TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

26 Şubat 2013 Salı

Satılık İmparatorluk:
Varisinden altı asırlık medeniyet!

Mustafa Armağan, son kitabı "Satılık İmparatorluk"la tarihle son hesaplaşmasını yapıyor. Kitap mart ayı içinde satışta olacak. Adıyla, kapağıyla, konusuyla, oldukça etkili olacağını düşünüyorum. Notunuzu alın, kitabı da çıktığı gibi edinin. Sonra yorumları ve alıntıları da paylaşırız kısmetse.

İncelemek ve satın almak için:
timas.com.tr/kitaplar/tarih/mustafa-armagan/satilik-imparatorluk

Osmanlı İzmiri: Salepçioğlu Camii

III. Selim (1789-1807)

21 Şubat 2013 Perşembe

Okuma metinleri - 2:
Karabekir'in anıları yakılırken


Karabekir'in anıları ile günlükleri ikişer büyük cilt olarak Yapı Kredi Yayınları'nca basıldı; şimdiye kadar yayınlanmış ve yayınlanmamış olan bütün eserlerinin yayınına ise devam ediliyor.


Bugün artık satışta olmamakla birlikte Feridun Kandemir tarafından 1964 yılında yayınlanmış Kâzım Karabekir'in Yakılan Hâtırâları: Meselenin İçyüzü kitabı (bulunabilir) anıların yakılma sürecini hayli ayrıntılı ve ilk elden anlatan önemli bir kaynaktır. Tahsin Demiray'ın 1969 yılında basılan İstiklâl Harbimiz'in Müdâfaası kitabı da (bulunabilir), 1960 yılında hakkında Atatürk'ün hâtırâsına yayın yoluyla hakaretten dava açılan kitap hakkındaki iddianâmeyi ve mahkemede yapılan savunmayı içermektedir.

Cemil Koçak
(Tarihin Buğulu Aynası, Timaş Yayınları,
Ocak 2013, İstanbul, sf.204)

Ayrıca bkz:
Okuma metinleri - 1: 18 Mart'ta ne oldu?

*Parantez içindeki notlar bana aittir.

16.yy'dan bakır bir Osmanlı bakracı


Bakraç, Kanuni Sultan Süleyman döneminden.
Üzerindeki beyitin açıklaması ise şöyle:

"Eğer kadir ve salât (namaz) bilmiyorsan bela arama, yalnızlığa mahkumsun!"

Herkesin tarihi kendine!

"Herkes kendine uygun siyasi pozisyona, içinde bulunduğu politik konuma göre, inançlarına göre bir tarihçi ya da tarih ekolü bulma peşinde."

Radikal Kitap'tan Cem Erciyes, son kitabı "Tarihin Buğulu Aynası" ile efsaneleri çökerten Prof. Dr. Cemil Koçak’la günümüzde tarihe yönelik ilgiyi konuşmuşlar. Ortaya lezzetli bir röportaj çıkmış.

Şuradan okuyabilirsiniz.

19 Şubat 2013 Salı

"Kubbeyi Yere Koymamak"tan alıntılar - 1

- Dünyada hiçbir çözümlemenin ebediyen geçerli olacağını düşünmek mümkün değil.

- Modern dünyada hakikaten unutulmuş olan şey, çevre dizaynı meselesi...

- Bu yapma iradesini yönlendiren kültür temelinin yerini satılabilirlik alınca bir anda kültür meselesi gündem dışı hale geliyor. Dosdoğru kültürel kirlilik oluyor.

- Tezyinat sorunu çok ehemmiyetli. Tezyinat herhangi bir eşyanın yahut varlığın binanın üzerine ilave edilen,onu süsleyen bir parçasıdır. Tezyinilik ise yapılan işin bir ziynet,süs karakterinde olması anlamına geliyor. Tezyinilik, İslam sanatlarının genel özelliğidir.Bu insanlık tarihinde oldukça nadir rastlanan bir hadise.

- Doğayı doğa olarak korumak insanın ilk vazifesi ise, doğayı güzelleştirerek insanın doğayla bütünleşmesini sağlamak da kaçınılmaz ikinci vazifesidir. Sanıyorum ki,bu olmadan iktisat da yapılamaz, politika da.

- Şehir planları yaparak bütün ülkeyi düzenleriz zannetmek planı bir ilah gücünde tasavvur etmektir; yanılgıdır. Bu yanılgı Türk şehirlerinin içine düştüğü durumu ortaya çıkarttı. Eğer mimariyi, onu taşıyacak iktisadi ve sosyal temayül ve yönelişlerle bütünleştirememişsek, bir toplumsal bilinç haline getirememişsek onu devam ettirmek imkanımız yoktur.

- Meydana getireceğimiz biçimler insan ölçüsünde olmalıdır, insanla ezmeden, rahat ve bilinçli ilişki kurulabilmelidir. Küçük,onun için güzeldir; ’Küçük güzeldir’sloganı onun için gündeme geldi.

- Bilinci biçimler dünyasına yansıtma çabasıdır yapmak istediğim...

- İslamın gündemindeki ilkelerin en önemlisi tevhid ilkesi. İnsanın söylediğiyle yaptığının tamamen aynı olması lazım geldiği şeklindeki ilke. İnanç ile yapılan arasındaki münasebet bütünlüğünü modern İslam alemi hiçbir şekilde tesis edemiyor.

- Rönesans birkaç temel tavır ile tarif edilebilir. Bunun belki en belirgin tarafı mutlak objektif bakış açısı denebilecek bir bakış açısıdır. Rönesans resminde, bakan gözün bulunduğu noktadan ne görülüyorsa o anlatılır. Önceden kabul edilmiş hiçbir değerlendirme, bu anlatımda görüntüyü tadil etmez. Hakikatin görülenden ibaret olduğu, hatta hakikatin o anda görülen şeklinin hakikatin bütünü olduğu zannı hakim olmaktadır. Tabi bu varlığı anlamak bakımından son derece daraltıcı, kısıtlayıcı bir görüş açısıdır. Bu beraberinde birçok başka yanılgıyı da sürüklemektedir.

Turgut Cansever
(Kubbeyi Yere Koymamak, Timaş Yayınları)

Çanakkale Savaşı'nda Osmanlı askerleri
dua ederlerken

Osmanlı'da donanma talebeleri

1550'ler: Ressam Melchior Lorck

Ressam Melchior Lorck, İstanbul'u resmederken.

17 Şubat 2013 Pazar

Tarihçilerin pazar yazıları (17 Şubat 2013)

Bugünden itibaren her pazar günü, tarihçilerin köşelerinde neler yazdıklarını, haberin linkini vererek paylaşacağım. Gönül isterdi ki eskiden olduğu gibi yazıları direkt almak, ama maalesef yeni düzenlemeler ve gazetelerin uyarıları buna mani oluyor.

Her pazar günü İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Erhan Afyoncu ve Mustafa Armağan, yer aldıkları gazetelerin köşelerinde önemli konulara değiniyorlar. Bugünkü yazılarında, hafta içi gündemini ne kadar ciddi takip ettiklerini görebiliyoruz. Tarihçi böyle olmalıdır, geçmişle geleceğin bağlantısı ancak böyle kurulabilir.

İlber Ortaylı: Hoca bugünkü köşesinde Türkoloji dünyanın en başarılı tarihçilerinden Gilles Veinstein'i tanıtmış. "Örneği az görülen, ciddi tarihçilerden" demiş. İlber hoca yazısının son bölümünde ise Papa XVI. Benedictus'a değinmiş. (Link)

Murat Bardakçı: Hafta içi Arnavutluk başbakanı Seli Harişa, Türk hükümetinden milli kahramanları olan Tepedelenli Ali Paşa'nın, Silivrikapı Mezarlığı'ndaki kesik başını istemişlerdi. Ayrıca Şemseddin Sami'nin de mezarının nakli istenmişti. Murat Bardakçı araştırmacılıktaki ustalığını, yazısında konuşturmuş. (Link)

Erhan Afyoncu: Yazılarında ağırlıklı olarak bilgi üzerinde duran Erhan hoca, "Üç papalı Avrupa" başlığı altında yazısını kaleme almış. Yazının konusu, papalığın birçok defa bölündüğü, üç papanın ortaya çıktığı ve kilisenin itibarının yerlerde süründüğü dönem olmuş. (Link)

Mustafa Armağan: Papalıktaki gelişmelere tarih araştırmacısı Mustafa Armağan da sessiz kalmamış. "Vatikan'da "Yaşasın Sultan Hamid" sesleri" başlıklı yazısında çok ilginç bir gerçek var. Mustafa Armağan köşesinden de sarsmaya devam ediyor. (Link)

M. Şükrü Hanioğlu: Önemli tarihçilerimizden Şükrü hoca, "Erken Cumhuriyet ırkçılığı ve siyasi Türkçülüğün mesajı aynı idi" diyerek ilginç bir konuya değiniyor. Hararetle okunmasını tavsiye ederim. (Link)

Ayşe Hür: Popülist yaklaşımlarıyla dikkat çeken yazar, "Tanrı Dağları Kadar Türk, Hira Dağı Kadar Müslüman!" başlıklı yazısında, 1970-80 dönemi MHP'si ve Arvasi'nin koyduğu kavram üzerine eğilmiş. (Link)

16 Şubat 2013 Cumartesi

Gazi Osman Paşa Türbesi

Osman Nuri Paşa (Gazi Osman Paşa)

5 Nisan 1900 tarihinde 68 yaşında öldükten sonra, türbesini onu çok seven ve saygı duyan padişah II. Abdülhamid Han yaptırmıştır. Fatih Camii avlusuna gömülmüştür "şânı büyük" Osman Paşa...

İsmet Özel'den: Musiki ve Düşünce


Itrî dinlemekten sıkılan bir adamın Süleymaniye'nin mimarisinden tad alabileceğini mümkün sayamayız. Hâfız Post'a yaklaşamamış olan birisi Doğu medeniyetinin (daha da daraltalım: Osmanlı Medeniyetinin) övgüsünü yapıyorsa ne yaptığından habersiz bir kimsedir şüphesiz
. Basit gözlemlerle anlaşılacaktır ki, insanın bağlı olduğu ahenk hangi seviyede ise o insanın düşünme seviyesi de aynı seviye çevresindedir. Bağlı olduğu ahenk dolmuş şarkıları, gazino müziği seviyesinde olan insan dünyayı aynı seviyeden kavrayabilir. Düşünüş ve kavrayış seviyesi bu müziği yaşatacak, bu müziği devam ettirebilecek kırattadır. Böyle birinin yüksek seviyeli düşünceleri ne anlaması, ne de aktarması mümkün değildir.

Bir milleti köleleştirmenin en etkili yolu, benim bildiğim kadarıyla o millette yaşayan ahengi bayağılaştırmaktır. Dilini kaybeden düşüncesini kaybeder. Ama eğer ahengini muhafaza ediyorsa dilini yeniden ele geçirebilecek gücü toplayabilir. Ahengi bayağılaşmış olan millet düşüncesinin yeniden ele geçirilmesi gerektiği düşüncesine ulaşmakta bile güçlük çekecektir. Türkiye'de arabeskin zaferi ile bankerlerin zaferi birbirine paraleldir.

İsmet Özel
(Zor Zamanda Konuşmak,
Çıdam Yayınları, 4. baskı: 1990, sf.43-44)

15 Şubat 2013 Cuma

Limni adasının fethi

Ada; Fatih Sultan Mehmed zamanında, 1456 yılında fethedilmiş, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Topraklarımız arasından çıkış tarihi ise 21 Ekim 1912'dir.

18. yüzyıl: Osmanlı hanımlarının kahve keyfi

13 Şubat 2013 Çarşamba

Okuma metinleri - 1:
18 Mart'ta ne oldu?

Târihsel gerçeklik tartışmalarının sonu gelmez münâkaşalara dönüşmesini engelleyecek yegâne yöntem, herkesin kaynağını açık etmesidir. Sadece 18 Mart günüde olup bitenlerle ilgili olarak mesela Genelkurmay Başkanlığı'nın yayını Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi serisinin Çanakkale Cephesi Harekâtı'na (Genelkurmay Basımevi; Ankara: 1993); (üç cilt ama özet kitabı da var) bakılabilir. Yine Genelkurmay Başkanlığı'nın Thomazi'den bir tercümesi de zikre değerdir: Çanakkale Deniz Savaşı (Ankara: 1997). Yeni iki tercüme daha vardır: Victor Rudenno'nun Gelibolu: Denizden Saldırı (ODTÜ Geliştirme Vakfı Yayıncılık, Ankara: 2010) ve Hans Kannengiesser'in Çanakkale Cehenneminde 500 Alman (Arcan Prodüksiyon, İstanbul: 2010). Her mevsimde sayıları hızla artan ticâri amaçlı Çanakkale kitaplığına ise pek bel bağlamamayı öneririm.

Çanakkale ve Gelibolu savaşlarına ilişkin okunmaya değer olan Gürsel Göncü ile Şahin Aldoğan'ın Siperin Ardı Vatan (MB Yayınevi, İstanbul: 2006) kitabıdır. Görsel olarak Tolga Örnek'in Gelibolu (2005) belgeselini seyretmenizi öneririm. Çanakkale Savaşları Bibliyografyası (Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara: 2010) adı altında çok kısa süre önce yayınlanan ve 500 sayfayı aşkın ortaklaşa hazırlanmış bu kitap, sadece bu alanda binlerce kaynak olduğunu göstermesi bakımından zikre değer olmakla birlikte; diğer yandan, bir tarihçinin yalnızca tek bir konuda dahi nasıl uğraş vermesi gerektirdiğini göstermesi bakımından da iyi bir örnektir.

Cemil Koçak
(Tarihin Buğulu Aynası, Timaş Yayınları,
Ocak 2013, İstanbul, sf.59)

11 Şubat 2013 Pazartesi

İki yeni ve önemli kitap

Dünyayı hâkimiyeti altına alan güçlü bir imparatorluk olarak da anlatıldı, iktidar hırsının yuvası olarak da… Padişahların gücüne ve gaza inancına methiyeler dizilirken, diğer taraftan da taht kavgalarının ve kardeş katlinin zalimliği dilden dile dolaştı. At üstünde seferden sefere geçen bir zaferler tarihi de resmedildi, harem ve saraydan dışarı çıkılmayan bir imparatorluk hayatı da… Kanunlarıyla dünyaya örnek olduğu yazılırken, kanunsuzlukları da gerileyişine sebep olarak gösterildi. Medrese ve vakıflarıyla köklü bir imparatorluk olduğu da anlatıldı, hâkim güçlerin arasında kapana kısıldığı da...

Peki ama Osmanlı bu anlatılanlardan hangisiydi?

Tarih sahnesinden elini eteğini çoktan çekmiş bir imparatorluk olmasına rağmen hâlâ pek çok araştırmaya, tartışmaya, polemiğe, dizilere, kitaplara taşınan Osmanlılar kimdi? Osmanlı ne kadar doğru anlatıldı? Kanunları, haremi, kardeş katli meselesi ve dahası...

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin kaleminden Osmanlı dünyası, padişahları, kültür hayatı ve bir imparatorluğun insana bakışı… Ama Hangi Osmanlı’da Osmanlı’ya dair gündemde ve akıllarda kalan pek çok sorunun, tartışmanın cevabını bulacaksınız...

"Peki siz Osmanlı'yı nasıl bilirsiniz?"

Bilgi
timas.com.tr/kitaplar/tarih/osmanli-tarihi/ama-hangi-osmanli.aspx

Osmanlı İmparatorluğu’nun en zor yıllarında tahtta bulunan Sultan Vahdettin ve maiyetinde bulunan hareminin önce payitahtta ve daha sonra sürgün yeri San Remo’da neler yaşadığını Sultan’ın saraylısı Afife Rezzemaza anlatıyor. Sultan Vahdettin’in üçüncü hanımı Müveddet Kadınefendi’nin nedimesi Afife Rezzemaza bu hatıratıyla Osmanlı hareminin son günlerini anlatmakla kalmayıp günlük yaşantılarına dair birçok bilinmeyen ayrıntıya da yer veriyor. 1991’e kadar yaşayan Afife Rezzemaza, Sultan Vahdettin’de sonra akıbetleri hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz “son saraylıları” ve neler yaşadıklarını günümüze aktarıyor.

*Sultan Vahdettin, tahta nasıl geçti ve tahta geçtiğinde onu ne gibi sıkıntılar bekliyordu?
*İşgal devletleri saraya girdiğinde neler yaşandı? * Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya gidip millî hareketi nasıl başlattı?
*Sultan Vahdettin sürgüne hangi şartlarda gitti, o şartlar daha sonra nasıl değişti?
*Hanedanın sürgün yeri San Remo’da yaşantıları nasıldı?
*Sultan Vahdettin vefat ettiğinde cenazesini kimler haczetti, sonrasında bu haczi kim kaldırdı?
*Sultan Vahdettin’den sonra maiyetinin akıbeti ne oldu? Kimler nerelere gitti, neler yaşadı?

Saraydan Sürgüne kitabında bütün bu soruların cevaplarını bulacak, yakın tarihimizin en çok tartışılan /araştırılan dönemine bir de; hanedan-ı Âli Osman’a ömrünün sonuna kadar büyük bir sadakatle refakat eden, “saraylı” bir hanım gözüyle şahitlik edeceksiniz.

Bilgi: timas.com.tr/kitaplar/tarih/hatirat/hatirat/saraydan-surgune--vahdettin-in-saraylisi-anlatiyo.aspx

Kadir Mısıroğlu: Necip Fazıl'a dâir

10 Şubat 2013 Pazar

Vefatının 95. yılında
Sultan II. Abdülhamid Han anılıyor

Padişahın ölümü; II. Abdülhamid

Geçen yüzyılın sonunda Sultan Abdülhamid için yazılanlar çok farklıdır. Birbirine zıt raporların ardı kesilmez. Bizim kuşağın mekteplerde okuduğu Sultan Hamid değerlendirmesi ise bugün artık tekrarlanmıyor. Kimsenin de Sultan Hamid üzerinden spekülasyon yapmasına gerek yok. Dirayetli Türk hükümdarıydı. 10 Şubat 1918’de bundan tam 95 yıl önce Beylerbeyi Sarayı’nda vefat etti. Cenazesinde bütün devlet protokolü ve halk vardı. Birinci Harb’in sıkıntılarını yaşayan İstanbul halkı, özellikle ev kadınları onu ağıtlarla yolladılar. Devrinde İstanbul halkı yaşadığı sıkıntısız hayatı ister istemez hatırlıyordu. Tarihi değerlendirirken kayda geçmeyen bazı sesleri de hatırlamak lazım.

İlber Ortaylı
(Milliyet, 10.02.2013)