24 Ağustos 2013

İsmet Özel: Mısırlaşma, Patatesleşme, Domatesleşme, Hıyarlaşma (VI)

Napolyon Mısır'da.
Jean-Léon Gérôme, 1863.
Tesis edildiği günden bu güne Mısır’daki şöhretli El- Ezher’in meşguliyeti kimlere hizmet yolunda gitti? Bunun kat’î bir cevabı olarak “İslâm’a! Mü’minlere!” deme cesareti gösterir bir hödüğe rastlayacak olursam, onun alnını karışlarım.
...
Bahane muktedirin uydurduğu bir şeydir. Kurt kuzuyu mideye indirmek gayesiyle bahane uydurur. Napoleon Bonapart Mısır’a hâkim olmak üzere harekete geçtiğinde “Biz gerçek Müslümanlar...” demekten geri durmadı. Mazeret, tebadan birinin metbu mevkiindeki birine kabul ettirmek istediğidir. Hukuk nazariyatı “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” esasıyla işler halde tutulur. Bu esas Türkiye’de “İslâm’ı bilmemek mazeret sayılmaz” şekline sokulmuş ve yürürlüğe bilinemeyecek bir İslâm sokulmuştur. İsrail’de bahaneyi mutaassıplara ürettirirler, reformistlerin mazeretleri kabul görür.
...
İşin doğrusu öyledir ki, Mısır antik çağdan beri, Türkiye Osmanlı Devleti’nin harbe sürüklenip batırıldığı 1918’den beri, İsrail 1948’de kendini devlet ilân edişinden beri hem bünyevî, hem de mahvî istikrarsızlık acısı çekmektedir. İstikrarsızlığın modern versiyonunu Mısır’a dayatan Napoleon ve Kavalalı gibi o ülkenin mahallî dilini gerek lâfzen ve gerekse mânâ itibariyle konuşmaktan âciz idarecileridir. Türkiye’de modern istikrarsızlık Turgut Özal sonrasında sıcak para vasıtasıyla kuvveden fiile yumuşak geçiş yaptı. Aynı istikrarsızlık bugün mahirane bir abrakadabrayla iktidara oynuyor. Globalizmin hangi sahada olursa olsun uğrayacağı herhangi bir dereceden istikrarsızlık İsrail’in istikrarsızlığı olacaktır. Eğer son 200 senedir ne yaptıysa yapıp kendine mahsus istikrar görüngüsü edinebilmiş Türkiye bir şekilde İsrail ve Mısır seviyesindeki istikrarsızlık algısına konu edilebilirse her üç ülkenin de üstünde bir yönetimin ihdası kolaylaşır. Dünya Sistemi’nin şişkin gündeminde bir madde.
...
Dünya Sistemi lordlarının rayları Türkiye’nin m(M)ısırlaşması, Mısır’ın Türkiyeleşmesi istikametinde döşedikleri tren garının İsrail olarak sabitlendiği bu günlerde hain oldukları kadar gâfil, gaflete düştükleri nispette ihanet batağına saplanan nefretâmiz kimselere “İslâm nerede?” sualini tevcih etmeliyiz. Türkiye’nin, İsrail’in Mısır’ın İslâm neresinde? Rasul-i Ekremden aldığımız agâh olma emrine uyma derdinde isek meşguliyet sahamızı işgal eden bunca ıvır zıvır nemize?
...
Neye başlayacak veya neye devam edeceksek şuursuzluğun İslâm’a açılan bir kapı bulamayacağı bilgisiyle başlamak veya devam etmek mecburiyetindeyiz. Bizi buna icbar eden nedir? Kendimize avunmayı ve oyalanmayı yakıştırmıyorsak bir mecburiyetten haberdar olmuşuzdur. Avunmada ve oyalanmada cebir yok. Şuurumuzla iktisab ettik ki, ne Müslümanlığımızın, ne de Türklüğümüzün düşkünlüğü azdıran avutucu, oyalayıcı renkli tablolarla bir ilişiği vardır. Müslümanlara tarih içinde İslâm’a düşman her değişimi İslâmî gerekçelerle kabul ettirdiklerini, giderek yutturduklarını akıldan çıkarmak yangına körükle gitmektir. Kabul ettirenler kimlerdi? Müslümanların İslâm’ın beş şartını yerine getirmesini bir sofuluk alıştırmasıymış veya bir dindarlık gösterisiymiş gibi algılayanlar canını, malını Müslüman kisvesi altına girerek kurtarmış olanlardan başkaları değildir. İslâm’ın beş şartının Türklüğün beş şartı olduğunu söylemek Müslümanların İslâm’la aldatılmaları karşısında alınmış bir tedbirdir.

İsmet Özel, 24 Ağustos 2013
Tamamı içinhttp://ww.istiklalmarsidernegi.org.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.