14 Nisan 2014

Türkiye güzel olduğu için mi bizim?


Hayır, Türkiye güzel olduğu için bizim değildir, bilakis Türkiye bizim olduğu için güzeldir. Bizimle güzelleşen, bizimle yükselen bir ülkemiz var. Daha doğru, daha ilginç bir ifadeye kavuşmak şöylece mümkün olacaktır ki, Türkiye’yi güzelliğe dağı, taşı, ovası, suyu, florası, faunası değil, bizim, bizlerin biz Türklerin duruşu kavuşturmuştur.
Çok mu ileri gittim? Evet, çok ileri gittim. Türkiye’nin niçin Türklerin olduğu beyanına geçmeden önce Türkiye’nin neresi olduğunu dile getirmeliydim. Türkiye diye adlandırılan saha Almanların Enver’i Edirne fatihi, İngilizlerin Mustafa Kemal’i Anafartalar kahramanı şekline soktuğu saha olarak mı bilinmelidir? Bize Millî Şefimizin “Sizi ben bile kurtaramam” diyen İsmet İnönü olduğunu kabul ettirenler demokrasi şehidimizin de asılarak idam edildiği sıra “Kimseye kırgın değilim” diyen Adnan Menderes olduğunu kabul ettirenler değil mi? Solcu geçinenlerin sosyalist bir dönüşümün, Müslüman geçinenlerin de İslâmî bir dönüşümün imkânlarını tamamen yok ettikleri yer… Orası Türkiye mi?

Hayır, gerçek Türkiye orası değil. Adı üstünde: Gerçek Türkiye tarihte iki kez gösterilen bir duruş vasıtasıyla Türk vatanı haline gelmiş bir yerdir. Bu duruşun İslâmî duruştan başka bir şey olmadığı da bütün dünyaca bilinir. Bütün dünya Endülüs Emevileri’nin bu duruşu gösteremediğini de bilir. Buraların Türk toprakları olarak adlandırılması zarureti buralara mana kazandıranların Türkler oluşundan doğuyor. Diyar-ı Rum’un Türkiyeliğine bir mana verme faslını atlayan herkes Türklük vasfını anında kaybediyor.

Kemiyetle değil, keyfiyetle Türk’üz. Sahip çıktığımız toprak arkaik zamanlardan beri birçok insanın, birçok kavmin iskânına medar olmuştur. Buralara vatan karakteri sağlayarak buraları vatan belleyenler sadece Türklerdir. Her ne kadar sayımız hiçbir çağda Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde altısını hiçbir zaman tecavüz etmemişse de biz dost ve düşman tarafından keyfiyetimiz sebebiyle, Allah’ın askerleri vasfımızla Türk olarak biliniriz. Baştan beri işi gücü Türklük olan insanlarız biz. Gözden kaçırılmasın ki, işli güçlü insanlarız. Anlaşılsın ki, iş güç sahibi birinden bahsedenler insandan bahsetmeğe, insanlığa liyakat kesp etmiş olandan bahsetmeğe başlamıştır. Öküzleri çifte koşmakla onları iş güç sahibi haline getirmek mümkün değildir. Onları boyunduruk altına alan çiftçidir iş güç sahibi olan. İşin varsa gücün de vardır. Güce kavuştuğun anda işe de kavuşmadıysan ziyandasın, habis birisin ve abesle iştigal ediyorsun. Meşruiyet dedikleri şey senin yaptığın işten aldığın adı haysiyetin kılışınla doğar. Alnının teri, alnının akıdır. Bu meyanda tarih içinde bilhassa Abbasi saltanatı hüküm ferma olmasından itibaren Türk adı İslâm demeğe gelmiştir. Türkler kendilerine iş bulmuş ve/veya kendine iş bulabilene Türk denilmiştir. İslâm medeniyeti içinden bir ibra usulü doğuranlar Türkler olmuştur. Küfrün geri adım atmağa zorlandığı bir yere kavuşulmadığında Türk’le karşılaşılamamıştır. Türk işi dedikleri nedir? Türk işini mamur beldelerin, muhteşem cihazların ifade ettiği söylenemez. Türk varlığı sadece hakla, haklılıkla, hakkaniyetle anılan bir varlıktır.


Gaz verilmesini hayra yorup bir şekilde ifadeleriniz arasına “Türk Medeniyeti” tabirini sıkıştıracak olursanız bütün dünyayı kendinize güldürürsünüz. Türkler hiçbir çağda medeni dünyanın bir parçası veya bir veçhesi olmamışlardır. Ancak söylediğiniz yalanın arkasını getirmek için Türk medeniyeti lâfzına müracaatınız anlamlı olur. Başınızın Türklükle hoş olmadığını ispata medeniyetle başınızın hoş olduğu intibaı vererek yeltenirsiniz. Türklük bir kültür varlığını da işaret etmez. Çeşitli Türk kavimleri saymanıza ruhsat ve imkân verilmiştir; ama bunlardan hangisinin bilhassa Türk, gerçekten Türk, asıl Türk veya sadece Türk sayılması ruhsatı kimsenin elinde değildir ve Türk varlığını bir kavim olarak teşhis etmenin imkânı yoktur. Medeniyetle, kültürle, kavmiyetle Türklüğü birleştiremezsiniz. Türklük bir ethos, bir karakter, bir seciye, bir şecaat, bir ahlâktır. Nasıl Türkler dinlerinden başka bir şeye kıymet vermemişlerse, dine sahip çıkma haricinde bir şeyle de değer kazanmağa heves etmemişlerdir.

Sultası altında olduğumuz medeniyet bizi bilmeğe icbar ediyor ki, Hıristiyan tarihlemesi uyarınca geç-antik çağ içinde İslâm marifetiyle din ve ahlâk birleşmiş, her ikisi de aynı alanı temsil eder olmuş, birinden diğerinin anlaşılması tabiî karşılanmıştır. Birinin dinsiz bilinmesi onun ahlaksız bilinmesine karine teşkil eder; o kişi ahlak sahibi addediliyorsa onun dindarlığa liyakatinden şüphe edilemez.

Post-Modern tabirine meriyet tanınan her yer ve zamanda Türk milliyetçiliği imana taalluk eden yegâne husus olarak görünüm sahibidir. Gören için tarihte ilk defa Allah’ın birliğine ve Muhammedin onun kulu resulü olduğuna iman etmenin Türklükten başka bir şey ifade edemeyeceği cereyan haline girdi. Kelime-i tevhidin tarihte kazandığı anlamı merak eden kim olursa karşısına bir Türk milliyetçisi çıkmadıkça bu merakını giderme talihine eremeyecektir.

İsmet Özel, 12 Nisan 2014
Kaynakİstiklâl Marşı Derneği

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.