30 Ekim 2014

"Çünkü ey Türk senden başkası yoktu kalan / şarapnelle başbaşa."


Diyarbakır'da alçakça saldırıda şehit olan Hava Astsubay Üstçavuş Nejdet Aydoğdu'nun Ünye'deki baba evi.



AK Saray. Maliyeti 700 milyon lira. Maden ocaklarına yatırım için para yoktu ama Çankaya köşküne rağmen yapıldı. Ölen öldü, kalan sağlar...

Ermenek'te kocasını bekleyen bir kadının feryadı


"İçeriden sağ çıksalar ne yapacağız? Üç aydır bizi yedirdiler, bitirdiler. Maaşlarını düzgün vermediler. Elimizde yiyecek ekmek bırakmayıncaya kadar uğraştılar. Şimdi de canlarını aldılar. Sağ çıksalar ne olacak, çıkmasalar ne olacak? Maaşlarını düzenli vermezlerdi. Ekmeklerini ellerinden aldılar. Servislerini ellerinden aldılar. Güneyyurt'u yediler bitirdiler. Güneyyurt'u bitirdikleri gibi her tarafı bitirdiler."

İzlemek için:
http://webtv.hurriyet.com.tr/haber/ermenek-te-kocasini-bekleyen-kadinin-feryadi_98281

"Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını sallar."


Habur'dan Kobani'ye geçen "Peşmergelerden" biri. Fakat aceleyle çıkmış olacak ki sol omzundaki armayı çıkarmayı unutmuş. Haçlılarla ittifAK, inşallah maşallah...

29 Ekim 2014

"Alçakları uğratma sakın"


"Alçakları uğratma" sözünün gereği 91 yıl önce bu toprakları gavurdan kaçırıp yeniden vatan "ilan eden" kahraman Türk askerine rahmet olsun.

28 Ekim 2014

Seminer: Kâfirler ve Türk Milliyetçileri


İstiklâl Marşı Derneği 8 Kasım 2014 Cumartesi günü Konya ilimizde "KÂFİRLER ve TÜRK MİLLİYETÇİLERİ" adlı bir seminer tertip etmiştir. İki celseden ibaret seminer Genel Başkan Şair İsmet Özel'in himayesinde olacaktır.

İlk Celse: Saat 12:00
İkinci Celse: Saat 15:00
Konya Ticaret Odası Konferans Salonu
Vatan Caddesi No:1 Konya (Hacı Veyiszâde Camii Yanı)

İsmet Özel: "Müslümanı Müslümana kırdırma ihalesini kimler üzerine aldı?"


Sürü psikologisi içinde hareket edenlerin yutmaktan memnuniyet duydukları dolmalar var. Meselâ, bu meyanda şecaat arzederken âdet olduğu üzere merd-i kıpti sirkatini söylüyor ve böylelikle AKP hükümetlerine saltanat bahşedildiği dönem içinde faili meçhul cinayetlerin işlenmediği vurgulanıyor. Neden peki? Çünkü cumhuriyetin ilânı ile başlayan ve kimin ve kimlerin millî menfaate aslen muhafızlık ettiği üzerindeki kavga AKP saltanatıyla sona erdi. Millî menfaat dediğimiz şey İslam hayat tarzından başka bir şey bilmeyenlerin menfaatleri mi, yoksa Müslüman görünmediği takdirde işlerinin ters gideceği bilinciyle hareket edenlerin mi? Bu kavga bitti. O günlere gelindi ki, kanaat önderlerinin yaydığı kanaat millî menfaati muhafaza etmenin cezayı müstelzim olduğu yönüne çevrildi. Cumhuriyet ilân edildiğinden bu yana Türkiye’de ya ölenin, yahut öldürenin millî menfaat muhafızı sayıldığı tahterevalli senaryosu çöpe atıldı. Millet en sağlam yolun her çeşitten günahla rahatlama yolu olduğunu artık keşfettiyse, faili meçhule ne gerek var? Faili meçhuller sona erdi diyenler AKP hükümetlerine saltanat bahşedildiği dönem içinde terör tanrısına sunulan kurban sayısındaki süratli artıştan hiç sözetmiyor. Kürtleri öldürenler Türk değil ve Türkleri öldürenler Kürt değil. Yani asıl faili meçhuller AKP yönetimi sırasında işlenen cinayetlerdir. Yönünü müslümanlığa çeviren herkes cinayete kurban gidiyor. Faili meçhuller vuku bulduğu sıralarda mı, yoksa terör tanrısına sunulan kurban sayısının arttığı yıllarda mı Müslüman aileler gencecik çocuklarına daha çok veda etti? Gerek Türkiye içinde ve gerek Türkiye’nin dış-yakınında Müslümanı Müslümana kırdırma ihalesini kimler üzerine aldı?

İsmet Özel, 12 Ocak 2013
Yazının tamamı: İstiklâl Marşı Derneği

Kürdistan milletvekilleri ve kafirler


1920'de açılan meclisteki Kürdistan milletvekillerine kafirler teklifte bulundular: "Sizin için ayrı bir rota kanal açalım" dediler. Ama Kürdistan milletvekilleri: "Hayır. Biz diğer milletvekilleriyle aynı kaderi paylaşıyoruz. Biz bütünlükten ayrılmayacağız" dedikleri için kafirler etkisiz kaldı.
- İsmet Özel

Ayrıca bkz:
Kürt ve Arap İleri Gelenlerinin 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Çektikleri İki Telgraf

27 Ekim 2014

Muhsin Yazıcıoğlu: "Bölücü terör örgütüne aman bir şey olmasın diyenler var."


Terör yüzünden Anadolu çocuğu vurulabilir, şehitler gelebilir, vatan sağolsun denizle yetiniriz ama bu bölücü terör örgütüne aman bir şey olmasın diyenler var. Bunlar korunacak, canına malına zarar gelmeyecek ama Mehmetçik, polis ölebilir. Serseri mayınlarla Türk devletinin teminatı olan güvenlik görevlilerimiz şehit olabilir. Bunların umurunda değil. İsrail, iki asker için bütün Ortadoğu'yu yakmayı göze alıyor. Amerika kendi kıtasında eylem yapıldı diye bütün Ortadoğu'yu kana boyayabiliyor, işgal edebiliyor. Ama Türkiye'de her gün üç-beş Mehmetçik, beş- on polis şehit olabiliyor. Bunların umurunda değil. Yani onların teröristinin canı can, Türk askerinin, polisinin canı patlıcan öyle mi? Böyle yağma yok. Artık bu hesap görülmelidir. Bu hesabı da görmenin zamanı da çoktan gelmiştir.



Askerimizin başına çuval geçirterek, sonra terörle mücadeyi Amerika'ya, Irak'ın kuzeyindeki aşiret güçlerine havale ederek, terörle mücadele koordinasyon görevini Amerikalılara vererek bölgemizin güvenliği teminat altına alınamaz. Türk devletinin güvenliği Irak'ın kuzeyindeki aşiretlere ve Amerika'ya asla bırakılamaz. Hükumetin sürekli dolambaçlı bir şekilde terörü birilerine havale ederek çözme yöntemlerini benimsemiyoruz. İktidar bir türlü terörle mücadele yöntemini ortaya koyamadı. Politikasını ve yöntemini belirleyemediği gibi terörle mücadele için ilgili yasayı da ortaya koyamadı. Daha da önemlisi terörle mücadelede kararlılık ortaya koyamadı. Terör de iktidarın bu yaklaşımlarından güç alarak ümitvar olmaya başlamış ve yeniden harekete geçmiştir. İktidarı titreyip, kedine dönmeye ve terörle ilgili doğru yöntemler belirleyip, bunlarla mücadele politikalarını açıklıkla ortaya koymaya çağırıyorum. Sonuç alıcı darbeyi vurmak için öncelikle iktidarın samimi olması gerekir ve samimiyete çağırıyorum.

Muhsin Yazıcıoğlu
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı
Sivas Milletvekili Şehit Muhsin Yazıcıoğlu

Müslümanlar ve Atlar


"Onlara karşı kullanmak üzere gücünüz yettiği kadar kuvvet ve besili at hazırlayın."
- Enfâl, 60

"Dünya saadeti atların sırtındadır."
- Hadis-i Şerif

"Atınuzdan sakın ola inmeyünüz." 
- Murad Hüdavendigâr

"Çırpını çırpını giden atlardan indik
Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına."
- İsmet Özel, Naat

Atın alnına hayır bağlanmıştır



Ravi: Urve İbnu'l-Ca'd

Resulullah (sav) buyurdular ki:

"Atın alnına hayır bağlanmıştır: "(Bu hayır), sevap ve ganimettir. Bu hal kıyamete kadar bakidir."

[Buhari, Cihad, 43, 44, Humus 8;
Müslim, İmaret 98, (1873);
Tirmizi, Cihad 19, (1694);
Nesai, Hayl 7,]

1898 Fergana Eşanlar kıyamında Ruslara esir düşen Türkistanlılar

Enver Paşa, babası Ahmet Bey ve kardeşi Nuri Paşa

25 Ekim 2014

1 Muharrem 1436


Hayırlara vesile olur inşallah.

İstiklâl Takvimi'nden.

24 Ekim 2014

Sultaniyegâh Peşrevi



İnsana kendi manasını buldurabilecek bir müzik var elimizde. Bu topraklardan çıkan yegane müzik, sanat müziğimiz. Bizden, bize. Pop müzik vakit doldurur, insanı oyalar, konforludur, kafa yormaz. Sanat müziği, insanı insanlığını keşfe götürür. Derindir, derinleştirir. Peşrevde yahut saz semaisinde hissedilecekleri başka bir müzik sunamaz. Sistemi olan tek müzik sanat müziğimiz. Gerisi sistemin müziğidir.
- Yağız Gönüler

Sultaniyegâh Peşrevi
Beste: Refik Fersan
Tanbur: Murat Aydemir
Kemençe: Derya Turkan

Severim her güzeli senden eserdir diyerek



Güfte: Bedri Ziyâ Aktuna
Beste: Lem'î Atlı
Makâm: Hicâz

Severim her güzeli senden eserdir diyerek
Koklarım goncaları sen gibi terdir diyerek
Çekerim sîneye her cevri kaderdir diyerek
Yanarım ömrüme vallāhi hederdir diyerek

Tekke'den Meclise: Sıra Dışı Bir Çelebi'nin Hatıraları


Hazreti Mevlânâ’nın torunlarından Veled Çelebi’nin Konya’dan İstanbul Bahariye Mevlevihânesi’ne varan yolu… Sultan Reşad tarafından Konya Mevlânâ Dergâhı portnişinliğine getirilmesi… I. Dünya Savaşı Suriye Cephesi’ndeki askerlerin maneviyatını artırmak üzere kurulan Mücahidîn-i Mevleviyye Taburu’na Sultan Reşad’ın iradesiyle kumandan tayin edilmesi… İttihat ve Terakki’nin hükümetten uzaklaştırılmasıyla Sultan Vahdeddin’in “post”a Abdülhalim Çelebi’yi getirmesi ve Veled Çelebi’nin görevden alınması… Şura-yı Devlet azalığına seçilmesi… Millî Mücadele hareketine katılması… Ve nihayet yeni hükümette bilfiil 20 yıl milletvekilliği yapması…


Saray ve tarikat çevreleri arasında geçen çalkantılı seneler ve şeyhlikten milletvekilliğine varan bir “seyr-i sülûk” hikâyesi… Veled Çelebi, sıra dışı bir “Meşrutiyet Çelebisi” olarak İttihatçıların, Sultan Reşad, Yusuf İzzeddin, Abdülmecid’in izzet ve ikramına, “Mevlânâ’dan başka hiçbir çelebinin mazhar olmadığı iltifata” nail oldu. Yakın dönem Türkiye’sinin siyaset ve tasavvuf hayatına Şeyh Efendi’nin penceresinden bakmak için buyurun…

Detaylı bilgi için:
timas.com.tr/kitaplar/tarih/hatirat/hatirat/tekkeden-meclise.aspx

23 Ekim 2014

1917'den: Türk süvarileri Filistin'de

1917'den: Türk süvarileri Kudüs yakınlarında

1916'dan: Türk birlikleri El Ariş'te


El Ariş; Kuzey Mısır'da, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde, Akdeniz kıyısında bulunan bir vaha ve liman kenti.

1917'den: Türk askerleri Gazze'de

1917'den: Türk makineli tüfekleri Gazze hattında

1917'den: Türk ordusu Filistin'de

1917'den: Türk subayları Filistin menzilinde

1917'den: Beerşeba'da Türk Süvari Birliği sahra hastanesi

1917'den Filistin'e sevkedilen Türk birliklerinin trenle Beerşeba'ya gelişi ve karşılanmaları


Beerşeba; İsrail'in güneyinde bulunuyor. Necef Çölü'nün en büyük şehri, başkenti.

1917'den: Hilal-i Ahmer (Kızılay) Filistin'de

1914'ten: Üzerinde Kanal Harekatı'nda Türk ordusuna ait bir şamandıra olan kartpostal


Kartın sağındaki yazı: "One of the pontoons in which the Turks attempted to cross the Suez Canal in. Note the shell holes in the side."

Tercüme: "Türklerin içinde Süveyş Kanalı'nı geçmek için kullandıkları bir şamandıra. Yantaraftaki kovan deliklerine dikkat."

1914'ten: Türk ordusu Kanal Harekatı'na başlamadan önce Süveyş'te

1915'ten: Gelibolu'da Türk askerleri siperde

1915'ten: Gelibolu'da Türk süvarileri

1915'ten: Gelibolu'da savaşan bir Türk askeri

22 Ekim 2014

İsmet Özel: "Türkiye'nin haritadan silinmesiyle birileri bir şeyler kazanacak."


Dünyada Türk düşmanlığı dediğimiz şey doğrudan doğruya İslam düşmanlığıyla müteradiftir. Gayrimüslim dünyanın imkânlarının daraltılması manasına geldiği için Türk hâkimiyeti, Türk karşısında duyulan her menfi his aynı zamanda Müslüman dünyası karşısında duyulan menfi his demektir. Ama televizyon ve diğer iletişim kanalları yoluyla sizin ruhunuzdan, anlayış alanınızdan tamamen uzakta biçimlendirdiler birçok şeyi. Bugün yapılacak bir şey yok gibi. Türkiye’de yaşayan insanlar başkalarına, dünyayı mahveden insanlara benzemekle kendilerini kurtaracaklarını düşünüyorlar. Türkiye’de yaşayan insanlar bu ülkeden bütün insanlığa bir ümit aşılayacak çabanın doğmasına hizmet etmeyi akıllarının köşesine bile getirmiyorlar. Bu gerekli mi, değil mi, hepinizin düşünmesi lazım. Türkiye'nin haritadan silinmesiyle birileri bir şeyler kazanacak. Ama Türkiye'nin haritadan silinmesiyle dünya ne kaybedecek, bunu önce Türkiye’de yaşayan insanların anlaması lazım. Türkiye’nin haritadan silinmesi diye bir şey bahis konusu olabilir mi? Tabii olabilir. Zaten bu vetire başladı ve mesafe katetti. Türkiye'nin varlığının reddedilmesi ile ortaya çıkan şey hiçbir yaraya merhem olmayacağı halde en azından dünyada yürürlükte olan sistemin sıhhatine katkıda bulunacağı için birileri tarafından finanse ediliyor. Türkiye'nin haritadan silinmesiyle beraber hiçbir dünya gücü önemli kazançlar elde etmeyecek. Ama Türkiye'nin bir direniş ve atılım hayatı yaşamamış olması dünya sisteminin sıhhatini temin edecek.

İsmet Özel, "Sonu Kullanma Tarihi" Konferansı
Erzurum, 24 Kasım 2012

19 Ekim 2014

Gideli 11 yıl oldu: Aliya İzzetbegoviç

Ben bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır.
 - Aliya İzzetbegoviç (8 Ağustos 1925 - 19 Ekim 2003)

 *1983 yılındaki Saraybosna davasında tüm sanıklara "Pişmanız deyin, sizi hapse atmayalım!" teklifi yapıldı. Aliya yukarıdaki cevabı haykırdı, Türk gibi gâvurluğu reddetti. Zaten Sırplar da Boşnakları öldürürken "Türkleri öldürüyoruz" dediler hep.

17 Ekim 2014

Orhan Camii (Küçük Ayasofya Camii)


İznik'teki Orhan Camii, bir diğer adıyla Küçük Ayasofya Camii, Hıristiyan takvimine göre 1331'de Orhan Gazi zamanında kiliseden camiye çevrilmiş. 1920'de işgale gelen Yunan Ordusu tarafından yakılıp yıkılmış... Ortodokslar bu topraklar üzerindeki bir camii, Katoliklerin sahip çıktığı, yedinci Hıristiyan konsülünün yapıldığı söylenen kiliseyi yıkmışlar. Nasıl İstanbul'da Ortodoks varlığını korumak için kilisede çevrilen camiler 1957'deki yıkımdan birileri tarafından beri tutulmuşsa, Ortodoksların siyasetine yaramayan Orhan Camii'nin de yıkılması ve sonra ihya edilmemesi manidar. Daha sonra metruk halde kalan Orhan Camii, AKP hükümetinin Kültür Bakanlığı tarafından Hıristiyanlarca kutsal sayılan yerler listesine alınmış ve 2010 yılında bir yazı ile resmen kilise olarak tanınmış. Ancak bu maksat ile restore edilmiş. Belli ki tamamen kilise haline getirilmesi göze alınamamış olacak, içine bir platform konularak namaz kılınacak yer yapılmış. Ne zaman? 2011 yılında. Yani kilisenin içine mescid konmak gibi tuhaf bir hal ortaya çıkmış. 

Oruç Özel
Çelimli Çalım, sayı 4

16 Ekim 2014

Ali Güngör'ün MHP'den ihraç sebebi

Alparslan Türkeş, Ali Güngör
Türkiye’nin insanı ve devleti ile yaşadığı problemlerin Türk Milliyetçiliği fikir sistemi üzerine kurulmuş projeler ile çözülebileceğine inanan sayısız insanların ölçülemeyecek fedakarlıkları ve yönetici kadroların ısrarlı ve kararlı çalışmaları sonucu milletimizin kabulü ile MHP, 18 NİSAN 1999 SEÇİMLERİNDE ülkemizin ikinci büyük partisi olarak TBMM’ne girmiş ve kurulan 57.Cumhuriyet Hükümetinin büyük ortağı olarak ülke yönetiminde söz sahibi olmuştur.

Söz konusu seçimlerde o zamanki ismi ile İÇEL olan MERSİN ilinden Milletvekili seçildim.

08.12.2000 tarihinde TBMM’nin gündemine getirilen ,ne MHP’nin Milletimize taahhütleri içerisinde ne de Hükümet programında bulunan AF YASASI tasarısı üzerende şahsım adına oyumun rengini belirtmek üzere yaptığım konuşma münasebetiyle Parti Yönetimi tarafından savunmam istenerek ihraç edildim...

Ali Güngör

Ali Güngör vefat etti

Ortada Alparslan Türkeş, hemen solunda Ali Güngör.
Ali Güngör vefat etmiş. Allah rahmet etsin, mekanı âli olsun. "Rahşan Affı" denen terörist kurtarma operasyonuna imza attığı için partisini dahi yerin dibine sokmuş bir yiğit milliyetçi adamdı. Şu sözüyle hatırlanacaktır: "Sayın Ecevit'in geleneğine vatan hainlerini affetmek fazla yabancı gelen bir husus değildir."



57. Hükümet'in Aralık 2000'de Af Yasasını (Rahşan Affı) Meclis'de gündeme getirmesiyle ilgili, 21. Dönem Içel Milletvekili yiğit ülkücü Ali Güngör'ün yaptığı müthiş konuşma:

Efendim, oyunun rengini belli etmek için, aleyhte olmak üzere, İçel Milletvekili Sayın Ali Güngör; buyurun efendim.

ALİ GÜNGÖR (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz af tasarısı, Meclisimize art niyetli olarak getirilmiştir... (DYP sıralarından alkışlar) ...çirkin ve tehlikeli bir hesabın ürünüdür. Amaç, Anayasamızın 14 üncü maddesini delerek, Meclisin yetkisinde bulunmayan, vatan hainlerini, PKK'lı canileri ve onun terörist başını affetmek ve bu büyük vebale bu büyük Meclisi alet etmektir. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bunları söylerken, tasarıyı hazırlayıp Meclise gönderen hükümete haksızlık yaptığımı düşünmüyorum, bir kehanette de bulunmuyorum; çünkü, bu hükümet, kuruluşunun hemen akabinde, ilk iş olarak, pişman olduğunu söyleyen PKK'lılara af çıkarmıştır; takiben, yine, basın suçlarına verilen cezaların ertelenmesi adı altında, adı basın olan paçavralarda kalem oynatan PKK'lıları affetmiştir.

Şimdi, bu tasarıyla, 169 uncu madde kapsamında, PKK canilerine bilerek yardım ve yataklık edenlere af getirilmektedir.

Yine, hepinizin malumudur ki, bu hükümet, Abdullah Öcalan'a bağımsız yargının verdiği idam cezasını Meclise göndermemiştir. (DYP ve FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Şu hususu, tasarıyı hazırlayanlar dahil, Türkiye'de herkes biliyor; tasarı yasalaşırsa, Anayasa Mahkemesine gidecek ve PKK'lı canileri de şamil hale dönüşecektir. (DYP sıralarından alkışlar)

Şimdi, DSP'li sayın üyelere fazla bir şey söylemek istemiyorum; çünkü, Sayın Ecevit'in geleneğine vatan hainlerini affetmek fazla yabancı gelen bir husus değildir. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; DSP sıralarından "Yuh" sesleri, gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Güngör, bakın, lütfen, konuşma üslubunuzu daha dikkatli seçin. Türkiye Cumhuriyetinin hiçbir başbakanı, vatan hainlerini Türkiye'de affetmez...

TURHAN GÜVEN (İçel) - Müdahale etmeyin Sayın Başkan.

ALİ GÜNGÖR (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - ...böyle bir konu için de çalışmaz. Lütfen, daha dikkatli konuşun, kelimelerinizi de daha dikkatli seçin lütfen.

ALİ GÜNGÖR (Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

125 inci madde, 146 ncı madde ve bunlarla birlikte anılan maddeler, Türkiye'de Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmayı hedef alan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini sınıf ve etnik farklılıklara dayalı bir devlet haline getirmeyi düşünen kalkışma hareketleridir. 1974'te, bu maddelerden suçlu bulunan kişiler affedilmiştir. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partili, Doğru Yol Partili ve Anavatan Partili değerli arkadaşlarıma hatırlatmak istiyorum: Bu derece çirkin ve tehlikeli bir af yasasını, MHP teşkilatı ve ülkücülerin kabul etmesi hiçbir şartta mümkün değildir. (DYP sıralarından alkışlar) Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi teşkilatlarının da rıza göstermeyeceğini biliyorum.

HASAN EKİNCİ (Artvin) - Ret veriyoruz zaten.

ALİ GÜNGÖR (Devamla) - Öyleyse, bu partilerin Meclis grupları, şimdi, niçin bu af tasarısını kabul etsinler?!

HASAN EKİNCİ (Artvin) - Biz reddediyoruz.

ALİ GÜNGÖR (Devamla) - Bu ağır vebali, Milliyetçi Hareket Partisi, Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi taşıyamaz. Umuyorum ki, Fazilet Partisi de, geçmişte Millî Selamet Partisinin yaptığı hatanın farkına varmış olsun.

Değerli milletvekilleri, bu çirkin ve tehlikeli af tasarısını geldiği yere, Sayın Başbakana ve onun bakanlarına, yakıştığı yere göndermek, bu Meclisin yapacağı en hayırlı iş olacaktır. (DYP ve FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bırakalım bu çirkin tasarı, geldiği yerde ve yakıştığı yerde kalsın.

Ben, bu gerekçelerle bu af tasarısına "hayır" diyorum ve Muhterem Heyetinize saygılarımı sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN- Değerli milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunacağım; ancak, oylamanın açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır.

Şimdi, önergeyi önce okutacağım, imza sahiplerini arayacağım ve sonra da gereğini yapacağım.

15 Ekim 2014

1915'den: Türk İstanbul


Şu an eseri dahi kalmamış olan Türk İstanbul silueti, o yıllarda hem sade, hem muhteşem imiş.

19. yy sonlarında Mekke


Hemen arkada Ecyad kalesi ve üzerinde dalgalanan Türk bayrağı.

1912'den: Karadağ'da Türk egemenliğinin sonu


Ordumuz geri çekilirken.

TYB İstanbul'dan: Şiir Günleri


Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan “Şiir Günleri”, 18 Ekim Cumartesi günü başlıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenen kültür etkinlikleri çerçevesinde, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen “Şiir Günleri”, 18 Ekim Cumartesi günü saat 12.00’de Birliğin Sultanahmet’teki binasında başlıyor. 23 Ekim’e kadar devam edecek olan etkinliğe, 50’ye yakın şair katılacak, oturumlar, söyleşiler, okumalar gerçekleştirilecek.

Detaylı bilgi ve program için:
www.tyb.org.tr/ube-haberleri/17269-tyb-stanbul-iir-guenleri-.html

14 Ekim 2014

Helâle riayet ederek özgür olmak


Toprağın, cennet-vatanın özünde olan şeyler fışkırırsa ancak o zaman özgürlükten bahsedebiliriz. İstiklâl fikri özgür insanların (özgür insan Türk'ten başkası mıdır?) taşıyabileceği, kaldırabileceği bir fikirdir. Harama bulaşmadan, helâle riayet ederek özgür olma imkânı her zaman yanı başımızdadır.

Durmuş Küçükşakalak, Peynir Zeytin Özgürlük
19.06.2010, Ankara

“Ölürüm de yemem”


Ölümü pahasına haram yemiyorsa o adamı yenemezsiniz... Bir adam “Canımı kurtardım” diyor haram yiyor. Ama bir tanesi de var ki “Ölürüm de yemem” diyor... Dünyada Türk milleti var mı yok mu anlamak için bir yerlere bakın; mutlaka görürsünüz. Bütün mesele senin Türk olup olmadığın! Türk milleti olduğu yerde duruyor. Ve başının çaresine bakar. Ama sen onlardan biri misin? Bütün mesele bu!

İsmet Özel, Peynir Zeytin Özgürlük
19.06.2010, Ankara

Yörü bire yalan dünya


Yürü durma yürü yolundan olma
Eğlenip bir yerde kalmayan dünya
Zaten ben garibim anadan doğma
Garibin gönlünü bilmeyen dünya

Yadellere güller verdin gül verdin
Şirin sohbet tatlı tatlı dil verdin
Benim yüreğime doldu bu derdin
Birazına ortak olmayan dünya

Dünyanın kahrını çektirdin bana
Nicesine boyun büktürdün bana
Ağlattın gözyaşı döktürdün bana
Bir kere gönlümü almayan dünya

Aşk kazanı yüreğinde kaynasın
Baksın seyreylesin gönül aynasın
Gayri bundan sonra gülsün oynasın
Neyleyim şu benim olmayan dünya

Yöre: Kırşehir
Kaynak Kişi: Neşet Ertaş
Notaya Alan: Nihat Kaya

Kalbim yine üzgün seni andım da derinden


Kalbim yine üzgün seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden

Makam: Bayâtî
Beste: Selahattin Pınar
Güfte: Yahya Kemâl Beyatlı
İcrâ: Sabite Tur Gülerman

Tarih dergilerinde Ekim 2014






13 Ekim 2014

Sahte şair, gerçek şair

"Osmanlıca Öğrenmek" nasıl olur?


Osmanlıca diye bir dil var mıdır?
Aslında yoktur. Devletlerin değil milletlerin dilleri olur. O dönemde konuşulan dil gramatikal yönden farklılıklar içerdiği için bir adlandırma yapılacaksa o da Osmanlı Türkçesi olacaktır. Aynen daha evvelki dönemlerde Türklerin hâkim oldukları topraklarda konuşulan Eski Anadolu Türkçesi, Karahanlı Türkçesi, Uygur Türkçesi vs. gibi. Ancak Osmanlıca tabiri galat da olsa artık yerleştiği için kullanmakta bir beis yoktur. Bittabi Osmanlıca derken kastımız farklı bir dil değil, Osmanlı Türkçesi olacaktır. Zaten farklı bir dil olması imkânsızdır. Osmanlıcayı farklı bir dil kabul etmemiz tarihî olarak da mümkün değildir. Cumhuriyet kurulur kurulmaz “artık bu dili değil, şu dili konuşalım” diye bir hadise cereyan etmemiştir. Dil elbette zaman içinde değişir. Osmanlıca dediğimiz dönemde kullanılan Türkçe de kendi içinde farklılıklar gösterir. Mesela 15. asır Osmanlıcası ile 19. yüzyıl Osmanlıcası arasında baya farklılıklar vardır. Keza Türkiye Türkçesi dediğimiz dilimizde bile 40’lardaki dil ile şimdiki dil epey farklı değil midir? Osmanlıca diye ayrı bir dil varsa ve şimdi kullandığımız dilin adı Türkçeyse, Atatürk Türkçe konuşmuyordu, Osmanlıca konuşuyordu dememiz icap eder.

Dil Devrimi vs Harf Devrimi
Türkçenin imtihan verdiği üç kul yapısı icraat vardır. Birisi harf devrimi, birisi dil devrimi, bir diğeri ise dil devriminin doğal getirisi olarak uydurma çalışmaları. Genellikle halk, tepkisini harf devriminde yoğunlaştırmıştır. Harfler değiştiği için eski eserleri okuyamadığımızı düşünürler. Hâlbuki eski harfleri öğrenmek iki günlük iştir. Dil hiç değişmeseydi, elif be’yi iki günde sökerek eski yazılı eserlerimizi çok rahat okuyabilirdik. Gelgelelim eski harflerimi çözdüğümüz, metinleri okuyabildiğimiz hâlde karşı karşıya kaldığımız sorun “okuduğumuzu anlamamak”tır. Dolayısıyla anlayamadığımız metni okusak ne olur, okumasak ne olur?

Dünyanın her yerinde diller doğal bir şekilde değişime tâbi olabilir. Elbette sıradan bir İngiliz Shakespeare’i anlayamaz, zaten anlamaması gerekir. Shakespeare avama değil havasa yazan bir şairdir. İlk paragrafta zikrettiğimiz gibi, 1400’lerde de, 1900’lerde de başımızda Osmanlı Devleti vardı, ama dil gerek cümle yapısı, gerek kelime kadrosu olarak farklılıklar arz etmektedir. Mamafih Türkçede dil devrimi dediğimiz hadise tepeden inmedir. “Bu kelime Arapça ve Farsça kökenlidir, bundan sonra onu değil, onun yerine uydurduğumuz şu kelimeyi kullanıyoruz” diye dayatmayla pek çok kadim kelime medya kanalıyla ve okul sıralarında cebren ve hile ile unutturulmuştur. Bu halâ devam etmektedir. ÖSYM’nin sınavlarında çıkan paragraf sorularında geçen kelimelere bir bakın. Ne günlük konuşmada, ne gazetelerde, ne romanlarda, ne akademik çalışmalarda kullanılan ucube sözcükleri ısrarla kullanıp öğrencilere dikte etmeye devam etmektedirler. Biçem, inan, tinsel, yeti, yazın gibi ne idüğü belirsiz kelimeleri kafayı sözcüklerle sıyırmış üç beş entel bozuntusundan başka kim kullanıyor? Evet, dil devrimi de harf devrimi gibi Kemalizmin ideolojik bir hamlesidir. Üstelik harf devriminden katbekat daha zararlı olmuştur. Harf devriminin nasıl doğal olmadığını, sistemli bir dayatma olduğunu muhtelif kitaplardan ve hatıratlardan okumanız mümkündür. Meselâ Agâh Sırrı Levend’in Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri ile Zeynep Korkmaz’ın bu konu üzerine yazdığı onlarca makaleyi okuyabilirsiniz.

Liselere Osmanlıca Dersi
Liselere seçmeli olarak Osmanlıca dersleri konuldu. Bundan böyle artık lisede okuyan bir çocuk, seçtiği takdirde Osmanlıca öğrenmeye adım atabilecek. Ne güzel değil mi? Evet, böyle söyleyince güzel oluyor ama derslerin verilmesi konusunda ciddi sıkıntılar baş gösterecek gibi duruyor. Evvelâ bu dersleri hangi branş hocalarının vereceği belirlenmeli. Şimdilik edebiyat, tarih ve din hocalarının önceliği olduğunu öğreniyoruz. Edebî metinlere edebiyatçının, tarihî metinlere tarihçinin, dinî metinlere dincinin aşinalığı vardır; dolayısıyla şu şubenin hocası daha iyi öğretir demek mümkün değildir. Üstelik herkesin Osmanlıca bilgisi kendisini yetiştirmesi nispetinde değişir. Binaenaleyh en mantıklı yol bu üç branşın hocalarını bir sınava tâbi tutmak ve belli bir puanı geçenleri bu dersi vermeye yetkili kılmak. Böyle bir mevzu yok tabi ortada. Hazırlanan ders kitaplarını incelediğimizde, seçilen metinlerin hemen hemen hepsinin edebî metinler olduğu dikkatınazarımıza çarptığı için bu formatta verilecek bu dersi şimdilik edebiyat hocalarının vermesi daha mantıklı görünüyor. Ayrıca edebiyatçıların aynı zamanda dil tarafı olduğundan, üniversitedeki Osmanlıca eğitimlerinin daha uzun ve teferruatlı olduğunu da göz ardı etmemek lâzım. Asıl mesele bu değil tabi. Bir önceki konuda söz ettiğimiz gibi önemli olan okumak değil, okuduğumuzu anlamak. Dolayısıyla 300 kelime ile biyolojik hayatını sürdüren öğrencilerin öncelikle kelime birikintilerini, kelime haznesi haline getirmek gerekir. Aralarında ciddi mânâ farkları yahut anlam nüansları olan kavramların yekûnunu aynı sözcüklerle karşıladığımız için Türk milleti olarak müthiş bir tefekkür kısırlığı çekmekteyiz. Dünya çapında mütefekkir, bilim adamı, sanat adamı yetiştiremememizin; İngilizceyi en kötü öğrenen toplumlardan biri olmamızın, 50 yıl önce yazılmış bir romanı okurken zorluk çekmemizin sebebi, hep bu unutturulan kelimelerin ve bu kelimelerle uçup giden binlerce mefhumdan mahrum oluşumuzdur.

Öğretmen öğrencilerine talimat verecek. “Haydi, okuduğumuz metni şimdi de günümüz Türkçesine çevirelim ki anlayalım değil mi çocuklar?” Öğrencilerin hepsi inşallah beni seçmez derken hoca Saffet’e döner. “Saffet, oğlum, ilk paragrafı hızlıca bir okuyup açıkla bakalım!”. Saffet paragrafa bir bakar ki anlamadığı bir sürü kelime var. “Şey hocam, münasip tam olarak ne demek?"Uygun demek evlâdım”. “Peki muvafık ne demek?"Uygun”. “Ya mutabık?"O da uygun”. “Mütenasip’i de söyleyin son”. “Uygun”. “Münasip de uygun demek, onu biliyorum”. “Aferin Saffet”.

Osmanlıcayı Nasıl Öğreneceğiz?
Geldik zurnanın zırt dediği yere. Osmanlıcadan kasıt eski harflerle yazılı metinleri okumaksa, kendi çabamızla da, son yıllarda talebin artmasıyla sayıları çoğalan Osmanlıca kurslarıyla da, akademik bir eğitimden geçerek de öğrenmemiz mümkündür. Bilâhare yazma adını verdiğimiz eserlere göz aşinalığı kazanılabilir. Fakat dil, bir kültürün yansımasıdır. O zamanın kültürünü iyi bilmeden, yazanları anlamanın mümkünatı yoktur. Bunun ilk adımı da kelime kadrosunu bilmektir. Başlarda bolca sözlük karıştırarak kelime haznemizi geliştirmemiz elzemdir. Hatta, eski yazıları okumaya başlamadan evvel, yeni harflere sadeleştirilmeden (katledilmeden) aktarılmış metinleri okumak ve kelimelerin manalarını ezberlemek çok faydalı olacaktır. Söz gelimi bir Bakî’nin günümüz harflerine aktarılmış şiirini bir anlamadan eski harfli divanını okumak pek de anlamlı bir gayret olmayacaktır.

Ekrem Sakar
heyula.net

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.