30 Ekim 2013

Timaş Yayınları'ndan yeni kitaplar

Türkiye’de kültür ve edebiyat tarihi alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. İsmail E. Erünsal, çok uzun yıllar üzerinde çalıştığı bu eserinde, orijinal ve el değmemiş sayısız arşiv malzemesi kullanmıştır. 1604-1909 tarihleri arasında, başta İstanbul olmak üzere Bursa ve Edirne’ye ait 3000 civarında mahkeme defterinin taranmasıyla elde edilen 200’e yakın sahaf terekesi yanında birçok arşiv vesikası da kullanılarak Osmanlı dönemindeki sahaflık ve kitap ticareti aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Osmanlı sahaflığının XVI. yüzyıldan itibaren yaklaşık dört asırlık tarihini inceleyen bu eser, sahaflığın Ortaçağ İslâm dünyasındaki yerini ve Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşadığı gelişme sürecini derinlemesine inceleyen ilk monografik çalışmadır. Müstakil bir meslek grubu olarak sahaflığı ilk defa ele alan bu çalışma, bünyesinde bir meslek grubu için yapılan ilk indeks denemesini de barındırmaktadır.

Osmanlı kültür hayatında sahafların yeri, sahafların kitap temin etme süreçleri, zengin bir esnaf kolu olarak sahafların ekonomik durumları, sahafların müşterileri, kitap fiyatları, kitap müzayedeleri, kitap kültürünün oluşmasında ve yaygınlaşmasında sahafların yanı sıra hattat, müstensih ve mücellidlerin rolleri, yabancılara kitap satışı gibi konuları ele alan bu kitap, Osmanlı’nın 400 yıllık karanlık kitap tarihine ışık tutmuş, kültür tarihimizin çok önemli bir eksikliğini ortadan kaldırmıştır.

Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar, kitap üretimi, kitap piyasası, kitap ticareti, ne tür kitaplar okunduğu, okuma kültürü, sahaflık mesleğini icra edenlerin ticari ve sosyal hayatları ile Osmanlı entelektüel tarihi hakkındaki sınırlı bilgilerimizi zenginleştirmiş, İslâm dünyası ve özellikle Osmanlı kültür tarihi alanında bugüne kadar bilinen birçok hükmün de değişmesini sağlamıştır. Osmanlıların okuma alışkanlıkları olmadığı, sahafların câhil ve kitaptan anlamayan kimseler oldukları ya da matbaaya karşı hattatların ciddi direniş gösterdikleri gibi peşin hükümlerin temelsiz olduğunu ortaya koymuştur.

"Artık kadın-erkek yok, artık istiklal var!"

Memleketin işgali karşısında canla başla yollara dökülen ve birkaç siyah-beyaz fotoğrafın dışında hatırlanmayan isimsiz kahramanlar… Herkesi perişan eden bir savaş ve kadın-erkek diye ayırmayan kurşunlar… Balkan Harbi’nden İstiklal Harbi’ne, Erzurum’dan Bolu’ya, İzmit’ten Bursa’ya elinde mavzer, hem erkek hem kadın askerlere kumandanlık eden, Atatürk tarafından üsteğmenlik rütbesine kadar yükseltilen bir kadın kahraman! Cephede şehit olan bir koca ve iki oğula rağmen durmayan, özgürlük uğruna kendi hayatından vazgeçen yüreği buruk bir ana; vatanını korumak için ömrünü adayan bir kayıp kahraman... Kara Fatma… Peki ama bağından bahçesinden dışarı çıkmayan bu Anadolu kadını için özgürlük nasıl bir şeydi ki ölmeye değer diye cephelere koşmuştu? Kara Fatma hangi cephelerde savaştı? Milli Mücadele’den sonra sahipsiz mi bırakıldı? Bir Rus Manastırı’na sığınmak zorunda kaldığı doğru muydu? The New York Times’da Kara Fatma’dan nasıl bahsedildi? Cepheden cepheye koşan Kara Fatma’nın şimdi mezarı nerede? İşte bizden birinin, kendi kahramanımızın örnek kahramanlık hikâyesi… Ailesinin ve çevresinin vermiş olduğu röportajlar, ilk defa gün yüzüne çıkan Darülaceze, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı arşiv kayıtları, şaşırtıcı fotoğraflar ve geçimini sağlamak için kaleme aldığı hatıratıyla birlikte efsane olmaktan çıkarıp gerçek hayata taşıdığımız Kara Fatma’ya vefa borcumuzu ödemenin şimdi tam zamanı…


Bir dünya tarihçisi: Halil İnalcık, Paranın tarihçisi: Halil Sahillioğlu, Uygulamadan kurama uzanan bir tarihçi: Mehmet Genç, İmparatorluğun tarihçisi: İlber Ortaylı 

“ …Dar anlamdaki tarihçiliği aşan; filoloji, edebiyat, kültür, bilim, müzik, sanat tarihçiliği ile ve şu anda aklıma gelmeyen değişik alt kolları ile harmanlayan; metin yayını ve tahlil gibi olmazsa olmaz bilimsel çalışmalarda herkesin uzlaştığı standartları olan, geniş ufuklu ve kuşatıcı bir Osmanlı çalışmaları sahasının son yarım yüzyılda belirgin bir şekilde gelişmesinden söz edebiliyorsak … İşte süreçte Halil İnalcık hocamızın rolü en başta zikredilmeye değer.”
Cemal Kafadar

“Bir iktisat tarihçisi olarak Halil Sahillioğlu’nu okuyanlar onun üç özelliği ile karşılaşırlar: Birincisi onun ayrıntılara verdiği önem; ikincisi yalın anlatım tarzı ve nihayet üçüncüsü tarihi olayların gerisindeki iktisadi endişeleri arayışı… Böylece ele alınan konular en ince ayrıntılarına kadar incelenirken süslü anlatım tarzına ve uzun cümlelere yer vermeyen oldukça teknik bir dil kullanılır. Sonuçta sayfalarca uzatılabilecek konular “itnâb”a yer vermeyen bir şekilde okuyucu ile buluşturulur.”
Ahmet Tabakoğlu

“Mehmet Genç “Osmanlı elitinin iktisadi hayata bakışını” veya “iktisadi politikasını yönlendiren ve anlamlandıran temel referans sistemini” üç temel taş üzerinde oturtur: İaşecilik, gelenekçilik ve fiskalizm. Mehmet Bey’in düşüncesi son yirmi, otuz yıldır Osmanlı iktisat tarihi çalışmalarına damgasını vurmuştur ve hatta klasikleşmiştir. Artık öğrencilerimiz bile imtihanlarında Osmanlı’nın iktisadi düşüncesinin [bu] üç temel taşından söz ediyorlar.”
Antony Greenwood

“İlber Ortaylı’nın eserlerinin bir hususiyeti, engin dil ve coğrafya bilgisiyle her türden ve her dilden birincil (arşiv) ve ikincil kaynakları (edebiyat eserleri de dahil) karşılaştırmalı bir şekilde kullanmayı başarabilmesidir. Bu geniş ve karşılaştırmalı kaynak kullanımıyla tarihin ve tarihçiliğin hemen her alanında ürün verebilmiştir: Diplomatik ve siyasi tarih, sosyal tarih, iktisat tarihi, şehir tarihi, teşkilat tarihi, hukuk tarihi ve kültürel tarih. Türkiye tarihçiliğindeki genel eğilimin aksine, ‘bütüncül tarih’ ya da ‘bütünlüklü tarih’ perspektifine sahiptir. Türk tarihçiliğindeki suni ayrımların ve anlamsız çekişmelerin dışındadır; bunları eleştirir. Tarihçilikte moda akımlara rağbet etmez.”
Gökhan Çetinsaya

Bu çalışma, Türk tarihçiliğinin duâyenleri Halil İnalcık, Halil Sahillioğlu, Mehmet Genç ve İlber Ortaylı’nın kişilikleri, eserleri ve tarihçilikleri hakkında; en yakın öğrencilerinin, dostlarının ve mesai arkadaşlarının görüşlerini bir araya getirerek bir ilki gerçekleştiriyor. Hem tarihseverler hem de tarihçiler için bulunmaz bir kaynak niteliği taşıyan bu kitap, Erol Özvar tarafından yayına hazırlandı.

"Üniformanızı kefen belleyin. Üniforma, yeri geldiğinde ateşten gömlek, yeri geldiğinde serin sular gibidir. Kah ateşler içinde yanarsınız pervaneler gibi, kah denize doğru gidersiniz soğuk çağlayanlar gibi..."

Kut'ül Amare'de konuşlanan İngilizler, General Towshend komutasında, Osmanlı'ya karşı koymak için tüm imkanlarını kullanıyorlardı. Arapları altınla, pirinçle kendi saflarına çekiyor, gerek içten gerekse dıştan türlü müdahalelerle Osmanlı'yı püskürtmeye çalışıyordu.Ancak Osmanlı, Kut'ül Amare'yi İngilizlere bırakmayacaktı... Çanakkale'den sonra İngilizlerin uğradığı en büyük hezimet olan, fakat bugüne kadar üzerinde çokça durulmamış Kut'ül Amare Harekâtı'nı, İsmail Bilgin'in titiz kurgusuyla soluksuz okuyacaksınız.

Tüm kitaplar hakkında detaylı bilgi için:

Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar
İsmail E. Erünsal
http://www.timas.com.tr/kitaplar/tarih/inceleme-arastirma/osmanlilarda-sahaflik-ve-sahaflar.aspx

Kara Fatma, Milli Mücadele'de Bir Kadın Üsteğmen
İlknur Bektaş
http://www.timas.com.tr/kitaplar/tarih/inceleme-arastirma/kara-fatma.aspx

Kut'ül Amare
İsmail Bilgin
http://www.timas.com.tr/kitaplar/edebiyat/roman/kut-ul-amare.aspx

Türk Tarihçiliğinde Dört Sima: Halil İnalcık, Halil Sahillioğlu, Mehmet Genç, İlber Ortaylı
Erol Özvar
http://www.timas.com.tr/kitaplar/tarih/inceleme-arastirma/turk-tarihciliginde-dort-sima--halil-inalcik,-hali.aspx

Osmanlı İmparatorluğu'nda Devlet ve Ekonomi,
9. baskısını yaptı

"Çağımızın en büyük tarihçilerinden birinin çeyrek yüzyıl boyunca yaptığı araştırmaların muhassalası... "Osmanlı yükselme ve gerilemesinin ekonomik sebepleri ne idi? Cevaplar bu kitapta..." 
(Taha AKYOL)

"Sual sahibi bir kitap... Multidisipliner bakış açısının hâkimiyeti kendisini hemen hissettiriyor ve esere çok başka bir kıymet boyutu ilave ediyor." 
(Ahmet Turan ALKAN)

"Son iki yüz yıllık sosyal ve ekonomik dönüşümü, herhangi bir Batı merkezli tarih telakkisine ve bundan üretilen soyut modellere başvurmadan kendi geliştirdiği kavramlarla açıklayan bir eser." 
(Dr. Erol ÖZVAR )

"Çok tartışılması gereken yanlara sahip bir yapıt..." 
(Dr. Hasan Bülent KAHRAMAN)

"Genç Mehmet bir gün umumi kanaate taban tabana zıt bir yaklaşımla sersemletiyor insanı." 
(Mustafa ARMAĞAN)

"Okuyun... Ve kitleleri değil, yaptığı işin asaletini düşünen büyük bir ustanın tarihe nasıl kayıt düştüğünü gözlerinizle görün." 
(Dücane CÜNDİOĞLU)

"İlim dünyamızın yüz akı sayılabilecek... Özün özü bir eser."
(Mehmed NİYAZİ)

Kategori: İktisat
İlk Baskı: 2000
Son Baskı: 9. Basım / Ekim 2013
Sayfa Sayısı: 385
Bilgi ve siparişotuken.com.tr/KitapDetay/osmanli-imparatorlugu-nda-devlet-ve-ekonomi

Türkiye'de Tarih Dergiciliği

İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı'nın başlamasına az kaldı. Fuarda tarih severleri ilgilendiren güzel etkinlikler de olacak elbette. Bunlardan en önemlisi Yedikıta Dergisi'nin ev sahipliğinde gerçekleşiyor. 9 Kasım Cumartesi 17.00 - 18.30 saatleri arasında Türkiye'de önde gelen tarih dergileri Interexpo salonunda buluşuyor.

29 Ekim 2013

Nevzat Kösoğlu anılıyor

Bâbıâli Sohbetleri'nin 169'ncu toplantısı yakın zamanda hakkın rahmetine kavuşan Nevzat Kösoğlu konuşulacak. Bir mütefekkir, yazar, yayıncı ve gönül insanı olarak Kösoğlu. Program, 31 Ekim Perşembe günü saat 18.00'de Timaş Kitapkahve'de.

28 Ekim 2013

Dünyaya ders veren komutan: Eyyubi


25 yıl çadırda yaşamıştı.''Kendinize ev yapsanız'' diyen kişilere, ''Allah'ın evi (Mescit-i Aksa) işgal altındayken ben nasıl evde otururum.'' demişti Selahâddin Eyyubi. Yine bir gün, camide, güler yüzlü olmanın faziletlerinden uzunca bahseden imama, "Hocam sen sürekli bana nasihat eder gibiydin; Kudüs, Haçlıların işgali altındayken ben nasıl gülebilirim?demişti.1187'de Hıttin Savaşı ile Kudüs'ü Haçlılardan geri almayı başararakk hedefine ulaşmıştı.

Selahâddin Eyyubi toprağa defnedilirken komutanlarından olan Mahmud Han elinde tuttğu kılıcı havaya kaldırarak,gelecekteki hükümdarlarına mesaj verircesine: ''Ey cemaat-i Müslimin! İşte hükümdarımızın bütün serveti bu kılıçtan ibarettir." demişti.

Selahâddin Eyyubi,malk mülk edinemez miydi? Fazlasıyla edinebilirdi; fakat o, meydanlarda nutuk atmakla davranışları ile örnek olmak arasında dağlar kadar fark olduğunu, halkı süslü sözlerin değil örnek davranışların cezp ettiğini; dünyaya ne kadar değer verilmesi gerektiğini çok iyi biliyordu.

Remzi Çavuş, Tarihte İlginç Gerçekler, s.53

26 Ekim 2013

İsmet Özel: İt Sürüsü Kervan Görünümünde (I)

İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı şair İsmet Özel'in son yazısı "İt Sürüsü Kervan Görünümünde (I)", yayımlandı. Yazıdan bir bölüm:

"Biz Türkler Cumhuriyet’in ilânının yüzüncü yılının yaklaştığı şu sıralarda bir hayat-memat meselesi karşısındayız. Tanzimat’a giden yolda ve Tanzimat’ın icbar ettiği yolda Türk olmayanların hesaplarına kurban edile edile bu günün son merhalesine geldik. 1571inci Hıristiyan yılı itibariyle yaşadığımız İnebahtı hezimeti 1071’den itibaren yani 500 yıl boyunca hem karşımıza hasım olarak çıkanları ve hem de emrimiz altına girenleri kendi kısır menfaatleri uyarınca yeni planlar yapma imkânına kavuşturdu. Nedir “kısır menfaat”? İnsanların Allah’ın vaadi haricinde kalan beklentilerinin hepsine kısır menfaat demek mecburiyetindeyiz. Dünyayı ahiretin tarlası olarak görmeyen kısırlıktan memnuniyet duyar. Onların sevinci mallar ve oğullar sebebiyle doğar. Ebterdir onlar. Ümidini Allah’tan gayrisine bağlayanlar İbrani-Hıristiyan medeniyetin galebe çalması hesabına planlar yaptı. Halleri tavırları, kılıkları kıyafetleri, dekor ve kostümleri 400 yılımızı aldı. Biz Türkler II. Osman saltanatından günümüze kadar kuyruğu kıstırılmış idarecilerin ikbaline malzeme olduk. Dolduruluşa getirilen Türk, hâlâ dolgu maddesi olarak işe yarıyor."

Tamamını okumak için tıklayınız.

25 Ekim 2013

Milli Mücadelede Maarif Ordusu

Yaklaşık 200 yıl önce başlayan Türkiye’nin yenileşme hareketi içinde Kurtuluş Savaşı’nın özel bir önemi vardır. Kurtuluş Savaşı’yla Türkiye, hem milli bir devlet hem çağdaş bir ülke olmanın çok özel bir aşamasını yaşamıştır. 1918-1922 yılları arasında yarı sömürge bir imparatorluk kalıntısı tarihe karışarak onun yerine siyasi olarak tam bağımsız yeni bir devlet kurulmuştur.

Kurtuluş Savaşı, toplumumuzun o zamana kadar yaşamadığı gönüllü bir seferberlik ile kazanılmıştır. Bu büyük kalkışmada toplumun çeşitli kesimlerinin yeri nedir? Askerler, köylüler, işçiler, din adamları, kadınlar, gençler gibi öğretmenlerin de bu savaşın çeşitli alanlarında, daha çok da siyasal ve kültürel örgütlenmesinde gönüllü olarak görev aldıkları açık bir gerçektir.

Öğretmenler, Kurtuluş Savaşı’na hangi oranda, ne gibi araçlarla katılmışlar, bu savaşta gerek mücadelenin başarıya ulaşması, gerek kendi özlük hakları için nasıl örgütlenmişlerdir? Örgütlenme ve mücadele biçimlerini hangi tarihsel süreçten almışlardır? Hangi düşünsel ve politik akımlardan etkilenmişlerdir? Araştırmamız bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışmaktadır.

Yazar: Zeki Sarıhan
Basım Tarihi: Ekim 2013, Birinci Baskı
Editör: Necip Azakoğlu
Sayfa Sayısı: 658 Sayfa
Bilgi: tarihcikitabevi.com/content/milli-m%C3%BCcadelede-maarif-ordusu

22 Ekim 2013

Enver Paşa Köprüsü (Almanya)

1901 yılından

1940'lı yıllardan

2000'li yıllardan
1915 yılından Alman kayzeri II. Wilhelm, Enver Paşa Almanya'da ataşeyken bu köprünün adını "Enver Paşa Köprüsü" yapmış. Köprünün günümüzdeki hali, son fotoğraftaki gibi. Restore edilirse eski görkemine elbette kavuşabilir ama kim ilgilenir? Ne de olsa Enver bir ittihatçı. Ermeni radikallere yakınlığı ile bilinen Alman yazar Johannes Lepsius köprü için "Bu köprünün adının Enver Paşa olması Almanya için bir utanç kaynağıdır" demiş. Söz doğru olabilir zira Türkler, bilhassa Enver Paşa kimlerin çarkına çomak soktu ortada...

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

* Fotoğraflar Özgür Sanal albümünden alınmıştır.

21 Ekim 2013

Konferans: Son Ocak, Sönmez Ocak, Bizim Ancak


İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel, 2 Kasım Cumartesi günü İzmir'de "SON OCAK, SÖNMEZ OCAK, BİZİM ANCAK" serlevhalı bir konuşma yapacaktır. Saat 14:30'da başlayacak konuşmaya dileyen herkes iştirak edebilir.

Murat Reis Kültür ve Eğitim Vakfı
188 Sk. No: 7 Hatay, Konak / İzmir
(Askeri Hastane arkası) Saat : 14:30

twitter.com/istiklalmarside
facebook.com/pages/İstiklâl-Marşı-Derneği

Osmanlı dönemi Girit haritası

Şarkın Ufukları


Daldım gözünde vehm uyuyan susmuş ufkuna;
Ey şark, kanmadın mı asırlarca uykuna?..
Hâlâ huşua kubbeler en hisli bir penâh,
Hâlâ minarelerde tevekkül diyen bir ah,
Hâlâ saçaklarında güler baykuş evlerin,
Hâlâ köpek enînleri serper sokakta kin,
Hâlâ hurafeler yaşatır her çürük kafes,
Hâlâ beşik gıcırtısı, hâlâ o tozlu ses...
Yükselmeyen tazarru'un ey şark bitmiyor,
Hayy-âlel-felah'ını gökler işitmiyor...
Sönsün fezalarında sükûn işleyen seher,
Dönsün zeminlerinde de isyana secdeler,
Diz çökmesin sağır göğe öksüz duaların,
Yaksın bütün ufukları artık belaların,
Her zulmü, kahrı boğmaya bir parça kan yeter;

Ey şark uyan yeter, yeter ey şark, uyan yeter!...

Ali Canip Yöntem

(1887 İstanbul - 26 Ekim 1967,
Türk şair, yazar ve edebiyat tarihi araştırmacısı)

20 Ekim 2013

Yıldız Mahkemesi Olayının Aslı ve Kararları


Yıldız Mahkemesi,askeri siyâsete karıştırarak Sultan Abdülaziz'i şehid eden ve sonra da bu cinâyetlerine intihar süsü veren Midhad Paşa ve benzeri canileri yargılamak üzere kurulan bir mahkemedir. 1881 yılının Temmuz ayında açıklanan kararlar gereği Midhad Paşa, Damad Mahmud Celâleddin Paşa, Damad Nuri Paşa ve bazı görevliler idama mahkum edilmiş ve ancak cezaları Hicaz'ın Tâif Kalesinde hayat boyu hapse çevrilmiştir.

Bu mahkemede verilen kararların iki ehemmiyeti bulunmaktadır:Birincisi,cinayete kurban giden Sultan Abdülaziz Han'ın katillerini yargılamaktır. İkincisi ise, İngilizlerin 5.Murad'ı padişah ve Midhad Paşa'yı da sadrazam yaparak emellerine kavuşmalarını engellemektir. Sultan 2.Abdülhamid siyasi dehasıyla iki gayeyi de gerçekleştirmiştir. Hiçbir zaman idam cezalarını da tatbik etmemiştir. Kurân-ı Kerim'i eline alıp "Türkler bu kitapla yürüdükçe medeniyete muzırdır (zararlıdır)" sözü söyledikten sonra kürsüye çarpacak kadar İslâm düşmanı olan İngiliz Başvekili Gladstone, Yıldız Mahkemesi meselesinde Midhat Paşa lehine edepsizce baskılar yapmıştır. Hatta Tâif'te bir İngiliz ajanı Midhat Paşa'yı kaçırmak üzereyken son anda yasaklanmış ve bunun üzerine Mayıs 1884'de Midhad ve Mahmud Paşalar hücrelerinde boğdurulmuşlardır. 33 yıllık saltanatı boyunca meydana gelen tek siyasi cinayet olayıdır. Bununda haklı sebepleri bulunmaktadır.

Resimdeki kişi Midhad Paşa'dır.
Ahmed Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı, s.278

19 Ekim 2013

Ya Gâvurlardan Birisin veya Türklerden Biri:
Arzın Sathında Bir Üçüncü Zümrenin Yeri Kalmadı

...Bu yeminle kapanan kapılar, bu yeminle yıkılan köprüler, bu yeminle tıkanan çeşmeler sebebiyledir ki, Türküm, doğruyum, çalışkanım diyerek haykırmayı reddedip yasaklayanlar Türklük ve Türk vatanına düşmanlık muvacehesinde “cürm-i meşhut” vaziyete yakalanmış haldedir. Bundan böyle bunların hiç birinin millet davası dâhilinde eğleşme numarası sökmez. İstiklâl Marşı Derneği’ne olan mensubiyetimiz bizleri Türküm, doğruyum, çalışkanım diyerek haykırmayı reddetmenin Türk diline, Türk milletine, Türk toprağına, Türk bayrağına sadakatten ayrılma gururuna istinat noktası temin ettiğini bilmiyormuş gibi yapan gâvurlara fırsat vermeme istikametinde çalışmağa zorluyor.
...
Hırant Dink nâm zat öldürülüyor. Yükseliyor medeniyetin açtığı yollardan “Hepimiz Hırant’ız” nidaları. Muhsin Yazıcıoğlu’nun başına gelmedik bırakılmaksızın öldürülmesi ise hiçbir yoldan hiçbir nidanın yükseltilmesine sebep olmuyor. Bu karşılaştırmadan benim anladığım sesini yükseltenin de, sesini kısanın da aynı kabın yalıyla beslendikleridir. Evet, biliyorum, beyyine külfeti müddeiye düşer; ama bize andımızı çok görenlerin kendileri gâvur beslemesi olduklarını tevsik eden senedi bizzat temin etti.
...
Nasıl oldu da işler bu mecraya girdi? İnkıraz çağları boyunca Yahudiler Osmanlı Devleti’nin akıbeti hususunda Hıristiyanlardan farklı ve giderek onlara zıt hareket etti. Çünkü Hıristiyan her kavim Osmanlı mülkünden belli bir sahaya el koyma peşindeydi. Oysa devletin çöküşünün gecikmesi ve Osmanlıların mümkün olduğunca “az” toprak kaybetmeleri hem mali, hem de siyasi bakımdan Yahudilerin işine geliyordu. Bu bakımdan Yahudiler Türklere seve seve muavinlik yaptı. Türk bilinmek Yahudilerin elini hem genişletti, hem güçlendirdi. İstiklâl Harbi cereyan ederken Yahudiler muavinlikten müdürlüğe geçmenin yolunu keşfetti. Aldatıp elinden ekmeğini alacakları, Yahudi hükümranlığı uğruna ölüme koşacağından emin oldukları Türk keşfedilmişti. Bu büyük bir keşifti. Sair gayr-i Müslimler Yahudileri örnek almakta gecikmedi. Türk Ortodoks kilisesi 21 Eylül 1922’de ihdas edildi. Ermenilerin büyük çoğunluğu yıllar öncesinden Türk kılığına girmişti. Türkün gıkının çıkmaması konusundaki yaygın konsensüsün tekerleği dönüyordu. Gün geldi bu tekerlek andımızın üzerinden geçti.

İsmet Özel, 19 Ekim 2013
Tamamı içinhttp://www.istiklalmarsidernegi.org.tr

19 Ekim 2003: Aliya İzzetbegoviç


Ben Müslümanım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir. Bizi, yok etmekle tehdit ediyorlar. Ama bilsinler ki Müslümanlar yok olmayacaktır.

Aliya İzzetbegoviç
(8 Ağustos 1925 - 19 Ekim 2003)

16 Ekim 2013

Çanakkale cephesine giden Türk askerleri ve dönüşleri



Görüntülerin ilk kısmı İstanbul - Çamlıca sırtlarının hemen altından. Çayırda toplanan Türk askerleri Çanakkale'ye uğurlanıyor. Buradaki beyaz atlı süvari, Enver Paşa'dır. Allah rahmet eylesin. İkinci kısımda Çanakkale Zaferi sonrası İstanbul - Fatih Camii önünde yapılan tebrikleşme görülüyor. Umarım bu tip görüntüleri izleme imkânımız daha da artar. Allah, ortaya çıkaranlardan ve araştıranlardan da razı olsun.

Beyazıt'ta bir Kurban Bayramı sabahı

13 Ekim 2013

Sohbet Tadında

Şurası bir gerçektir ki, herkes güzel fıkra anlatamaz, ibretli ve hikmetli sözler söylemek, kulaklara küpe hazırlamak, insanları hem güldürmek, hem de düşündürmek için keskin zeka kadar, ilim ve irfan hazinesine de ihtiyaç var. Dağarcığı dolu olan ve bu arada zekası da tatlı tatlı kaşınan bir bilginin, bir şairin, bir sanatkarın sözleri, hiç şüphe yok ki altın ve mücevher değerindedir. Onun içindir ki, eskiden bazı padişahlar, bir takım önemli devlet adamları, dinledikleri ve beğendikleri söz ustalarının, mizah üstadlarının, şairlerin ve ediplerin ağızlarını altınla doldurmak istemişlerdir.

Dursun Gürlek'in doyulmaz üslûbunu ve hoşsohbetini yudumlayacağız...

Neler yok ki neler bu kitapta... "Yok ol evlâdım", "Gafilleri Uyandıran Horoz Dede", "Oduncu ile Azrâil'in Hikâyesi", "Su Evliyâsı", "Altın Kalpli Pâdişah", "Aşkın Kitabı", "Şeb-i Arus ve Gelin Gecesi", "Enfiye Tiryâkileri"...

Dursun Gürlek yine bizi mâziye götürüyor, güldürüyor ve düşündürüyor...
(Tanıtım Bülteninden)

Yavuz Bülent Bakiler'in kitap hakkında yorumları:
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yavuz-bulent-b%C3%A2kiler/543025.aspx

Türk düşmanları: Çakma solcular, çakma sağcılar, çakma İslâmcılar, çakma Kemalistler



"Andımız"a veda edilmiş oldu ve bu "rahatlama" şeytanların yolu üzerinde kalakalmış enkazın en iri parçasını ortadan kaldırdı. Bundan böyle millî tavrın hususen ve şuurla, teenni ve hassasiyetle gösterdiği istikametin esas alınmaması halinde nasıl haritalar 1990 sonrasında SSCB'ni gösteremediyse, 2023 sonrasında da TC’ni gösteremeyecek. Bugün ansiklopedilerde sık sık rastladığımız ("now in Turkey") ibaresine bir tarihten sonra ihtiyaç hissedilmeyecektir. Çakma solcular, çakma sağcılar, çakma İslâmcılar, çakma Kemalistler her biri diğeriyle mübareze halinde görünerek Türkleri dört bucaktan ihata edip boğma manevrasının göbeğindedirler.

İsmet Özel, 12 Ekim 2013
Tamamı için: http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr

10 Ekim 2013

Milliyetçi fikir dünyasının büyük kaybı:
Nevzat Kösoğlu


"O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler."

Bu memlekette kılın tüyün bile milliyetçiliği yapılırken Türk Milliyetçiliği yapılmasına mâni olmaya çalışanların karşısında yıllarca dimdik duran Nevzat Kösoğlu hocanın mekânı cennet olsun. Hocanın Türk tarihine ve kültürüne yaptığı hizmetleri asla unutulmayacaktır. Birilerinin işine hiç gelmese de, canlarını sıksa da.


Türk milletinin, Türk milliyetçilerinin ve Ötüken Neşriyat'ın başı sağ olsun.

7 Ekim 2013

Fatih'in yanında bir Akşemsettin, Yavuz'un yanında Zenbilli Ali Cemali


Osmanlılar büyük peygamber'in ve O'nun etrafındaki parlak yıldızların açtığı yolda yürüdüler. Ancak bu eser, kendiliğinden doğmadı. Fatih'in yanında bir Akşemsettin, Yavuz'un yanında Zenbilli Ali Cemali vardı. Bu büyük din adamları, onları irşad ederek bulundukları kemâl mertebesine ulaştırdılar. Fatih İstanbul'u aldıktan sonra, Bizans'ın kalbi olan şehri Türklerden kurtarma gayesiyle Avrupa'da büyük bir Haçlı ordusu hazırlanıyordu. Bu hâdise Türk sultanını telaşa düşürmedi. Çünkü o, ruhlarda saltanatını kurmuştu. Adaletinin tahtı hiçbir kuvvetten korkmayacak kadar sağlamdı. O telâş etmedi; lâkin Rum psikoposlardan bir heyet Haçlıların merkezi olan Paris'e koştu. Müslümanların elinden kurtarılmasına karar verilen Hıristiyan devletinin ruhanileri, Haçlıları şaşırtan şu ultimatomu verdiler: ''Sakın bizi kurtarmaya gelmeyin. Gelirseniz bizi karşınızda bulursunuz. Biz Türk sultanı ile çok iyi anlaştık. Ondan ayrılmak istemiyoruz.

Nurettin Topçu, İslam ve İnsan Mevlana ve Tasavvuf, s.76

Rıdvan Akın
twitter.com/RIDVANAKIN

"El Yazım Ne Anlatıyor Bak" sergisi


Şiirin Sergisi CKSM'de
"El Yazım Ne Anlatıyor Bak" isimli sergide, Türk Edebiyatı’nın seçkin isimlerinin kendi el yazıları ve Ara Güler objektifinden portreleri sanatseverlerle buluştu.

Küçükçekmece Belediyesi Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde açılan sergide, özel koleksiyonların yanısıra Bekir Yurdakul ve Bahtiyar Aslan’ın koleksiyonundan seçilerek biraraya getirilen Necip Fazıl Kısakürek, Attilâ İlhan, Nâzım Hikmet, Aziz Nesin gibi 32 şairin el yazısı şiirleri yer alıyor. Bu önemli belgeler; redaksiyon, matbaa, bıçak kesiği ve mürekkep izi görmeden edebiyatseverlere sunulurken, meraklılarına yazı karakterlerinin analiz edilmesi imkanını da veriyor.


Okurlar, Edebiyatın Seçkin Yüzleriyle Tanışıyor
Şiirlerinin yanısıra, Türk edebiyatının yapı taşlarını oluşturan 39 şairin portreleri de fotoğraf üstadı Ara Güler’in objektifinden sergide izleyiciyle buluşuyor.

Bu önemli görsel ve belgesel sunum, 20. yy Türk edebiyatının önemli isimlerini, edebiyat kamuoyuna hatırlatmak ve okurların, yazarların yüzleriyle tanışmasını sağlamak adına önem taşıyor.

20 Ekim 2013'e Kadar Gezilebilir
Sergiyi gezen Marmara Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri atölye çalışması yaparak, yetkililerden sergi ile ilgili bilgi aldı. Öğrenciler, hayranlık duydukları şairlerin portrelerinin üzerine de şairin sevdikleri dizelerini yazarak, not bıraktı. Edebiyat tarihi ve belgesel fotoğrafçılık adına önem taşıyan sergi, 20 Ekim’e dek sanatseverleri bekliyor.

Tarihimizin Dünü ve Bugünü: Suriye ve Mısır

İlber Ortaylı'nın konuk olarak katılacağı tarihimizin dünü ve bugünü "Suriye ve Mısır" konulu söyleşi 8 Ekim Salı günü saat 19:30'da Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nde.

Sultan Abdülaziz Resim Sergisi

6 Ekim 2013

İkinci Abdülhamid neden Hamidiye Alayları'nı kurmuştur?


Çoğu basit sebeplerle başlayan Doğu Anadolu'daki isyanların Osmanlı Devleti'ni yıkmayı hedefleyen dış güçler tarafından tahrik edildiğinin 2.Abdülhamid farkına varmıştır. Gerçekten İngiltere bütün istihbarat gücüyle 1806 yılından itibaren bölgede faaliyetlere başlamıştır.Burada ki hedef, Ermenilere ve Kürtlere birer kukla devlet kurdurtmaktı. 1805 yılında Rusya'nın bu bölgede yıkıcı faaliyetleri fiilen başlamıştı. Bu bölgeye atadığı konsoloslar, fiilen bir casus gibi çalışmışlardır. 1880'deki Rum isyanı Rusya'nın tahriki ile başlamıştır. Rusya'nın dışında Fransa, Amerika, İran ve özellikle Musevilerin de yıkıcı rolleri mevcuttur.

Dış güçlerin bu bölücü faaliyetlerini gören 2.Abdülhamid,çareyi İslâm kardeşliğini bölgede takviye etmekte bulmuştur. Bu gaye ile 1891 tarihli Nizâmnâmeye göre Şark'ta Osmanlı Devleti'nin İslam kardeşliği politikasını Müslüman halka anlatmak; Ermenilerin oyunlarına gelmemek; merkezi otoriteyi tekrar gerçekleştirmek ve o bölgedeki insanları gönüllü vatan müdafileri olarak istihdam etmek gayeleriyle Hamidiye Alayları denilen mahalli askeri kuvvetleri tesis ve teşkil eylemiştir. Subayları Kürd Beylerinden ve çocuklarından seçilen, Hamidiye Süvari Alayları, sadece kendi alaylarında geçerli olmak üzere rütbeleri de kullanıyorlardı; ancak en yüksek rütbe albaylık idi. Doğu Anadolu'da Müslüman köylüyü koruyacak olan bu alayların kurulması sebebiyle Avrupa Devletleri ayağa kalktılar. Ancak 1908 yılında İttihâtçılar tarafından resmen ilga edilinceye kadar devam etti. Gerçekten bugün Doğuda Müslüman halk yaşıyorsa, hayatlarını Abdülhamid Han'ın bu siyâsetine borçlu olduklarını tarihçiler açıkça ifade etmektedir.

Hamidiye alayları ile takviye edilen İslam Birliği, 1.Dünya Savaşına kadar ve hatta 1925 tarihinde başlayan Şeyh Sid isyânına kadar tesirini icra etmiştir.
   
Bilinmeyen Osmanlı, s.278,
Osmanlı Araştırmaları Vakfı


Rıdvan Akın
twitter.com/RIDVANAKIN

Batı adamı ve doğu adamı


Batı adamının bunalımı çok tabiîdir, muallâktadır. Doğu adamı yerinmez ve sevinmez, çünkü dünyada yerinilecek ve sevinilecek bir şey yoktur. Ve bizim hüznümüz Allah’adır. Biz durup dururken, kendi kendimize, kendi nefsânî oyunlarımız için, şehevâtımız için mahzun olmayız.

Fethi Gemuhluoğlu

Pera Müzesi'nden Türk Müziği Konserleri:
Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi


Pera Müzesi, Genç Çarşamba ve Oda Müziği konserleriyle başlattığı ve Türk Müziği Konserleri serisiyle sürdürdüğü müzik etkinliklerine sonbaharda devam ediyor.

Prof. Dr. Alâeddin Yavaşca danışmanlığında, Yrd. Doç. Dr. Adnan Çoban sanat yönetmenliğinde ve Sinan Sipahi koordinatörlüğünde düzenlenen Türk Müziği Konserleri serisinin ikincisi 6 Ekim Pazar günü, saat 15:30’da, Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek “Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi” konseri.

Günümüzün usta yorumcuları ve sazendelerinin, büyük bestecilerin seçme eserlerini seslendirecekleri programa Çiğdem Yarkın’ın misafir solist olarak katılıyor. Türk Müziği Konserleri serisinde; Türk müziğinin tarihsel, kültürel, geleneksel, sosyolojik, antropolojik, felsefî ve edebî yönlerinin ele alınacağı sunuş ve sohbetler de yer alıyor.

Türk müziğinin en kudretli, dahi bestekarlarından ve en yüksek zirvelerinden biri olan “Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi” seçkin eserleriyle Pera Müzesi’nde.

Misafir Solist
Çiğdem Yarkın

Saz Sanatçıları
Taner Sayacıoğlu – Kanun
Yurdal Tokcan - Ud
Selim Güler – Kemençe
Emrullah Şengüller – Viyolensel

Program broşürü için tıklayınız.

15 TL olan biletler konser günü satışa sunulacak.
Pera Müzesi Dostları'na 7 TL. Yerler sınırlıdır ve numaralı değildir.

4 Ekim 2013

Yarım Kalmış Bir Tarih Savunusu

Marc Bloch'un "Tarih Savunusu", tarihin ne işe yaradığını açıklarken bunun nasıl yapılabileceğinin üzerinde duruyor. Hem akademisyenlere hem de ilkokul öğrencilerine aynı üslupla seslenebilme iddiasını taşıyor. Yüksek düzeyde bir basitlikle "tarihçilik" irdeleniyor. Tarihin, tarihçiliğin kıyısından köşesinden ilgilenen herkesin "başlangıç" kitaplarından biri olmalıdır. heyula.net

"Tarih Savunusu veya Tarihçilik Mesleği"ni, Heyula.Net'te inceledim. Okumak için tıklayınız.

Yağız Gönüler
twitter.com/YagizGonuler

İstiklâl Marşı Derneği'nden "Demokratikleşme Paketi" ile alakâlı basın bildirisi


Kelimenin gerçek anlamıyla bu bir pakettir. Her paket gibi havale edilmek, bir adresten bir adrese teslim edilmek üzere hazırlanmıştır. Muhtevasını, seyirciler kadar, açan şahsın da merak ettiği bir pakettir bu. İçinde ne olduğuna bakarak paketi kimin hazırladığı ve nereden havale edildiğini anlamak hiç zor değil…

Sadece paket açma ve okuma görevi ile görevlendirilenler eliyle Türkiye bölünmek değil tarihten silinmek isteniyor. Müslümanlıktan başka istinat edeceği hiçbir karakteri olmayan Türkiye üzerinde gayr-i Müslim libasının nasıl duracağı prova ediliyor. Senelerdir icra edilen melânetin üzerine tüy dikilmiştir. Bugüne kadar kim, kimin ekmeğini yediyse onun kılıcını salladı. Bugün küfrün Türkiye üzerine kurguladığı projeleri gündemimiz haline getirmek karın doyurmanın şartı haline sokulmuştur.

İstiklâl Marşı’nı demokratikleşme adı altında yapılanların referansıymış gibi göstererek açıklamak zorunda kalınan havale paketteki her başlık İstiklâl Marşı’na alenen düşmanlığın eseridir. Sevr Mağarasından neşet eden “Korkma” hitabı mağaranın dışındakilere değil, içindekine (ikinin ikincisine) ve onun şahsında bütün sıddıklara yapılmış bir tembihtir. Azınlık adı altında gayr-i Müslim haklarını parlatmak için kurulan sofrada İstiklâl Marşı’ndan dem vurmak nifakta azgınlıktır.

Paket için “yetmez ama…” serzenişiyle başlayan ve kökü 12 Eylül kirli referandumuna dayanan cümlelerden anlayabiliriz ki; Türkiye’de iktidarı, muhalefeti ve sivil toplum kuruluşları ile bilâistisna her teşekkül fanatik Amerikalılık safhasına geçmiştir. Yetmez ama… diye başlayan cümlelerin sonu: “Bu bir son değildir.” (AKP) / “Bu, taleplerimizin kötü bir kopyasıdır.” (CHP) / “Demokrasinin ruhu ve lafzıyla çelişmektedir.” (MHP) / “Beklentileri karşılamadı.” (BDP) demek suretiyle irili ufaklı tüm teşekküller Türk Milleti karşısında Amerikalılık safında dizilmişlerdir. Kime ve neye karşı? Şehitlerle hayat bulmuş Türk varlığına karşı.

Üzeri başörtüsüyle örtülmüş bu paketle verilen veya alınan her şey Türk varlığını silme amacına matuftur. Yıllardır her fırsatta gündeme sokulan “başörtüsü” meselesinin kimlerin ve nelerin başını örttüğü demokratikleşme paketiyle aşikâr olmuştur. Müntekîm olan Hakk’ın vaat ettiği günler geldiğinde tüm gâvurlukların hesabını soracak olan Türk Milletidir.

İstiklâl Marşı Derneği olarak o millete mensup olmaktan şeref duyuyoruz.

İstiklâl Marşı Derneği, 3 Ekim 2013

Adalet Köşkü ve Adalet Kulesi


Topkapı Sarayı'nda Divan-ı Hümayun toplantılarının yapıldığı Kubbealtı'nın üzerinde adalet kulesi bulunmaktadır. Bu kulenin benzeri Edirne Sarayı'nda bulunmaktadır. Yapıldığı dönem şehrin her yanından görünen kule, aynı zamanda şehrin her yanını da görürdü. Bu kule Osmanlı padişahının bütün halkına adaletle hükmedeceğinin sembolü olarak kabul edilirdi. Bu kule altında Müslüman,gayrimüslim, yerli-yabancı, memur-vatandaş, herkesin derdine çare bulunurdu.

Günümüz Mesajlarıyla Osmanlı Adaleti Karınca Hakkını Arayınca,
s.72, Yitik Hazine Yayınları.
     
Rıdvan Akın

3 Ekim 2013

Abdülhamid'in Dersaadeti: İlk İcraatları

İsmail Acar'ın fırçasından Kanuni Sultan Süleyman

Ezelden Aşinânım Ben



Ezelden aşinânım ben, ezelden hem-zebânımsın
Beraber ahde bağlandık ne olsa yâr-ı cânımsın
Ne olsam zerrenim, kalbimde hâlâ çarpar esrarın
Gel ey cânân, gel ey can kalmasın ferdâya dîdârın

Makam: Hüseynî
Beste: Şerif İçli
Güfte: Mehmet Âkif Ersoy

2 Ekim 2013

Sevgilime Bir Kefen


Alçak sesle uçuyor üzerimden
saçları kına yakılmış bir kadının mihrâbı
bu gövermiş güz günleri çıldırtır
çileden ve kitaplardan çıkartır insanı
urlar, karınca cesetleri
titreyişlerle örtülür üstüm
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır
ve alçacık bir sesle uçar üzerimden
kanser, begonya, ölüm.

Beyaz tülbentler camın arkasında
ve çıkarılmış insan gözleri
kırk batman ağırlığında sahici insan gözleri
bağrına taş basan ana
o ananın ölüsünde kalkan toz
ey acılar gardiyanı, ey güz günleri.

Bir isyankâr çetecinin yağmuru altında
kendi kavruk güzelliğimi yumrukluyorum
kulunç gibi giriyor öğleden sonraları cumartesinin
umudum
ki hırçın bir hayvandır durmadan
kalgıtır banknotları, miting alanlarını.
Ve tarçın kokusu ve yorgunluklarla
oturduğumuz evleri tıkayan
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır.

Yıkanır bazı bakır dövücüleri çarşılarda
şakırtılarla sürüklenir bazlama açan kadınlar
dibeklerinde inatlarını döven
hınzır umutlarını döven kadınlar şakırtılarla.

Benim harcım değil bir yar sevmek gizliden
her yanım bin türlü merakla dalanmakta
o loş buhur kokuları, analarımız
aşererken toprak yiyen analarımız
yüreğimin palamarlarını çözüyor aya karşı
gökçe sancım zonkluyor bileklerimde
zonkluyor talaşlar, talaşlar
şakağıma vuran balyozun talaşları

İsmet Özel, 1965
(Şairin sesinden dinlemek için tıklayınız.)

Sultan İkinci Abdülhamid Han Hakkında İtiraflar


Abdurrahman Şeref Bey'in (Sultan İkinci Abdülhamid Han döneminin Maarif Nazırı ve tarihçisi) Sultan İkinci Abdülhamid Han hakkında söylediklerine kulak verelim:

''Sultan Abdülhamid'in sîmâ ve bünyesinde Osmanlı Hanedânı'nâ mahsus olan alamet iyice fark ve müşâhede olunur idi. Nitekim Gentile Bellini tarafından resmi yapılan Fâtih Sultan Mehmed'in resminde Sultan Abdülhamid'in yüzünün hatları görülür.Kendisi zekî ve hassas ince düşünceyi sever, mu'tad muamelesi nazik, kendisine mahsus tatlı bir ses sahibi, efendiliğin,hilafet ve saltanatın izz ü vekârını takdir ile beraber tamamiyle yerine getirir, kendisine bağlı olanları taltif ve kendisiyle görüşen yabancıları nezaketinin cazibesiyle tesir altına almanın yolunu iyi bilir, gerektiğinde şiddet gösterir veya hiddetini teskin ederdi.

İkbal günlerinde:


"Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur"


mısralarını okuyanlardan birçoğunun cenaze namazında Bâki'nin:


"Kadrini seng-i musallada bilip ey Bâki,
Durup el bağlayanlar karşısına yârân saf saf"


beytini hatıra getirmeleri güzel bir neticeye işaret eden garip mukadderatdandır
.''

Sultan İkinci Abdülhamid Hakkında Meşhurların İtirafları,
Çamlıca Yayınları, sf. 90.


Rıdvan Akın

twitter.com/RIDVANAKIN
ridvanakin17@gmail.com

1 Ekim 2013

Refik Fersan - Nihâvend Peşrev



Usûl: Hafif
Bestekâr: Refik Fersan
İstanbul Klâsik Türk Müziği Orkestrası
Nevzat Sümer Yorumuyla Saz Eserleri Albümü (2008)

Neyzen Sâlih Dede - Uşşak Saz Semâî



Usûl: Aksak Semâî
Bestekâr: Neyzen Sâlih Dede
İstanbul Klâsik Türk Müziği Orkestrası
Nevzat Sümer Yorumuyla Saz Eserleri Albümü (2008)

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.