29 Ocak 2013

Çanakkale Savaşı'ndan görülmemiş fotoğraflar


Kaynakhttp://greatwarphotos.com/2013/01/24/unseen-gallipoli-images/

Galatasaray Üniversitesi'nde yangın! - 2

Galatasaray Üniversitesi'nde çıkan yangından sonra İlber Ortaylı'nın hukuk tarihi ağırlıklı kütüphanesinin, yangından sonraki durumu. Üzülmekten ve çok geçmiş olsun demekten başka ne çare gelir...

İstanbul'un Fethi: Dukas Kroniği
(1341 - 1462)

XV. Yüzyıl'daki hiçbir olay, Avrupa'dan başlayıp Asya steplerinin içine uzanan geniş coğrafyayı İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethi kadar etkilememiştir. Kalın surlara, hendeklere ve düşmanlarının korkulu rüyası alevli silahlara sahip Bizans'ın düşmesi, Hıristiyan Batı dünyasında korkunç bir travmaya sebep olurken Müslüman Doğu halkları için ise büyük bir umudun ve özgüvenin yeşermesini sağlamıştır. Bizans'ın Mavileri ve Yeşilleri çatışırken Silivri üzerinden "O'nu fethedecek komutan" gelmiştir, kuşatmıştır ve şehri almıştır. Müslüman ülkelerin başkentlerine ulaşan İstanbul'un fethi haberi sevinç ve coşku ile karşılanıp camilerin kandilleri sabaha kadar yakılırken Hırıstiyan dünyasında ise büyük bir üzüntüye ve acıya sebep olmuştur. Dukas, bu acıyı Eski Ahid'deki Yeremiya'nın Kudüs üzerine yazdığı ağıtlardan alıntı yaparak şöyle haykırır: "Ey güneş titre! Ey arz, sen de titre ve adil hâkim olan tanrının günahlarımız için neslimizi tamamen terk ettiğinden ağla ve inle! Bakışlarımızı gökyüzüne çevirmeye layık değiliz, yalnız yüzümüzü yere koyarak tanrıya hitaben, 'Adilsin ve kararların adalete dayanmaktadır!"

Çevirmen Vladimir Mirmiroğlu ise bu eseri Paris ve Bonn Milli Kütüphanelerindeki orijinal el yazmalarından karşılaştırmalı olarak yaptığı çalışmayla dilimize kazandırmıştır.

Kabalcı Yayınevi
244 sayfa, 20 TL.
*Kabalcı'dan yapacağınız alışverişlerde bu kitabı %30 indirimli alabilirsiniz.

Haydarpaşa'dan İzmir'e Tarih Söyleşileri

Prof. Dr. Zeki ArıkanTarih Söyleşileri” bağlamında üçüncüsü olan bu kitapta topladığı yazılarında hem güncel olaylara değiniyor, hem de 1940 ve sonrasında Türkiye’nin kültür hayatının temelini atan bazı aydınlarımızın çalışmalarını, hayatlarını, kişiliklerini renkli bir üslupla anlatıyor.

Köy Enstitülerinin kurucusu Hasan Âli Yücel'in başlattığı çok yönlü aydınlanma hareketiyle 1940'lı yılların Türkiye’sinin nasıl Rönesans’ın eşiğine geldiğini, Arıkan’ın yazılarında değindiği Doğan Kuban, Orhan Burian, Vedat Günyol, Şerafettin Turan, Fuat Köprülü ve öğrencileri Mustafa Akdağ, Halil İnalcık gibi aydınlanmacılardan, Köy Enstitüsü çıkışlı yazar ve şairlerden (ör. Mehmet Başaran) kavrıyor ve mutluluk duyuyoruz. O dönemde aydınlarımız tarafından üretilen eserlerin; önemli dünya yapıtlarının Türkçeye hızla kazandırılmasının, yayımlanan dergilerin (Yücel, Ufuklar gibi) Türkiye’nin kültür hayatında nasıl büyük bir değişime yol açtığını mutlulukla izlerken, bu güzel çalışmaların daha sonra nasıl yok edildiğini, karalandığını görerek sarsılıyoruz...

312 sayfa, 20 TL.
Ayrıntılı bilgi: Tarihçi Kitabevi

28 Ocak 2013

Tanpınar'dan: Eski İstanbul

İstanbul, Tophane.
Ah, eski İstanbul! İçten içe kaynaşan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtiraslarıyla, kin ve sevgileriyle, birdenbire coşan nefretleriyle, kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla, daima kızdırılmış bir kaplan gibi atılmağa, parçalanmağa hazır ocaklarıyla, tekkeleriyle, esnafıyla, o kadar parça parça, dağınık göründüğü hâlde istediği gün, sokakta, çarşıda, meydanda birdenbire birleşen, acayip ve korkunç bir mahlûk gibi halka halka büyüyen, genişleyen, okyanuslar gibi homurdanan, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan, devirip altüst eden, kadını erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir.

Ahmet Hamdi Tanpınar
(Mahur Beste, Dergah Yayınları,
10. Baskı: 
Mart 2012, sf.44)

Bir Türk Tümamirali, kaptan yardımcısı

Bir Türk kalyon kaptanı

1885'den: Harp Okulu'nda eskrim dersleri

27 Ocak 2013

1877'den: Türk mülteciler

Şumla'ya gelen Tırnovalı Türk Mülteciler.
(The Illustrated London News Sept. 1, 1877, Page 213)

Bernard Lewis ve Halil İnalcık

23 Ocak 2013

Böyleydi Osmanlı’nın Kandili

Osmanlılar, mübarek geceleri cami, tekke, çarşı ve sarayları aydınlatıp minarelerde kandiller yakarak ihya ettikleri için Sultan İkinci Selim devrinden (1566-1574) itibaren “leyalî-i mübareke” denilen beş geceye (Mevlid, Regaib, Mi’rac, Berat ve Kadir) kandil gecesi denmişti.

Mevlid kandili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) dünyaya gelişi münasebetiyle ihya edilen gecedir. Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi olan bu kandil içinde bulunduğumuz ocak ayının 23. gecesine denk gelmektedir. Osmanlı devrinde bu gece büyük camilerde muayyen bir merasim düzenlenmesi ve Süleyman Çelebi’nin Mevlid isimli kitabının güzel sesli mevlithanlar tarafından okunması devletin resmi merasimlerinden biri haline gelmişti.

Padişah ve Devlet Erkanı Mevlid Merasiminde
Bu merasim Sultanahmed Camii’nde icra edilir, padişahlar maiyetleriyle birlikte camiye gelirler ve buna da “Mevlid Alayı” denirdi. Osmanlı devrinde Sultan Üçüncü Mustafa (1757-1774) zamanında icra edilen bir mevlid alayı ve merasimi saray teşrifatçısı Akif Bey tarafından teşrifat defterine kaydedilmişti.

Akif Bey’in kaydını tuttuğu deftere göre; Rebiülevvel ayının on ikisine rastlayan o gün merasimde bulunacak olan devlet ricali camide toplanırdı. Merasime katılan her şahsın teşrifat kurallarına göre belirlenmiş, cami içerisinde oturacağı bir yer vardı. Mesela şeyhülislâm, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, İstanbul’da bulunan eyalet kadılarıyla o rütbede bulunan ilmiye ricali ve müderrisler derecelerine göre minberin solunda hünkâr mahfeline doğru yerlerini alırlardı. Vezirler ise, mihrabın sol tarafına konulan seccadelere otururlardı. Onların alt tarafı ise, yeniçeri ağası, şıkk-ı evvel defterdarı, nişancı, defter emini, kul kethüdası, reisülküttap ve benzeri mevkilerdeki devlet memurlarının yeriydi.

Sadrazam basına kallâvi ve sırtına mevsime göre erkân kürkü veya ferace giymiş olduğu halde kendisini konağından alan divan çavuşlarının önünden gelip etrafına selam vererek mihrabın önüne kendisi için konulan seccadeye otururdu. Reisülküttap ile çavuşbaşı, sadrazamın karşısında hünkâr mahfeli tarafındaki seccadelere, tezkireci ve mektupçu efendiler de geri tarafında, mahfelin altında otururlardı. Bu sırada teşrifatçı efendi ile teşrifatçı halifesi ve kesedar buhurdanlar getirip sadrazamın, şeyhülislâmın ve vezirlerin önüne koyarlardı...

Devamı için: Yedikıta Dergisi, Ocak 2013.

Osmanlı Ayasofyası

Galatasaray Üniversitesi'nde yangın!

Galatasaray Üniversitesi'nin Ortaköy kampüsünde akşam saatlerinde bir yangın çıktı. Sebebi henüz belli olmamakla birlikte çok ciddi hasarlar meydana geldi. Birçok ilçeden gelen itfaiye ekipleri hem karadan hem denizden yangını 4 saatlik bir süreden sonra söndürebildi. Bir tarih resmen kül oldu. Aşağıdaki yorumlar, üniversitede eğitimini sürdüren ve üniversite kütüphanesine 6 bin kitap bağışlamış -birçoğu artık maalesef kül- İlber Ortaylı'ya ait...
"Allah beterinden saklasın. Üç fakültenin bulunduğu bina. Dolmabahçe Sarayı’nın büyük müştemilatı. Bu yanan binada derslik yok, hocaların odaları var. Öğrenci işlerinin kayıtları var. Kayıtların dolayısıyla kopyaları mevcut. Şimdi benim orada ikinci katta hukuk fakültesinde kurduğum kütüphane var. Oradaki 6 bin kitabı da ben bağışlamıştım. Bazı kitaplar bulunabilecek belki ama bazılarının bulunması çok zor. Envanteri var elimizde, bilmiyorum bu sulama işinde, söndürme işinde ne kadarı sağlam çıkacak onu bilemiyorum. Çok, çok üzgünüz. Binanın da gayet müzeyyen işleri var kalem işi. Artık o bitti. Bu bir ahşap bina değil aslında. Bu kagir olarak yapılmış bina. Bunların ara katları ahşaptır. Çöktü zaten bina. Çok üzücü bir şey. Boğazdaki bu tarihi binaların okul olanların bilhassa böyle ardı ardına yanması çok düşündürüyor. Tekrardan okul olması lazım. Bu büyük sarayın yani Dolmabahçe Sarayı’nın ve Çırağan’ın müştemilatındadır. Tevfik Efendi Köşkü denir buraya. Yani veliaht kendisi. Gördüğünüz gibi aslında iki kattır, bir de altında bodrum katı gibi bir yer vardır. Tavan süslemeleri çok orijinaldi. Yanan üst kat harem ve selamlık dairesiydi, hukuk fakültesi katıydı. Bu 19’uncu asrın tipik bir müştemilatı, ana sarayın müştemilatından, lojman görevi görüyor hanedan üyelerine protokol sırasına göre. Uzun süre Galatasaray Üniversitesi’nin ilkokul kısmıydı, birçok insanın hayatı burada geçmiştir. Son 10 yıldır Galatasaray üniversitesi’ndeydi. Tek tesellimiz asıl, ana kütüphanenin caddenin öbür tarafında olması. Orada kütüphanemiz kurtuldu, derslikler de orada zaten. Bu ön taraftaki tarihi bina çok zor kullanılacak ama derhal restore edilip okul olarak devam etmesi lazım. Yani bu yangınların tarihi fonksiyonunu değiştirmemesi lazım."

22 Ocak 2013

Osmanlı'da bir Mevlid Kandili merasimi

17. yüzyılda D'Ohsson'un "Tableau General de L'Empire Ottoman" (Osmanlı İmparatorluğu'nun Genel Tablosu) isimli kitabı için Fransız asıllı ressam L'Espinasse'ye çizdirdiği gravürde Osmanlı döneminde Sultanahmet Camii'nde yapılan Mevlid Kandili merasiminin tasviri.

Kaynak: Yedikıta Dergisi, Ocak 2013.

21 Ocak 2013

Devir devir Osmanlı'da fes

Mevlevî Alayı

I. Dünya Savaşı'nda, gönüllü Mevlevîlerden oluşan bir Mevlevî Alayı. Cepheye giderken neylerine üfleyerek girdikleri her yere manevi bir hava katma görevini üstlenmişler.

18 Ocak 2013

Siyer-i Nebî'den minyatürler - 1


Önce Siyer-i Nebi nedir, açıklamak gerekir. Memlük sultanı Berkok'un bir Mevlevî dervişi olan Erzurumlu Yusuf'a yazmasını emrettiği Siyer-i Nebi, İslam peygamberi Hz. Muhammed'in hayatını destanî bir şekilde aktarır. 1388 yılında tamamlanır. İçindeki metinler Vakıdî'nin Arapça çalışmasına dayanır. 

III. Murad, bu eser üzerinden minyatürleştirilecek bir çalışma için emir verir. Meşhur elyazmacı Lütfi Abdullah, saray atölyesinde bu iş için görevlendirilir. Eser, III. Mehmed'in iktidarında, 16 Ocak 1595 tarihinde tamamlanır. Toplam 814 minyatür içerir ve 6 cilttir. Ciltlerden I, II ve VI. olanları Topkapı Sarayı Müzesi'ndedir. III. cilt New York Halk Kütüphanesi'nde, IV. cilt ise Dublin'deki Chester Beatty Kütüphanesi'ndedir.

Blogda minyatürlerden bazılarını yayınlayacağım. Bu ilk minyatürün konusu, Hz. Muhammed'in doğumudur.

YKY'de Osmanlıca seminerleri başlıyor

9 Eylül 1917 tarihli bir takvim yaprağı.
Osmanlı Türkçesi öğrenmek isteyenler için Yücel Demirel’in yönetiminde yürütülen Osmanlıca seminerleri 1 Şubat 2013 tarihinde başlıyor. Yeni başlayanlar veya Osmanlıca'sını geliştirmek isteyenler için açılacak kurs, Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde düzenlenecek.

Detaylı bilgi: www.ykykultur.com.tr

Sultanbeyli Belediyesi'ne tebrikler

Sultanbeyli Belediyesi Kültür Yayınları, oldukça önemli eserler yayınlamaya devam ediyor. "Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi" bu yayınlar arasında en yenisi. Coşkun Yılmaz'ın editörlüğünü yaptığı kitapta birbirinden değerli hocalar yer alıyor. Prof. Dr. Mehmet İpşirli, Prof. Dr. Vahdettin Engin, Prof. Dr. Azmi Özcan ve Prof. Dr. Zekeriya Kurşun bu isimlerden bazıları. Umarım kitaba ulaşmak kolay olur ve inceledikten sonra da blogda yazma imkanı bulurum.

15 Ocak 2013

Sultan III. Murad

Yılı ve sanatkârı belirsiz bir minyatür. Nadir görülen bir çalışma olduğu için bloga eklemek istedim.

Kapalıçarşı'da Osmanlı Kadınları


İstanbul, 1857.

10 Ocak 2013

Türkler ve ölüm

"Türkler kaza ve kaderin değişmeyeceğine ve mukadderattan kurtulmak imkanı olmadığına iman ettikleri için ölüme karşı adeta hissiz denecek kadar metanet gösterirler."

J. B. Tavernier
(Fransız Seyyah, 1605-1689)
*Kaynak: Yedikıta Dergisi, Ocak 2013, sf.80.

"Yeniçeri" adını kim koydu?

Orhan Gazi sultan olduğunda kardeşi Alâeddin Paşa şöyle demiş:

"Ey kardeşim, elhamdülillah padişah oldun. Gün be gün artan kuvvetin artmaya, askerin çoğalmaya başladı. Sen askerine hususi bir işaret yap ki diğer askerlerden ayrılsın."

Orhan Gazi de "Sen ne buyurursan öyle yapalım" demiş.

Alâeddin Paşa "Senin tarafındaki askerlerin börkleri kırmızıdır. Senin ve askerlerinin börkleri beyaz olsun. Ve hem bu askeri nefesi kuvvetli bir zata şerbetletelim" deyince Orhan Gazi Bilecik'te beyaz börkler hazırlatarak bir grup askerle birlikte Alâeddin Paşa'yla buluşmuşlar. Karahöyük'te bulunan Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerine giderek maksatlarını anlatmışlar. Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri saf duran askerlerin cihangir olması için dua etmiş, sonra tekbir getirerek sağ elini kaldırmış, askerden birini başından sırtına kadar sıvazlamış ve:

"Sırtınız yere gelmesin... Cihan durdukça şanınız anılsın, adınız "yeniçeri" olsun" diye dua etmiştir.

Selman Kılınç
(Yedikıta Dergisi, Ocak 2013, sf. 37)

Tarih dergilerinde Ocak 2013



Gerçek zamanlı II.Dünya Savaşı

1939-1945 yılları arasından bütün dünyayı etkileyen II. Dünya Savaşı'nı gerçek zamanlı olarak takip edebilirsiniz. Gün geçmiyor ki sosyal medya tarihseverleri mutlu etmesin: @RealTimeWWII

09 Ocak 2013

XI. Konstantin'in ağzından İstanbul'un fethi

Sosyal medya gün geçtikçe ilginç bir hal alıyor. Çanakkale Savaşı'nın canlı anlatımından sonra bu kez de batıdan bir yaklaşım: Son Roma İmparatoru XI. Konstantin Palaiologos'un ağzından İstanbul fethi anlatılıyor. Takip etmek için: @CryForByzantium.

07 Ocak 2013

Enver Paşa, Lenin'e Karşı

Cemal Kutay'ın bir kitap kapağı. Oldukça ilginç, dönemin hem siyasi hem ruhsal psikolojisi ortada.

Bir Alman propaganda kartpostalı

I. Dünya Savaşı'nın klasiklerinden.

Amentü gemisi nasıl yürüdü?

Tonguç Yaşar'ın Sezer Tansuğ ile birlikte hazırladığı 1970 tarihli kısa animasyon. Türkiye animasyonun öncülerinden.

05 Ocak 2013

Cahit Kayra, "Her Zaman"da

Mehmet Barlas ve İlber Ortaylı'nın birlikte hazırlayıp sundukları "Her Zaman"a Cahit Kayra konuk oluyor. "Savaş, Türkiye, Varlık Vergisi" kitabının tartışılacağı program 7 Ocak 2013 Pazartesi günü, saat 22:00'da NTV'de yayınlanacak. Konu ve kitap, oldukça önemli.

03 Ocak 2013

Kanunî 10 yılını seferlerde
36 yılını sarayda geçirdi

Kanuni Sultan Süleyman ordusunun başında Zigetvar Seferi'ne çıkarken. 

- Sultan Süleyman'ın sancağa çıktığı yetişkin şehzadeliğinden, 46 yıl süren saltanatıyla birlikte yaklaşık 55 yıllık harem hayatındaki kadınlardan sadece üçünün adı biliniyor: Mahidevran, Gülfem, Hurrem.

- Süleyman-Hurrem ikilisinin aşkını, Hurrem'in saray arşivindeki mektupları, padişahın Muhibbî mahlasıyla yazdığı şiirleri yeterince kanıtlıyor. Hurrem'in 1558'de ölümüne kadar kırk yıl kadar süren bu sevgi için, Hurrem'den çok, haremine dilediği kadar cariye alabilecek Sultan Süleyman'ı alkışlamak gerekiyor.

- O dönemde batıya yapılan seferlere iklim koşulları nedeniyle Nisan-Mayıs aylarında çıkılır, en geç Kasım'da dönülürdü.

- Özetle: Belgrad seferi 5 ay 3 gün, 1522 Rodos seferi 7 ay 13 gün, 1526 Mohaç seferi 6 ay 20 gün, 1529 Viyana seferi 6 ay 6 gün, 1532 Alman seferi 6 ay 26 gün, 1534 Irakeyn seferi 1 yıl 6 ay 27 gün, 1537 Adriyatik (Pulya) seferi 6 ay 5 gün, 1538 Kara Buğdan seferi 4 ay 19 gün, 1541 İstabur seferi 5 ay 7 gün, 1543 Usturgon seferi 5 ay 23 gün, 1548 Elkas seferi 1 yıl 8 ay 22 gün, 1553 Nahcivan seferi 1 yıl 11 ay 3 gün sürmüştür. Bu oniki seferde Kanuni'nin bulunduğu süre 9 yıl, 8 ay, 24 gündür.

- Son seferi Zigetvar'a hasta olarak 1 Mayıs 1566'da çıktı; 7 Eylül'de Zigetvar'da otağda öldü. Bu seferi 4 ay 6 gün sürmüştür. Dolayısıyla seferde geçen zamanları tam olarak 10 yıl 1 aydır.

- Yine de bir hükümdarın 10 yılını seferlerde geçirmesi azımsanamaz. Osmanlı tarihinde Kanunî kadar sefere çıkan bir başka padişah atası Fatih'tir.

Necdet Sakaoğlu
(NTV Tarih, Aralık 2012, sf.20)

Zigetvar Kuşatması

Johann Peter Krafft'ın bu tablosu 1825'de yapılmış olup Zigetvar Kuşatması'nı göstermektedir.

Matrakçı Nasuh'un Minyatürleri - 3: İstanbul

Matrakçı Nasuh tarafından 1533 yılında yapılan, İstanbul ve Galata'nın betimlemdiği minyatür.

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.