19 Mart 2014

Lütfi Bergen'den belediye başkanlarına öneriler

Belediye Seçimleri yaklaşıyor; Başkan adaylarının projelerini açıklarken tercih ettikleri ifadelerde geleneksel değerlerden ve “hak mefhumundan” kopuk bir yöneliş içinde olduklarını görüyoruz. Bu bakımından bazı tekliflerimiz olacak.

1. Önce alt yapıyı inşa etmek ve sonra şehri (hane dizilişlerini) belirlemek gerekir:
Şehircilik meselemiz alt yapının inşasından başlamaktadır. Kanalizasyon, su şebekesi, elektrik, telefon, evsel atık gibi alt yapı yatırımlarının evlerden önce inşası Belediye’lerin görevi olmalıdır. Şehir ölüm ve hastalıklar için en az risk taşıyacak tedbirleri almalıdır. Nitekim, Osmanlı’nın ahşap malzemeden betonarmeye geçişi yangınlarla baş edilememesine dayanmaktaydı. Bitişik nizam mimarisi ve ahşap malzemesi nedeniyle Osmanlı evleri çıkan bir yangında tüm mahallenin kül olmasına fırsat vermekteydi.

2. Üretim sahaları, çarşı-pazar ve iktisadi döngüler meskenlerden ayrıştırılmalıdır:
Tuncer Baykara’nın “Türkiye Selçukluları Devrinde Konya” başlıklı kitabında şehrin a) İkâmet alanı; b) Ticaret alanı (iktisadî faaliyet alanı) şeklinde iki temel bölüme ayrıldığı ifade edilmektedir: “Surlar içinde kalan Konya şehir sahasında dikkati çeken ilk hususiyet, ikamet edilen alanın, pazardan ayrı oluşudur. Birbirinden kesinlikle ayrılan bu iki alan, birçok yerde yanyana olmasına rağmen, hiçbir zaman iç içe geçmemiştir. Bir diğer deyişle, Konya’da meskeninin altında dükkanı olan kişilere rastlanmamaktadır. İkâmet edilen alanlar, çarşı ve pazardan ayrı ve kendisine ait özellikler ihtiva etmektedir” (BAYKARA, 1985: 43). İş ve üretim sahalarının mesken alanlarından çıkarılması hedeflenmelidir.Mahalleler hanelerden oluşturulmalı, 12 yaş altı öğrencilerin mahallelerde öğrenim görmeleri sağlanmalıdır. Meskenlerin iş ve üretim sahalarından ayrıştırılması, okulların mahalle içlerinde konumlanması ile şehir içi trafik keşmekeşi konusunda bir rahatlama sağlanacağı, tüketim toplumuna ait masraf kalemlerinden tasarruf sağlanacağı öngörülebilir.

3. Evler “hane” olarak düşünülmeli ve çekirdek aile modelini zırhlayan konut üretiminden vazgeçilmelidir:
Farabi’de Ev, aile’dir ve modernitenin ebeveyn ile çocuk (azami dört kişi) ile anne ve/veya baba ile çocuk (azami iki kişi) ile yürüttüğü eksik topluluk değildir. Farabi, haneyi bir takım unsurlar (eczâ)dan ve belirli ortaklıklardan (iştirâkât)dan oluşur sayıyor ve onlarla meydana gelmiş kabul ediyor. Buna göre hane/aile’nin unsurlarının sayısı dörttür: 1) Karı-koca, 2) Efendi ve köle, 3) Anne-baba ve çocuklar, 4) Mal-mülk ve sahibi” (FARABİ, 2005: 61). Farabi’de evin eşyası, ailenin malı da “aile”dendir. Bununla da eşyaların ferdlere özgülendiği söylenmiş olur. Yerel idare hane/aile’nin emektarını, yıllarca beraber yaşadığı hayvanlarını, bahçesindeki ağaçlarını, işgörmez bile olsa değirmenini/dibek taşını/at arabasını vs. haneye ait kabul etmek zorundadır. Buna göre ferdlerin birlikte yaşadığı çocukları, mal/eşya ve hizmetçileriyle oluşturduğu ailesini 2+2, 3+1 gibi konutlara sığmaya itekleyemez. İnsanın beraber yaşayacağı topluluğu seçme hak ve hürriyeti vardır. Bir beledî idare şehirde hanelere tahsis ettiği arsalarda hane sahiplerinin evlerini büyütebilecekleri mimari projeleri hazırlamalı ve ailenin parçalanmasını engelleyecek ve böylece toprağın da küçülmesine neden olacak sosyal dönüşüme sebebiyet vermemelidir.

4. Hane sahiplerinin ikinci-üçüncü-dördüncü hane mülkiyeti (gayrımenkul) edinmesini engelleyecek bir emlâk vergisi sistemi getirerek mülkiyetin toplumsallaştırılması sağlanmalıdır:
Emlak Vergisi Kanunu gereği bazı taşınmazlar emlak vergisine tabi değildir. Kamu yararına ait derneklere ait binalar, kazanç amacıyla işletilmeyen hastane ve diğer sağlık - teşhis ve tedavi merkezleri, öğrenci yurtları, düşkünler evi, yetimhaneler, vs. böyledir. Belediyeler her ailenin ev sahibi olmasını sağlayacak önlemleri almalı ve evsizliği/muhtaçlığı engelleyecek şekilde mahalle teşkilatı bünyesinde vergiden muaf sosyal mülkiyet düşüncesi getirmelidir.

5. Meskenler arasında otomobil kullanımına fırsat vermeyecek mimarî ve hukukî çözümler üretilmelidir:
Belediyenin meskenler arasında otomobil kullanımını engellemesi yol-asfalt üretimi ve bakımı ile ilgili giderlerden büyük ölçüde tasarruf edilmesini sağlayacaktır. Şehirde yalnızca yük-eşya ve hasta taşımak için lastik tekerlekli araç kullanımına izin verilmeli ancak bu araçların tonajı da sınırlanmalıdır.

6. Şehirde meslekî iştigal meslek adamlarına özgülenmelidir:
Belediye şehir içinde iştigal eden meslekleri belirlemeli ve meslek sahiplerine meslekî kimlik vermelidir. Meslek erbabının kendi meslekî uzmanlıkları dışında faaliyet göstermelerine izin verilmemelidir. Bir meslekten diğer bir mesleğe geçiş için çıraklık zaruri kılınmalıdır. Bütün şehir sakinlerinin belirli bir yaştan sonra meslekî faaliyet lisansı alması şart kılınmalıdır. Belediye meslekî eğitim için lise-orta öğrenim kurumları kurabilir.

7. Belediye meclislerinde şehrin meslek pirlerinin Divan’ı bulunmalı ve bu Divan yerel seçimlere tabi olmadan oluşturulmalı, kendisinden görüş alınmalıdır:
Tuncer Baykara’nın “Türkiye Selçukluları Devrinde Konya” başlıklı kitabında Konya şehrinin şu görevlilerine işaret edilmiştir: a) Nâib (Hükümdarın vekili), b) Şahne (emniyet görevlisi), c) Muhtesib (Çarşı ve pazarların denetmeni), d) İğdiş-başı (esnaf temsilcisi), e) Hvacegân (ülkeler arası tacirler), f) Ehl-i muhterife (zanaat erbabı-üstad kişiler), g) Ummal (vergi toplayıcıları), h) Kadı (yargı üyesi). Baykara’ya göre Konya şehrinin, şehir halkını temsil eden ve resmî devlet teşkilatına bağlı olmayan bir teşkilatı vardır. Şehrin ileri gelenleri anlamında ayan-ı şehir de denilen bu zümre eşraf olarak da anılır ve “ekâbir-i Konya” diye bilinir (BAYKARA, 1985: 78). Baykara’nın naklettiği bu esnaf zümrelerin şehirlerde yeniden teşkil edilmesi ve şehrin ticarî sınıflarının şehir hakkında verilecek kararlarda görüşlerinin alınması gereklidir.

8. Şehirlerin AVM ve cadde mağazacılığına kısıtlama getirmesi ve metre kare büyüklüklerini küçük ve orta ölçekli esnafın rekabet gücünü engellemeyecek hadlerde tutması gerekir:
Belediyelerin temel amacı kent rantını yükselterek yoksullaşmanın derinleştirilmesine sebep verecek bir mekân denetimi değildir. Şehir, insan kaynaklarının mekânın metalaştırılarak yitimine fırsat vermemelidir. Hane sisteminin sürdürülebilirliği için haksız rekabet ve monopol oluşturacak sermaye hareketlerine izin verilemez.

9. Mahalle teşkilatlarının tesisi sağlanmalıdır:
Mahalle teşkilatı tüzel kişiliği bulunan mahalleliye, gasilhane-düğün salonu-mahalle mescidi-mahalle kütüphanesi-mahalle sağlık ocağı-mahalle tanzim satış mağazası-mahalle okulu-mahalle toplantı/konferans salonu-mahalle misafirhanesi-mahalle uzlaşma komisyonu (hukukçulardan oluşacak) inşası için arsa tahsisi yapılmalıdır.

10. Şehir en yüksek binasını mabedlerin oluşturduğu bir mimari ile inşa edilmelidir:
Şehrin sakinlerinin binaları yükseltmesine demokratik çoğunlukla karar vermesine izin verilemez. Manzara hakkı esastır. İmam Malik’ten şu nakledilmiştir: “Dedim, bir kimse benim hanemin karşısında haneme üstten bakacak şekilde bir saray inşa etse ve hanemde çoluk çocuğumun oturup kalktığı avlumu seyredebilecek şekilde kapı ve pencereler açsa, onun bu tasarrufuna İmam Malik’e göre benim, engel olma hakkım var mı? Dedi: Evet bundan men edilir” (DEMİR, 2012: 280). Mabedlerin yüksekliklerini aşan bir konut ve kent siyaseti reddedilmelidir. İlk Müslümanların komşu mahremiyetini ihlale izin vermemek için, evlerini çok katlı yapmaktan kaçındıkları, hatta pencere ve çatı gibi unsurları da komşu mahremiyetini etkilemeyecek bir şekilde düzenledikleri belirtilmektedir (CAN, 1985: 140).

11. Şehir nüfus itibariyle büyüdüğünde ahalisinin bir kısmının zaruri iskânıyla “uydu şehir” kurulmalıdır:
Belediye şehrin nüfusu büyüdüğünde iskan politikaları geliştirerek şehrin dikine büyümesini engellemelidir. İskan mesleki çeşitliliği koruyacak ve gönüllülüğü esas alacak şekilde gerçekleştirilir. İki şehrin birleşmesine imkân verilmemelidir.

12. Şehir üretim alanı ile mesken alanını “cami-bedesten” merkezinde birbirinden ayırmalıdır. Şehrin orta yeri-meydanı bedesten/cami’ye çıkmalıdır. Kimliksiz şehir olamaz; iktisadî düzenlemeleri yapamayan şehir de yoksullukları önleyemez:
İslam şehirlerinin merkezinde cami-bedesten olduğu gerçeğine dayanarak şehrin ortası dinî-iktisadî bir mekân ile tasavvur edilmelidir. Şehirler kimliklerini dine mensubiyet ve iktisadî yetkinlik ile elde ederler.

13. Evlerde bahçe yani “hayat” olmalıdır. Kadınların evdeki üretimi belediyelerce değerlendirilmelidir. Belediyeler ev mamüllerine pazar oluşturmalıdır:
Belediyeler kurdukları meslek liseleri ile üretim temelli bir toplumun yetişmesini sağlamalıdır. Belediye şirketleri vasıtası ile şehirde üretilen mamülleri satışa sunmalı ve üreticilere üretim karşılığı kâr payı vermelidir.

14. Belediyeler şehir pazarlarını civar belde sakinlerinin katılımına açarak küresel kapitalizmin eşya-emtia-meta arzını kısıtlamalıdır:
Bir şehir yürüyen merdivenler, asansörler, metro yatırımları, teknolojik üstünlükler ile kendini kırdan farklılaştırmak yerine üreticinin ürettiklerini pazara sunacak mekânlar tesis ederek sınıfsallaşmayı önleyebilir. Bireyin kendini makinaya teslim ederek kaybolması ve teknolojik özneye dönüşmesi çarşıların egemenliği neticesinde tezahür etmektedir. Şehir üreten ferdlerin fıkıhla inşasıdır. Teknolojinin kendi fıkhını dayatması ve şehri belirlemesi fıtrata aykırıdır.

15. Emlâk rantı yıkılmalıdır:
Belediyeler ferdlerin emlâk rantını yıkmalı, şehri büyütmemeli ve eğer büyümüşse küçültmenin yollarını aramalıdır. Şehirler üretim ve Pazar temelli olmalıdır. Emeğe dayanmayan rant gelirlerini büyütmek belediyelerin görevi değildir. Türkiye’nin kent nüfusunu büyütmek küresel kapitalizmin Doğu toplumlarını proleterleştirmesine yol açmaktadır.

- BAYKARA Tuncer, Türkiye Selçukluları Devrinde Konya, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1985
- CAN Yılmaz, İslam Şehirlerinin Fiziki Yapısı, TDV Yayınları, 1995
- FARABİ, Fusûlü’l Medenî- Tenbîh Alâ Sebîli’s- Sa’âde Farabi’nin İki Eseri, Haz: Hanifi Özcan, 2005


 Lütfi Bergen
lutfibergen.blogspot.com.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.