14 Temmuz 2014

Dursun Gürlek: İstanbul ve Gençlik Ruhu

Mostar: İstanbul’u genç bir komutan fethetti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dursun Gürlek: İstanbul’u fetheden komutan yaş itibariyle gençti ama olgunluk, ilim ve irfan itibariyle gençliğin üstündeydi. Yani kâmil insandı, büyük ve olgun bir insandı. O bakımdan biz Fatih Sultan Mehmed’in yaş bakımından gençliğine değil de ilmine, irfanına, devlet adamlılığına bakıyoruz ve güzel bir değerlendirmede bulunuyoruz. Ama bence Fatih’in en önemli özelliği, takdire şayan olan yanı Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) müjdesine mazhar olmasıdır. Neydi o müjde? Peygamber Efendimiz (s.a.v) İstanbul’un, eski ismiyle Konstantiniyye’nin fethedileceğini müjdelemişti. Bu fetih hadisidir. “Konstantiniyye bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” İşte bu hadisteki müjdesiyle Peygamber Efendimiz (s.a.v), İstanbul’un müslümanlar tarafından fethedileceğini bildirmişti. Bu hadis nedeniyle de İslâm tarihinde müslüman hükümdarlar birçok defa, gerek Emeviler, gerek Abbasiler zamanında İstanbul’u almaya teşebbüs ettiler. Fakat tarihî, ekonomik, coğrafî ve diğer birçok meseleler nedeniyle İstanbul’u almaya muvaffak olamadılar. Sadece ondan mı? İlk Osmanlı padişahlarından Fatih’in babası II. Murad ve Yıldırım Beyazıt da İstanbul’u fethetmeye çalıştı ancak bir takım sebepler nedeniyle bu fethi gerçekleştiremediler. Neticede bu fetih, 21 ya da 22 yaşında bir genç olan II. Mehmed’e nasip oldu. O bakımdan Fatih Sultan Mehmed, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) müjdesine mazhar olduğu için asr-ı saadet dönemi hariç, gelmiş geçmiş İslâm hükümdarlarının, devlet başkanlarının en önemlisi ve en büyüğüdür. Bu arada şunu da söylemek gerekir, bu hadis-i şerif sahihtir. Bazı nevzuhur ilahiyatçılar kabul etmese bile, Kütüb-i Sitte'de yani altı büyük hadis kitabından birisinde Ahmed bin Hanbel’in “Müsned” isimli eserinde vardır, sahihtir ve doğrudur. Dolayısıyla İstanbul, Mekke ve Medine gibi, Kudüs gibi kutsal bir şehirdir. Çünkü Efendimiz'in işareti üzerine alınmıştır ve bu şerefe layık olmak, daha doğrusu “İstanbul’u alma teşebbüsünde bulunan orduda ben de olayım, ben de bulunayım” diye Ebu Eyyub Ensârî Hazretleri seksen yaşının üzerindeyken kuşatmaya katılıyor ve burada da şehit oluyor. Sonuç olarak fetihte başarılı olan ve şehri alan II. Mehmed oluyor. İşte bu genç hükümdarın şerefi de oradan geliyor. Fatih demek İstanbul demektir, İstanbul demek de Fatih demektir. Benim tavsiyem, genç kardeşlerimiz Fatih Sultan Mehmed’in hayatını iyi öğrensinler. Çünkü o, büyük bir âlimdir, büyük bir komutandır, büyük bir şairdir. Hatta bana sorarsanız veliyullahtandır. Fatih'in hayatını iyi bilmek, İstanbul’un kültürünü iyi bilmek demektir.

Mostar: Gençlerimiz İstanbul’u ne kadar tanıyorlar? Nasıl tanıyorlar sizce?
Dursun Gürlek: Maalesef yeterince tanımıyorlar. Bana sorarsanız sadece gençlerimiz değil, bizim yaşlılarımız da İstanbul’u yeterince tanımıyor. İstanbul, dünyanın en önemli tarih, medeniyet ve kültür şehirlerinden bir tanesidir. İslâm medeniyetinin birçok özellikleri kendisini bu şehir üzerinde gösteriyor. Bu kültür hazinesi İstanbul’da yaşayan insanlar tarafından çok az biliniyor, bu da merakımızın az oluşundan kaynaklanıyor. Geçmiş yıllarda kültürümüzle, medeniyetimizle, irfanımızla bağlarımızı kopardılar. Bu ilgisizlik biraz da bu bağlarımızın koparılma meselesinden kaynaklanıyor. Şimdi meraklarımız biraz biraz çoğalmaya başladı. Belediyeler ve çeşitli kültür müesseselerimiz İstanbul sohbetleri, İstanbul gezileri yapmaya başladılar. Bu, hayra alamettir. Ama bana kalırsa yine de yeterli çalışmalar değil bunlar. Bu merakı, bu çalışmayı, bu faaliyeti daha da geniş kapsamlı yapmamız gerekiyor. İşin acı tarafı şu ki yabancılar Avrupalılar, Amerikalılar ve ya yabancı turistler geliyorlar, geziyorlar, araştırıyorlar, inceliyorlar. Hatta gelmeden önce, ön bilgiler elde ediyorlar. Rehberler yardımıyla şehri geziyorlar. Onlar bizden daha meraklı, daha alakalı… Süleymaniye Kütüphanesi’ne gidin bakın, orada araştırma yapan, bizim Arapça-Osmanlıca eserlerimizi takır takır okuyan yabancı bilim adamlarına, oryantalist veya müsteşrik dediğimiz kişilere rastlayacaksınız. Japonlar bunların başında geliyor. Ama bizim yerli ilim adamlarımızdan kütüphane müdavimi olan, orada Osmanlıca eserleri takır takır okuyan akademisyenlerimizin, ilim adamlarımızın sayısı çok az. Hazine bizde ancak bu hazinenin kıymetini bilmiyoruz. Şair doğru söylüyor “Ol mahiler derya içredir, deryayı bilmezler.” Yani balık denizde yüzer ama suyun kıymetini bilmez. Ne zaman kıymetini anlar suyun? Karaya vurduğu zaman. Biz öyle yapmayalım. Biz suyun kıymetini, yani İstanbul’un kıymetini bilelim. Gençlerimize âcizane tavsiye ediyorum, dünkü medeniyetimizle iyi tanışabilmeleri, yakınlaşabilmeleri için mutlaka Osmanlıca bilmeleri gerekiyor. Osmanlıca bilmeden aydın olunamaz, münevver olunamaz.

Mostar: Şu anda yirmili yaşlarda, İstanbul’da üniversite okuyan bir genç olsaydınız neler yapmak isterdiniz?
Dursun Gürlek: Ben yirmili yaşlarımdayken yapmak istediklerimi o zaman zaten yapmıştım. Yirmili yaşlarımda 1971-1972’de İstanbul’a geldiğim zaman, İstanbul’un tarihini merak etmiştim. O tarihte benim en büyük emelim, o an için hayatta olan ve İstanbul’un tarihini, kültürünü iyi bilen hocalarla, yazarlarla ve şairlerle görüşmekti. Bütün emelim, gayem buydu. Nitekim bunu gerçekleştirdim de. Merhum Necip Fazıl ile tanışıp görüştüm ve onun İstanbul üzerine yazdığı yazıları ve eserlerini bulup okudum. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul üzerine yazan önemli yazarlarından birisiydi ve onun on bir ciltlik İstanbul Ansiklopedisi vardı. O eseri baştan sona hatmettim. Yine İstanbul tarihiyle ilgili Koçu’nun diğer eserlerini de baştan sona okudum. Süheyl Ünver hocayı yakından tanıdım. Onun da İstanbul ile ilgili kitapları çoktur. Bir İstanbul âşığı olan Yahya Kemal Beyatlı’yı çok iyi okumuşumdur. Onun “Aziz İstanbul” isimli eserini bütün gençlere tavsiye ediyorum, mutlaka okusunlar. Bir kere değil, beş kere, altı kere okusunlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir” diye bir kitabı vardır. Bu kitabın ilk şehri İstanbul’dur. Buradaki beş şehrin beş kere okunması lazımdır. Yani Mehmet Âkif’leri, Yahya Kemal’leri, Ahmet Hamdi Tanpınar’ları okumadan İstanbul kültürü anlaşılmaz. Ben öyle yapmıştım o zamanlar, şu an da öyle yapıyorum. Gençlere de bunu tavsiye ediyorum: Okumak, okumak, okumak. Gezmek, gezmek, gezmek… “Seyahat ya Resûlallah” demiş ya Evliya çelebi… O misal yani…

Mostar: “Şehirlerin de ruhu var.” denir. Kimi şehirler kibirli, kimi şehirler sabırlı, kimileri yaşlıdır. İstanbul nasıl bir şehir sizce? Genç bir şehir diyebilir miyiz İstanbul için?
Dursun Gürlek: İstanbul genç bir şehirdir. Başlangıç tarihi itibariyle bakacak olursak son derece yaşlı bir şehir olduğunu görürüz. Ancak ruh olarak baktığımızda gayet genç bir şehir olduğunu görürüz. Çünkü bu şehri bize hediye eden hükümdarın kendisi gençti. Zaten ebedî gençlik, inanan insanlara mahsustur. O bakımdan, İstanbul bu manada gençtir. Kültürü genç ve tazedir. İstanbul’a sahip çıktığımız sürece, bu şehir gençliğini muhafaza edecek ve ebedi gençliğin damgası İstanbul’un bütün kültür müesseseleri üzerinde kendisini gösterecektir. İstanbul camiler şehridir, kütüphaneler şehridir. Yine İstanbul su medeniyetinin bütün eserlerinin görüldüğü bir şehirdir. Kitap medeniyetinin ve eserlerinin görüldüğü bir şehirdir aynı zamanda. Yani İstanbul tarih ve kültür şehridir. Şimdi mesela bugün Ankara nasıl siyasetin başkenti ise İstanbul da aynı şekilde kültür ve medeniyetin başkentidir. İstanbul dün de dünyanın merkeziydi, Osmanlılar zamanında dünya bu şehirden idare ediliyordu. Yarın da yine dünyanın merkezi olacaktır. Yakın bir zamanda buna şahit olacağız. Gelecek günleri beklemeye de gerek yok, çünkü İstanbul bugün bile kültürün, medeniyetin merkezidir. Her gün Sultan Ahmet Camii’ni, Süleymaniye Camii’ni dolduran turistler bizim karakaşımız, kara gözümüz için gelmiyorlar. Mimar Sinan’ın eserlerini görmek, o eserlere bakmak için geliyorlar. O bakımdan İstanbul maneviyat şehridir, güzel insanlar şehridir. Gerçek manasıyla gençliğin, medeniyetin ve kültürün şehridir. Biz bu şehirde yaşadığımız için, kendimizi dünyanın en mutlu insanları olarak kabul edebiliriz. Ben divan şairlerimizden Nedim’i çok severim.

“Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü bahâdır,
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır.” diyor. Üstat Necip Fazıl da “Canım İstanbul” isimli şiirini bu şehir için yazıyor. İstanbul’u en güzel şekilde şiirlerinde tasvir ediyor Necip Fazıl:

“Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; / Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...” “Canım İstanbul”

“Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; / Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.” “Canım İstanbul”

“Deryada sonsuzluğu fikretmeye ne zahmet / Al sana derya gibi sonsuz Karaca Ahmet.” “Karaca Ahmet”

İstanbul’un bütün semtleri güzeldir ancak en güzel semti Eyüp’tür. Çünkü Efendimiz’i (s.a.v) evinde misafir eden Ebû Eyyüb Ensârî (r.a) burada yatmaktadır. Hatta burasının sahibidir. O bakımdan İstanbul, Peygamber şehri olan Medine’nin –yanlış anlaşılmasın Peygamber şehri Medine’nin- kardeşi olan bir şehirdir. O bakımdan İstanbul manen ve uhrevî anlamda diğer İslâm şehirlerinden hiç de aşağı kalmaz.

Mostar: İstanbul’u tanımak bir gence ne kazandırır?
Dursun Gürlek: İstanbul’u tanımak, Osmanlı tarihini bilmeyi, onu tanımayı kazandırır. Çünkü altı yüz senelik Osmanlı Devleti'nin ki altı yüz seneden de fazladır aslında, başkenti olmuş, ondan öncesi de var tabi. Bizanslılar da burada kalmışlar, hatta onlar bizden daha fazla kalmışlar bu şehirde. Biz beş yüz atmış senedir İstanbulluyuz. Bizanslılar burada bin yüz sene kalmışlar. Şimdi biz Osmanlıyı severiz ve İstanbul’a hayranız ama tarihçi olarak, ilim adamı olarak meseleye baktığımız zaman, Osmanlı’dan önceki İstanbul’u, Konstantiniyye’yi de bilmemiz, tanımamız gerekiyor. Nitekim bugün bile Bizans eserlerinin bir kısmı ayakta duruyor. Şimdi siz hiç Ayasofya’nın olmadığı bir İstanbul’u düşünebilir misiniz? Ama Ayasofya bir Bizans eseridir. Mesela Yerebatan Sarnıcı olmadan bir İstanbul düşünmek mümkün mü? O da bir Bizans eseridir. Bozdoğan Kemeri olmadan İstanbul düşünmek de mümkün değil. Ama o da Bizans eseri. Fakat Fatih Sultan Mehmed nasıl İstanbul’u fethettiğinde burasının halkı müslüman olduysa Ayasofya da, Yerebatan Sarayı da müslüman oldu. O bakımdan gençlerimiz İstanbul’a böyle baksınlar ve bilgilerini de gençleştirsinler.

Telif Eserleri: Maziye Bir Bakıver, Karınca Huzura Varınca, Kültür Dünyamızdan Manzaralar, Çınaraltı Kitap Sohbetleri, Ayaklı Kütüphaneler, Namık Kemal, Tebessüm ve Tefekkür, Sohbet Tadında.

Çeviri ve Sadeleştirme Eserleri: Amak-ı Hayal (Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi) , Cihan Hatun (Corci Zeydan), Osmanlı Âlimleri ve Sanatkârları (Ahmet Refik Altınay), Osmanlı Zaferleri (Ahmet Refik Altınay), Senusiler Onüçüncü Asrın En Büyük Mütefekkir-i İslâmîsi Abdülhamid ve Seyyid Muhammed El-Mehdi (Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi)

Kaynak: Mostar Dergisi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.