02 Mayıs 2014

İşte Kıbrıs "Tape"leri!


“Denktaş da Birleşmiş Milletler’den döndükten sonra bağımsızlığını ilan edeceğim diye tutturdu. Dışişleri Bakanımız bunu önlemek için Denktaş’a bir zirve toplantısı önermesini telkin etti. Bunu da Kiprianu kabul etmedi. Ancak benimle konuşacağı karşılığını verdi. Denktaş diye bir kimse tanımıyor. Denktaş bir kere bu çıkışı yaptıktan sonra bundan dönmesi çok zordur. Siz acaba Kıbrıs Türkleri arasındaki iç durumu biliyor musunuz? Her gün komünistler kuvvet kazanıyor. Bugün Meclis’te çoğunluğa Denktaş ancak bir farkla sahip bulunuyor. Bu durum devam ettiği takdirde bundan sonra yapılacak ilk seçimde tahminim sol grup iktidarı ele alacaktır. Rum tarafında zaten komünistler var. Türk tarafında da komünist bir grup var. Bunlar birleştiği takdirde işte o zaman Akdeniz’de tam Sovyetler’in arzuladığı gibi bir durum meydana gelmiş olur. Acaba Amerikalı dostlarımız bunu mu arzu ediyor? Denktaş bağımsızlığını ilan ettikten sonra Anayasanın değiştirilmesi için harekete geçti. Biz Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık kararını tasvip etmemekle beraber size şunu sormak istiyorum. Daha önce mevcut durum ile bugünkü durum arasında bir fark var mı?
- Kenan Evren, Anılarım - 5. Cilt, Milliyet Yay. 1990.

Yukarıda nakledilen sözler gizli telefon görüşmelerinden aşırılıp oraya buraya sızdırılmış bir konuşmaya ait değil. Dolayısıyla bugün Türkiye’de dönüp duran mide bulandırıcı gündemin bir parçası değil. Şu anda Kıbrıs’ın Kuzey tarafı ile Güney tarafı arasındaki müzakereler oldukça ileri bir aşamaya gelip çattığı halde, yine de mide bulandırıcı gündemin bir parçası değil. Ama bu “ileri aşama”nın kendisinin mide bulandırıcı olmadığı manasına gelmiyor. Belki daha rafine bir gündem. Çünkü 2004’te Annan Planı dolayısıyla ortalığı velveleye veren ulusalcıların bugün gıkının çıkmıyor oluşu ABD’nin bu sefer daha kararlı hareket ettiğini gösteriyor. Yukarıdaki sözleri Türkiye Cumhuriyeti’nin 17. Genelkurmay Başkanı ve 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 1983’te bağımsızlığını ilan etmesinden dolayı rahatsızlığını ifade etmek üzere kendisini ziyarete gelen Donald Rumsfeld’e söylüyor. Devlet yetkilileri, bugün olduğu gibi, kendilerini hesaba çekmeye salahiyetli gördükleri Amerikan yetkililerine hesap veriyorlar. Ancak, şimdi memleket meselelerini sözümona kendi kafalarına göre karara bağlıyormuş, bir yerden talimat almıyormuş gibi görünmek için el altından sızdırdıkları dışişleri, içişleri, kenarişleri, kıyıişleri görüşmelerinden değil. Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci ağızdan, en resmi görüşü. Resmi görüşün menşei elbette Lozan’a istinat ediyor. Yani bütün teferruatını tek tek zikretmesek bile Misak-ı Millî’nin terki siyasetiyle hülasa edebileceğimiz Lozan’a. Dolayısıyla resmi görüşün Kıbrıs meselesinde takındığı tavırların Misak-ı Millî ile alakası yok. En azından Türk Milleti’nin misakı ile bir alakası yok. Çünkü Kıbrıs Misak-ı Millî’ye dâhil değil. “Misak-ı Millî’ye dâhil olup olmaması ne farkeder?” diye soracak olursanız, bir üst paragrafı okumadan geçtiğinizi söyleyeceğim. Evet, Kıbrıs’ın Türk Milleti’nin misakı ile bir alakası yok. Ama başka misaklar, ahidleşmeler, söz alıp söz vermeler resmi görüşü ne kadar tayin ediyor diye merak edecek olursak “fark”ı keşfetmek için iyi bir yerdeyiz demektir.
- D.Celaleddin Kavas

Tamamını okumak için tıklayınız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.