21 Ağustos 2014

"Turizm yoluyla bir yerden bir yere gelebileceğine inanan salaklarla dolu bir ülke."


Türkiye’de, bundan iki üç sene öncesine kadar, dış ticaret açığını kapayacak iki madde vardı. İki kalem vardı. Birisi tekstil, diğeri turizm. Bugün ne oldu? Tekstili de devre dışı bıraktılar, değil mi? Bunu herkes biliyor. Bir tek, Türkiye’de dış ticaret açığını kapama imkânı olarak turizm var. Ben bütün canlılığıyla, Türkiye’de, turizmin bir çıkar yol olup olmadığını, Türkiye’nin sanayileşme yoluyla, kendini daha sağlıklı bir hale getirip getiremeyeceği tartışmaları içinde, gençliğim geçti benim. Ben, 19, 20-25 yaşındayken, bunlar, Türkiye’nin en canlı meseleleriydi. Ve Türkiye’de hiçbir siyasi kamp, turizmin, Türkiye’nin kurtuluşu için bir çıkar yol olduğunu savunmuyordu. Ama ne yaptılar? Tıpkı anayasadan “Devletin dini İslam’dır” ibaresini, allem edip, kalem edip, çıkardıkları gibi, Türkiye’yi de turizm yoluyla bir yerden bir yere gelebileceğine inanan insanlarla ya da salaklarla dolu bir ülke haline getirdiler. Turizmden, belki dünyada en çok kazanan ülkelerin ilk sırasında, nispi olarak, İspanya gelir. Ama İspanyollar, salak olmadıkları için, hiçbir zaman turizm gelirlerine ekonomilerini endekslememişlerdir. İspanyollar, ne yapabileceklerse reel ekonomi alanında, -onu yapmaya müsaade edildiği kadarıyla tabi- çünkü böyle bir şey var. Böyle bir düzenek de işliyor dünyada. Mesela, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya, nükleer sahada da, genetik sahasında da, elektronik alanında da piyasaya sokulmamıştır. Ancak, Almanya birleştikten sonra, bilgisayar, bir hamle yapabildi Almanya’da. Bu işlerde, ciddi bir kontrol mekanizması var. İspanya, bu kontrol mekanizmasının bilincinde bir ülke olarak, başının çaresine bakmaya çalışıyor. İspanyolların derdi bizi ilgilendirmez, ama şunu anlatmaya çalışıyorum; Türkiye’de kendi ülkesinin, felakete uğramamak üzere organize edilmesini kendine vazife edinmiş kadrolar yaşamıyor. Bilakis, başka, Türkiye’nin aleyhinde çabalar gösteren, ekonomik odakların işini kolaylaştırmak suretiyle, insanlar mansıp sahibi oluyorlar. Türkiye’de yükselmek istiyorsanız, kendinize Avrupa’dan, Amerika’dan bir güç odağı bulacaksınız. Bu güç odağı, aynı zamanda bir finans gücünü temsil edecek. Başka türlü olmaz. O zaman size bir, o odağın ajanı olarak, o odağın bir iş kolaylaştırıcısı olarak size, Türkiye’de bir yer verirler. Bugün Türkiye’de, yer sahibi olan insanların da böyle ilişkileri var. O yüzden, Türkiye’de bugün, yerlerini kaybetmiş olanlarla, onların yerlerine oturmuş olanlar arasında bir mübareze var. Ama bunlar, dokuları aynı olan insanlar. Yani, farklı patronları olan ama, hatta belki farklı patronları olmayabilir de… Müşterekleşebilir, ama dediğim gibi, Türkiye’de söz sahibi olabilmek için, Türkiye dışından dayatılan taleplerin, müdafi olmak zarureti var.

İsmet Özel
Toparlanın, Gitmiyoruz!
(6 Mayıs 2006 Cumartesi, Sivas)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.