10 Eylül 2014

Ruhumuzu verdik, bedenimizi bize bıraktılar


Türkiye’de kültürel manada bir kimlik inşa edilemedi mi?
Düpedüz bir kültür soykırımı var. Biz soykırım yapmadık ama uğradık, kültür soykırımına uğradık. Bizi belirleyen ne varsa, hangi özellik varsa bunlar yasaklanmıştır. Dilimiz, yazımız, mimarimiz, kılığımız, kıyafetimiz, müziğimiz…1920’lerin ortalarından 1950’lere kadar Türk müziği yasaklandı. Cascavlak kaldık, ne İsa’danız ne Musa’dan. Eskimizi unuttuk. Yeniyi alamazsınız. Avrupalı değiliz, Avrupalı olamayız, olmayacağız da.

Milli Mücadele sonrasında bize bir takas teklif edildiğini belirtiyorsunuz, neyi takas ettik?
“Bedeninizi size bırakalım, ruhunuzu verin” dediler, bütün özelliklerimizden vazgeçtik. En önemli vazgeçişlerimiz, laiklikle dinden vazgeçmemiz, asker millet olma özelliğinden vazgeçmemiz, en hayati öneme sahip olan da dilden, Türkçe’den vazgeçmemiz. Bunu medeniyeti değiştirmemiz için yaptılar. Bütün kültür genetiği dilde saklıdır, kültür genetiğinin DNA’sı dildir. O dil bozulduğu anda geçmişle bütün köprüler atılır. İstediğiniz kadar mimariniz olsun, yemekler kalsın, o dil bitti mi her şey biter. Bizim dille birlikte müziğimiz çok önemli yer tutuyordu.

Ruhumuzu harbiye, mülkiye, tıbbıye ile mi teslim ettik?
Tabii, orada başladı. Sadece onlar değil tabii, kurulan misyon okulları var. Belli bir ihtiyaç maddesi zorunlu tutuluyor. Mesela bugün giydiğimiz ayakkabıları almaya başladık. Kılık kıyafet devrimi oldu, şalvarın, kasketin, fesin vahşet olduğunu, medeni olmak için pantolon, ceket giymemiz gerektiğini söylediler. Niye fes giydiğimde vahşi oluyorum, şapka giydiğimde medeni oluyorum diye kimse sormamış.

Prof. Dr. Teoman Duralı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.