25 Nisan 2014

İsmet Özel: "Türklük Allah'a kul olma kılavuzudur."

"Kullanma ne demek? Arapçada istimal diyorlar. Biz kullanma diyoruz. Bunun çok açık, görünür bir sebebi var. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de ayet-i kerimelerden birinde Allah’ın dünyayı insanlara musahhar kıldığına dair bir hüküm var. Allah dünyayı insanlara musahhar kılmıştır. Bunu nasıl tefsir etmeli sorusunun cevabı Türkçedeki ‘kullanma’ kelimesindedir. Allah dünyayı musahhar kıldığı için biz ‘kul’lanıyoruz. Kulluğu üzerimize alıyoruz. Kullanma dediğimiz şey kulluğumuzun şuurunu benimseme ve kulluğumuzun gereğini yerine getirme. Bu dünyada başka hiçbir lisanda bizim ‘kullanma’ diye çocukluğumuzda öğrendiğimiz kelimeye benzer bir yaklaşım yoktur. Kullanma dediğimiz zaman daha çok pejoratif manada kullanırız. ‘O onu kullanıyor’ veya ‘Ben kendimi kimseye kullandırmam!’ Bu güzel bir ifadedir. ‘Ben Allah’tan başkasının kulu olmam’ demektir."

Türkiye’de Türklerin karar sahibi olmaları bu topraklardan yeniden kâfirlerin imkânlarını daraltacak bir hareketin uç vermesi tehlikesini barındırıyor. O yüzden bu ülkenin yok edilmesi planı uygulanıyor. Günlük hayatımızı yürütürken mahalli imkânlarla işimizi halletmemizi imkânsız kılan, mahalli imkânlarımızı kendi ellerimizle üretmemizi imkânsız kılan bir şey dayatılıyor. Biz bunları bir gelişme, bir kazanç gibi anlıyoruz. Çünkü mahrumiyet hissimiz, dünya nimetlerinden yeterince istifade edemeyişimiz sebebiyle alevli. Biz dünya nimetlerinden ne kadar çok istifade edersek onun hayrımıza olduğunu düşünerek yaşıyoruz. Birileri de bize eskiden olduğundan daha tatminkâr bir alan açıyor. Biz bu alana talip olduğumuz sürece elimizden neleri bıraktığımızı fark edemiyoruz. Türk varlığı kendi üstünlüğünü kabul ettirmediği sürece Türk varlığı olamadı şimdiye kadar. O yüzden dünya ilişkilerinde bu üstünlüğün fark edilmemesini sağlayan tedbirler aldılar. Çok basit bir şey. Türkiye’yi bu haliyle elimizde tutalım mı, tutmayalım mı? Kim sana zaten Türkiye’yi vermiş ki… Ama boğaz üzerindeki o köprüler, dünya ticaretinin işleyen bir parçası olduğu sürece kontrolü Türkiye’ye bırakılmayacak şeylerdir. Aynen başından beri Boğazlar üzerindeki kontrolün Türkiye’ye bırakılmaması gibi. 


Türkiye’de biz kendi gücümüzü kendimize güvenerek toparlamak gibi bir yol tutmadığımız takdirde her şeyin şimdi olduğundan daha ağır bir bağımlılığa sebep olacağını bilmemiz lazım. Bir yerden başlamamız lazım. Nasıl kendimiz oluruz? Bizi biz olmaktan çıkaran şeyin ne olduğunu keşfetmemiz lazım. Bizi biz olmaktan Tanzimat Fermanı’yla Türkiye’de ‘Siyasi üstünlük Müslümanların hakkı değildir’ prensibini kabul ettirerek çıkardılar. Öyle bir eğitim altındayız ki, şu söyleyeceklerimi birçokları ‘Olur mu öyle şey, olmasa daha iyi’ diyerek karşılayacak. Tanzimat Fermanı ilan edilmeden önce hiçbir gayrimüslim bir Müslümanın önünden at üzerinde geçemezdi. Eğer gayrimüslim at üstündeyse ve orda da bir Müslüman oturuyorsa atından iner, dizgini tutar, Müslüman’ı geçtikten sonra atına binerdi. Müslümanın önünden bir gayrimüslim at üzerinde geçemezdi. Şimdi, ‘Bu insan haklarına aykırı!’ diyeceksiniz, değil mi bana? Tanzimat bunu yok etti. Güya padişahın tebası eşit dediler. Milletler arasında bir klasifikasyon vardı. En yukarıda Müslümanlar, onun altında Grekler, onun altında Ermeniler, onun altında Yahudiler, onun altında çingeneler mesela. Tanzimat Fermanı’na ilk itiraz Greklerden geldi. Müslümanlardan değil. Grekler dediler ki Yahudileri göstererek ‘Biz şimdi bunlarla eşit mi olduk?’ Bu önemsiz gibi görünüyor. İslami esaslara göre yeniden tanzim edilebilecek bir şey olabilir. İslam’dan inhiraf söz konusuysa onu İslami esaslara göre düzeltmemiz gerekir idi. İbrani esaslara göre değil. Biz ikincisini yaptık. İslami esasları askıya aldık ya da tamamen terk ettik. İbrani ve Hıristiyan esaslar o zamandan bugüne kadar daha çok bizi tesir altında bırakarak getirdi.”


Biz diyoruz ki Tanzimat sonrasında Türk Milleti’nin varlığına yönelmiş tehditler başlangıçta lisana dair tehditlerdir. Başlangıçta Türkçe Kur’an’dan doğma bir dil olduğu için dinimize hücum edemeyenler, dinimizi aşağılamaya gücü yetmeyenler dilimizle uğraştılar. O yüzden biz İstiklâl Marşı Derneği olarak yazımızı geri aldığımız takdirde bütün işlerin hayra dönen bir veçhe kazanacağını savunuyoruz. Çünkü Türkçe dediğimiz lisan bu yazıyla doğmuştur ve bu yazıyla yükselmiştir. Ama bize kötülük yapmak isteyenler, Türk Milleti’ni tarihten silmek isteyenler yazımızı elimizden almaktan daha büyük bir kötülük yapmak isteyenler musikimizi yok ettiler. Neden musikimizin yok edilmesi yazımızın elimizden alınmasından daha büyük bir tehlike? Çünkü musiki bir üst dildir. Biz lisan ile bir şey elde ederiz, bina ederiz. Fakat musiki lisanın da ulaşamayacağı bir iletişim gücüdür. Bizim bu bakımdan çok zengin ve sağlam bir yapımız vardı. Bu yapı da aslında hemencecik kâfirlere teslim olmadı. Türk musikisi gazinolarda, sazlarda dahi olsa 50’li yıllara kadar hayatını devam ettirdi. Ama daha sonra kapitalizm musikimizi yok etti.”

Tamamını okumak için:
www.istiklalmarsidernegi.org.tr/Yazi.aspx?YID=1036&KID=2

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.