriyet Türkiyesinden modern monarşik idare altındaki Mısır’a “Ben vatan haini miyim ki, peşime polis takıyorlar...” diye diye gitmişti.

İsmet Özel, 17 Ağustos 2013
Tamamı içinhttp://www.istiklalmarsidernegi.org.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.