08 Ocak 2014

Osmanlı'da kılık kıyafete dair


- Asker ile sivil arasındaki kıyafet farkı Orhan Gazi zamanında başladı. Askerler beyaz başlık giydi. Hoca Sadettin'e göre 'beyaz' bereket rengidir. I. Bayezit zamanında hassa birlikleri beyaz külah giyerken, taşra paşaları kırmızı 'börk' giydi.

- Sarık kullanımı IV. Mehmet zamanında yaygınlaştı. I. Süleyman devlet dairelerinin bütün sınıflarında çalışanların ayrı elbise ve sarık giymelerini sağladı. 1583'te yeni 'Kıyafet Nizamnamesi' çıktı. Her kişi kendine mahsus kıyafet ve sarığı giymeye mecburdu. Türklerde kılık-kıyafet mevki ve makam dışında şehirden şehire, eyaletten eyalete farklılık taşırdı. Gayrı müslimler Müslüman kıyafeti giyemezdi.

- Hiçbir Türk kendi milletine has olandan başka bir kıyafet giyemez. Aksini yapmak utanç vericidir ve dine aykırıdır. Hele ki şapka giyen nikah tazelemek zorunda kalır. - Ulemanın dışında Türkler sarı deri ayakkabı giyer. Ulemanın pabucu koyu mavidir. Bazı asker sınıflar kırmızı çizme giyer. Gayrı müslimlerin tamamı siyah pabuç kullanır.

- Türk'ün kılığı nasıl olursa olsun giydiği başlık onu diğerlerinden ayırır. Müslüman saç uzatmaz, başını usturaya vurdurur. Bir kırmızı fes (takke) örter, onun üzerine sarık sarar. Bıyıksız Müslüman olmaz. Sakal o kadar yaygın değildir. Hacılar ve ulema müstesna. Türkler sakala hürmet eder. Türk kadını Avrupalı kadınların zihnine kâbus gibi yerleşen modanın esiri değildir. Hemen herkes aynı çeşit başlık, aynı kumaştan, aynı biçim elbise giyer.

- Müslüman kadın ruj ve far bilmez. Ancak tırnaklarına kına yakar, gözlerine sürme çeker.

- Umumiyetle, imparatorlukta yaşayan kadınlar, hangi milletten olursa olsun, gerek davranış, gerekse giyim bakımından, sokakta azamî derecede edebe uygun hareket etmeye mecburdur. Daima örtülü olmalarına rağmen, sokakta da yüksek başlıklarını giyerler; bazılarının giyiminde, dikkatli bir göz, şaşaalı bir zarafet sezer. Zaptiye, bu hususta çok ciddîdir. Arada bir yasakları tazeler, bu yasaklar şehrin mahallerinde münâdîler tarafından ilân edilir. Bu yasakları bozmaya cesaret eden kadınlar alenen hakarete uğrar. İstanbul sokaklarında, sık sık, zaptiye memurlarının, kadınlara sert ikazlarda bulunduğu, hattâ, gerekenden uzun, yahut değişik biçimdeki geniş yakaları yırttığı görülür. Bu derece sıkı bir disiplin, şüphesiz Avrupalılar'ı şaşırtır, ancak, hükûmetin müspet örf ve an'aneleri yaşatmak için devamlı olarak halka nezaret ettiği bir ülkede ve buna alışkın insanlar arasında olunca, işin bir fevkalâdeliği kalmıyor.

Kaynak:
Tablau General De l'Empire Ottoman, d'Ohsson (7 cilt)
18. Yüzyıl Türkiyesi'nde Örf ve Âdetler, Tercüman 1001 Temel Eser, Nu: 3, Ts.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.