31 Ağustos 2013

İsmet Özel: Mısırlaşma, Patatesleşme, Domatesleşme, Hıyarlaşma (VII)

II. Viyana Kuşatması, 1683. 
Ne oluyorsa birilerinin elinden çıkıyor; kendiliğinden oluveren işlerin ortasında değiliz. İşlere el koyanlar umduklarını buluyorlar mı? Asla! Hayrın da, şerrin de Allah’tan geldiğine imân etmişiz. İmanımız bizi emri bi’lmârûf nehyi anilmünker istikametinde harekete icbar ediyor. Biz bu zorlamayı itikadımız neyse ona göre ya lehimize veya aleyhimize sayarız. Mecburiyeti altında kaldığımızı felâhımız olarak anladıysak ihtiyacımız olanın bize verilmiş olduğunu da anlamışızdır. Kendimizi mecburiyetlerimizden azat etmek üzere harekete karar vermişsek hizmetimiz her türlü fesadın enine boyuna artışı yönündedir. Bilmemiz gerekiyor ki, Türkiye’nin m(M)ısırlaşması, patatesleşmesi, domatesleşmesi, hıyarlaşması yöre insanına atfedilen tabiatın müşahedesi suretiyle elimize geçen bir malumat değil, bir idare tarzının kaçınılmaz hezimetinden öğrenilendir.

Modern zamanlarda müessesevî devlet dolabının adına Osmanlı İmparatorluğu denildiğini herkes bilir; ama bu devletin Tebriz’den Viyana’ya uzanan hududunu muhkem kılan Türklerden (ünsiyetli insandan) başkası olmadığını söylemek herkesin işine gelmez. Osmanlı Devleti hangi sebeplerle Viyana’nın kuşatılmasına karar vermiş olursa olsun; şehri muhasara eden de, uğranılan başarısızlıktan zarar gören de Türklerden (müşahhas kişilerden) başkası değildi. İşin sayıya gelmeyen aslı, Türklükle Müslümanlığı birbirine kaynaştırdı. Mısır’ın ve Suriye’nin elden çıkarılmış Türk toprakları olduğu fikrine hiç uğramamış biri kaynaşıklığın ne mânâ taşıdığına akıl erdiremez. Tarihî rolle kazanılmış ve değerinden hiçbir şey kaybetmeyen bir müktesebat var. Münafıkların zihnini allak bullak eden işin aslından başka birşey değildir. İslâm’ın sarsılmaz siyasî yeri yüzünden kavuştuğu sağlamlık, onun itikadî esaslarından kuvvet alır. Allah katındaki yegâne din olarak İslâm’ın hangi siyasetin mümessili olduğunun fark edilmemesi veyahut bilerek inkâr edilmesi tarih boyunca Müslümanların İslâm’ın sözümona tefsiriyle aldatılmalarını hep kolaylaştırdı.

Eğer yaptıklarımızla küfrü tesirsiz bırakmıyor isek ibadet etmiyoruzdur. Bu demektir ki, ibadetimiz küfrün tesirine engel olacak şekilde yaptığımız herşeydir. Yaptığımız herşeyde şunun cevabını arayacağız: Bu takip etmede bulunduğumuz yolun sonu bizi küfrün zevali mânâsına götürüyor mu? Küfre geri adım attıramadıysan Müslümanlık durumun hiç parlak değil.

İsmet Özel, 31 Ağustos 2013
Tamamı içinhttp://www.istiklalmarsidernegi.org.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.